CUM’A SOHBETİ ( 7 / 34)

MU’CİZE OLARAK HABER VERİLEN DENİZ GAZÂ’LARI!...

Peygamber’imiz salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimizin, Ümm-i Harâm’ın evinde, Mübârek vücudunu kısa müddetlerle dinlendirdiği anlarda gördüğü, rü’ya’da- ki, Peygamber’lerin rü’ya-i Sadıkaları vahiey’dir.- kendisine gösterilenleri mu’cize olarak haber vermiş, İrtihalinden sonra meydana gelecek iki deniz seferini ve bu seferlere katılanların cennetlik olduklarını müjdelemiştir.
Müslüman’ların ilk deniz seferi: Vâkidî gibi, pekçok siyer müelliflerinin beyanına göre, ilk deniz seferi Kıbrıs’ın fethi için ihtiyar olunan seferdir. Bu sefer’e Ashab-ı Güzîn’den pekçok kimse iştirak etmiştir. Bu ilk deniz seferi, Hicret’in 28. Senesinde vuk’u bulmuştur ki, Hazreti Osman radiya’llâhu anh. Efendimizin hilafeti zamanınıa müsâdif’dir Bu cihetle hadis metnindeki (Muaviye zamanında) ta’birini (Şam valiliği) zamaniyle kaydedilmiştir.
İki Akabe Bî’atinde de bulunmuş ve Hazrecî’lerin nekâbetini( delegeliğini) ihraz eden, Ubâde İbn-i Sâmid Peygamber’imizin irtihalinden sonra Şam’a gönderilen ilmî hey’et içinde bulunmuş, Humus’ta ikâmeti ihtiyar etmişti. Kıbrıs seferi açılınca Ubâde, zevcesi Ümm-i Harâm ile birlikte mâlikhanelerinden çıkarak, Akdeniz sahiline, Trablus Şam’a gelmiştir. O sırada orada bulunan Tâbi’î büyüklerinden Ümeyr İbn-i Esved yukarıda tercümesi verilen hadisi, Ümm-i Harâm’ın bizzat ağızından işitmiştir. Ümm-i Harâm Hazreti Muaviye’nin zevcesi ve karaza’nın kızı Fâhite de refakat etmiştir. Hazreti Muaviye İbn-i Ebî Süfyan da bu vapurla hareket etmiştir. Kıbrıs Adası’nın vergiye bağlanarak sulhen veya unveten fethi müyesser olup da Şam’a hareket edileceği sırada Ümm-i Harâm’ın binmesi için bir katır getirilmişti. Çok yaşlı olan bu kadıncağızı, bindiği bu hırçın hayvanın üstünden atarak başüstüne düşmesine ve boynu kırılarak ölmesine sebeb olmuştur. İslâm tarihinde nâmı ebedîleşen bu Muhtereme kadın Resûlu’llâh’ın haber verdiği gibi, deniz gazası yolunda vefat etmiş ve şehid’ler kafilesine iltihak eylemiştir. Hişâm İbn-i Ammâr, Ümm-i Harâm’ın kabrini gördüğünü ve Cezîre’nin (Ada’nın) sahilinde bulunduğunu bildirmiştir. Buhârî şârihi Aynî DE: Ümm-i Harâm’ın kabri Kıbrıstadır, halk tarafından ta’zim edilir ve kurak zamanlarda yağmur talep edilir ve halk arasında saliha bir kadın’ın kabri diye anılır, diyor.Hulâsa’da da bu suretle bildiriliyor. Yalnız bu kaza Ada’ya varıldığında gemiden karaya çıkarken mi, yoksa fetih ve zafer müyesser olup Şam’a dönüleceği sıra gemiye binerken mi vuku’ bulmuştur?. Buhârî’nin sahihinde her iki ciheti de te’yid eden rivayetler vardır. Ümm-i Harâm’ın kabir’leri, Güney Kıbrıs’ta Rum tarafında, Larnaka’da bulunuyor ve “ Hala Sultan,” Kabri diye meşhurdur..
Ümm-i Harâm’ın Peaygamberimize yakınlığı: İbn-i Abdi’l-Ber diyorki : Resûlu’llâh’ın Ümm-i Harâm’ı ziyaret etmesine, kendisine yemek ikram etmesine, hatta, başını, saçını taramak gibi, yakınlık eserleri göstermesine bamarak hiç bir müslüman bu Muhtereme kadın’ın Peygamber’in mahremi olduğunda şüphe etmez. Yalnız bu mahremiyet nereden gelmiştir? Bu cihet de incelenmiştir. Yine, Abdi’l-Ber; öyle sanıyorum ki, Ümm-i Harâm, Peygamber’imizi emzirmiştir. Nasıl ki, kardeşi, Ümm-i Süleym de emzirmiştir, diyor. Pek çok kimselerin revayetlerine göre, Ümm-i Harâm Resûlu’llâh’a teyzeleri tarafından hısım oluyordu. Çünkü Peygamber’in büyük babası, Abdülmuttalib’in annesi Benû Neccar’dan idi. Ümm-i Harâm ile kardeşi Ümm-i Süleym de Benî Neccâr’ dandırlar. İbn-i Veheb’den de Ümm-i Harâm Resûlu’llâh’ın emziren teyzelerinden biridir, dediği rivayet edilmiştir. Bu rivayetlerden herhangisi alınırsa alınsın, Ümm-i Harâm Bint-i Milhan ile kardeşi Ümm-i Süleym Peygamber’imizin mahremidirler. Ümm-i Süleym, Enes İbn-i Malik’in validesi, Ümm-i Harâm teyzesidir. Bu rivayetleri te’yid etmek üzere, şunu da ayrıca kayd’etmek isteriz,ki: Siyer müellifleri tarafından bildirildiğine göre, Peygamber’imizin babası Abdullah’ın vefatından sonra, Hazreti Âmine Validemiz her sene Medine’ye giderek, Neccâr yurdunda ve zevci, Abdullah’ın teyzeleri ve dayıları yanında bir müddet misafir kalmak i’tiyadında idi. Neccârî’lerin de Mekke’ye gelerek Âmine’nin ziyaretini iade etmiş olmaları şüphesizdir. Bu mütkabil ziyaretler esnasında bir emzirme; bir süt vak’asının meydana gelmiş olması gayet tabî’î’dir…