CUM’A SOHBETİ ( 7 /30 )

HÜSEYİN DE BİZİM, YEZÎD DE BİZİM!...

“ Bir de öyle bir fitne’den sakının ki, o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz, (tümüne sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir. “ Enfal/ 8/ 25 ) Abdullah İbn-i Mes’ûd radiya’llâhu anh Efendimiz, bu âyeti Kerime nazil olduğunuda, biz’ler sahâbî’ler, biribirimize bakıştık. Fitne nemenem bir şeydir, Öyle ya, o günü kadar fitne ve fesad ne demektir, bilmezdik. Resûlu’llâh’ın bir işaretine bakardık, bizlere nu buyurursa,” Annem ve babam sana feda olsun, buyur, Ey Allah’ın Resûlü,” derdik.

Ne zamanki, Üçüncü Halife, Hazreti Osman bin Affan haricî’ler tarafından şehîd edildi, Fitne’nin nemenem bir şey olduğunu çok acı bir şekilde öğrendik. Hazreti Osman bin Affan’ın şehîd edilmesi üzerine,Hazreti Ali, bütün Ashab’ın ittifakıyla Halife seçildi. Şehid Halife Hazreti Osman’nın yakınları, Hazreti Muaviye radiya’llâhu anh başta olmak üzere, hiçbirisi, Hazreti Alî Kerreme’llâhu Veçhehû Hazret’lerinin hilâfetine karşı çıkmadılar Daha sonra zuhur edecek, fitne ve fesad hareketleri, asla hilafet sebebiyle ortaya çıkmamıştır. İhtilâf, Hazreti Muaviye radiya’llâhu anh ve Hazreti Osman bin Afaan taraftarları, Halife Hazreti Alî’den, Hazreti Osman’ı evinde muhasara ederek, aç- susuz bırakarak, zulmen şehid edenlerin bir an evvel yakalanmalarını ve kısas uygulanmasını istediler. Halife, Hazreti Alî ve taraftarları, “ Haklısınız, elbette Hazreti Osman’ı şehid edenler bulunacak, haklarındaki kısas hükmü uygulanacak, ancak, ortalık çok karışık, haricî’ler’den herbiri, Hazreti Osman’ı ben şehid ettim,” diyor, yüzlercesi katil olamaz, olsa olsa, birisi veya bir kaçı katil olabilir, bunlar da kimlerse tesbit edilecek adalet yerini bulacak dediler.

Bir yerde, fitne ve fesad zuhur ettiğinde, haklı-haksız aranmaz, herkes haklı da olabilir, haksız da olabilir. Nitekim, bu büyük fitne, “ Fitne-i Uzmâ,” zuhur ettiğinde, Kibâr-ı Sahâbe’den ba’zıları, bu büyük fitne’de taraf olmamak ve fitne’nin dışında kalmak için, Medine’yi terk’ettiler, kimisi Şam tarafında, kimisi Bâdiye’ye, ( çöllere,) çekildiler. Erkekler arasında ilk müslüman 10 kişi arasında bulunan, Ebû Zer el- Gîfârî, radiya’llâhu Anh, Efendimiz, Zevcesi ve kölesiyle birlikte, Bâdiye’de, (çölde) yaşamaya başlamıştı. Ebû Zer el- Gifârî, radiya’llahu Anh. Efendimiz hakkında, Peygamber’imiz, salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimizin bir mu’cizesi tahakkuk etmişti. Resûl-i Ekrem, salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz: “ Ebû Zer el- Gifârî, bu dünya’da yalnız yaşar, yalnız gezer ve yalnız ölür, “ buyurmuştu. Filhakîka, Ebû Zer el-Gifârî, bu büyük fitne zuhur ettiğinde, Zevcesi ve kölebsiyle birlikte Bâdiye’de, ( çölde) yalnız gezmeye, yalnız yaşama’ya başlamış, vadesi yetince de Bâdiye’de, yanında yalnızca refikası ve kölesi olduğu halde yalnız ölmüştür. Na’şı, zevcesi ve kölesi tarafından teçhiz-ü tekfini yapılmış, Bâdiye’deki yolun kenarına bırakılmış yoldan geçecek bir kervan’ın yolu gözlenmeye başlamıştı. Yoldan geçen kervan yolcuları arasında Abdullah İbn-i Mes’ûd Hazretleri de bulunuyordu. Resûlu’llâh’ın salla’llahu aleyhi ve sellem’in mu’cizesini hatırladı. Bu Ebû Zer’dir, Allah’ın Resûlü hakkında, “ O, yalnız gezer, yalnız, yaşar ve yalrnız ölür,” buyurmuştu.der. Ebû Zer el- Gifârî’nin mübarek na’a’şı kervan- kafile tarafından buradan alındı, müsaid, münasib bir yere defn’edildi.

Tabî’î’dir,ki, Ashab-ı Güzîn’in herbiri, Ebû Zer el- Gifârî radiya’llâhu anh Efendimiz kadar şanslı değillerdi. Kendilerini bu büyük fitne’nin içinde hatta göbeğinde bulanlar vardı.Hazindir, Bedirde, Uhud’da, Ahzab harbinde, omuz omuza mukatele ederek zafere ulaşanlardan ba’zıları, Cemel ve Sıffin vak’a’larında karşı karşıya geldiler, Ashab, Resûlu’llah ile birlikte çıktıkları Bedir, Uhud, Ahzab gibi büyük savaşlarda ve seriye’lerde verdikler şehid’lerden fazla Cemal ve Sıffın vak’a’larında şehid verdiler.Cemel ve sıffin va’a’larıyla bunlara nazaran nisbeten daha küçük boyutlu vak’a’ların sebebi, aslâ ve kat’â saltanat ve hilafet mes’elesi değldir. Tamamen, İçtihâdî bir mes’ile’dir. İçtihâdî mes’ele’lerde isabet eden iki sevab, hata eden bir sevab kazanır.