FIRAK-I DÂLLE’NİN EN ŞEN’ÎSİ ŞÎ’ÎA!.. (2)
Bugünlerde, tedavüle sokulan, 25.12.2015 tarihli, Misafir Kalem(K) imzalı Makale’nin referansı, Haydar Baş. Haydar Baş bu tarihlerde, Kadırga Tv.’de,” şu hayâtî tespitlerde(!) bulunmuş, “Ben esâsen, Türk Milleti’ni anlayamadım? Batılın yanında, küfrün yanında, ya’nî hakka batıl, batıla hak diyenleri omuzlarında taşıyan bir anlayışın bir anlayışın ma’alesef, hayata geçiren elemanları oldu.” Bu paragrafın altına Haydar Baş değil, herhangi İranlı Molla, ya da İmam Hamaney imza atabilirdi.
Bir başka paragraf: “ Tohumu Sakîfe’de atılan ve yeşertilen bu anlayış, Muaviye ile (radiya’llâhu anh, muharrir tarafından ilave edilmiştir, Makale’nin orijinalinde yoktur.) ile saltanat bulmuş, Emevî siyâseti ve kanlı Sünnî sultanları olarak devam edegelmiştir. Bugün İslâm Coğrafya’sının yaşadığı ağır imtihan budur.”
Peygamberlik iddiasında bulunan, Kezzab,( çok yalancı) Yemen Sana’lı bir yahûdî olan, Abdullah İbn-i Sebe’ dizayn ettiği, beşerî bir sistemi, hâşâ, din kabul eden, ŞÎ’a,Hilâfet mes’le’sini de istismar ederek, ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mensubu bütün Müslümanları, tekfir derecesine kadar varan ithamlarla itham ediyorlar. Abdullah İsn-i Sebe’nin tevcihiyle, Peygamber’den sonra Hilâfet, Kureyş, Hâşimî oğullarının hakkıydı, Hazreti Alî’ den önceki halifeler, Ebû Bekr, Ömer ve Osman ( ridvânu’llâhi aleyhim ecmain,) Hazaratı hâşâ! Hilâfeti gasb’ettiler, zulm’ettiler, küfre düştüler, onlara bi’at eden sahabî ve tevâlî eden asırlar içindeki ehl-i Sünnet müslümanları da hâşâ! Szulme ve küfre rıza gösterdiler,” diye ŞÎ’a’dan olmayan bütün Müslümanları itham ediyorlar.
Halbuki, işin aslı nedir? Resûlu’llah salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimizin Maraz-ı Mevtinde, Amcası, aynı zamanda Hazreti Ali radiyalla’hu anh Efendimizin de amcası, Abbas bin Abdülmuttalib, Yeğeni, Hazreti Alî’ye: “ Efendimize bir sor bakalım, kendisinden sonra hilafet makamına hangi kabileden kimin geçeceğini işaret buyuracak? Hazreti Ali, “ Hayır Amca, sormayacağım, eğer bir başka kabileden birisini işaret buyurursa, bunu ben Kureyş’e, Hâşimî oğullarına anlatamam,” diyerek, Amcası, Abbas’ın bu teklifini kabul etmemişti.
Yine, Maraz-ı Mevtinde, hastalığı ağırlaştığında, Ebû Bekr es-Sıdddîk’ın Sahabe’ye namaz kıldırmasını emir buyurmuştu. Bu işaretti. Ayrıca, Ebû Bekr es-Sıddîk Efendimizin Peygamberlerden sonra Beşeriyyetin en faziletlisi olduğunu, “ Eğer, ben kendime bir Halil ittihaz edecek olsaydım, elbette Ebû Bekr’i Halil ittihaz ederdim,” buyurmuştu. Bu da bir işaretti.
Şehinşâh-i Kevneyn Efendimiz bu hâkdân’dan âlemi Beka’ya irtihal buyurduklarında ilk önce Ashab-ı Kirâm arasında ma’rûzu ihtilâf olan mes’ele, halife intihabı( seçimi) keyfiyyetidir. Resûl-i Ekrem’im irtihali başta Hazreti Ömer olduğu halde herkesi şaşırtmıştı. Şaşırmayan ve bütün te’essürlerine rağmen, galebe çalan birisi vardı; Ebû Bekir. O büyük adam, Buhârî’nin Âişe radiya’llâhu anhâ’dan rivâyet ettiği vechile Peygamber’imizin irtihalini(Sünh)’daki eviunde işitince hemen atına binip geldi. Mescide girdi. Ve kimseye bir şey söylemeden Hazreti Âişe’nin hücresine dâhil oldu. Reûl-i Ekrem’in firaşına doğru ilerledi. Mübârek yüzündeki bürdeyi açtı. Kemâl-i İhtiram ile eğildi. Huşu’ ve huzu’ ile alnını öptü. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı ve: - Yâ Nebiyya’llâh, Babam anama sana feda olsun! Allah senin üzerinde iki ölüm cem’ etmeyecektir. Her insan için mukadder olan ölümü tatmış bulunuyorsunuz. Aziz Peygamber’im bundan sonra ebedî surette mevt(ölüm), isabet etmeyecektir, dedi ve Resûl-i Ekrem’in yanından çıktı.
Mescid’de heyecan içinde ne yapacağını şaşıran Ashab’ın meşhûr hitâbesiyle heyecânı’nı teskin etti. Herkese derin bir tesellî verdi. Ve bu mühim işi gördükten sonra Resûl-i Ekrem’in teçhîz ve tekfini ile meşgûl olmak üzere Hazret-i Ömer’i alıp hâne-i Saâdete girdi. Resûl-i Ekrem’in en yakın akrabası ile birlikte Resûl-i Ekrem’e yapılacak bu son vazife ile meşgûl buludkuları sırada izahiyle meşgul bulunduğumuz hadîs-i Şerif’te bildirilen haberi işittiler: Ensâr’ın Benî Sâide Sakîf’inde halife intihabı için içtimâI.
Haberi getiren zât Hazret-i Ömer’i çağırmış, Ensâr’ın ve bil’hassa Hazrec kabîlesi’nin( Sa’d İbn-i Ubâde)’ye bî’at etmek üzere müzâkere halinde bulunduklarını ve müslümanlar arasında kanlı bir tefrika çıkması çok muhtemel bulunduğunu söylemişti. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, Ebû Bekr’e : - Haydi, şu Ensâr kardeşlerin yanına gidelim, dedim, dedim, birlikte gittik. Kendilerine Ebû Ubeyde de refâkat etmişti. Bunların Benî sâide Sofası’ha varmaları İslâm Birliğini vuku’u çok muhtemel bir tefrika’dan kurtardı. Orada da Hazret-i Ebû Bekr yüksek bir hitâbe’den sonra, Hazret-i Ömer ile Ebû Ubeyde’nin namzedliğini teklif etmişti. Hazret-i Ömer ise: “ İçinde Ebû Bekr gibi bir z^$at-ı âlî kadr bulunan bir cemaate riyâset edemeayeceğini bildirerek ve Hazret-i Ebû Bekr’e:- 2 Elini uzat sana bî’at ediyorum! Diyerek Hazret-i Ebû Bekr’in elini tutup bî’at etmiş, bunu Ubeyde’nin, Osman’ın, Abdurrahman İbn-i Avf’ın bî’atları ta’kip etmiş, bunları da Ensâr da dâhil olmak üzere oradaki Ashab’ın bî’atları ta’kip ederek, bu çok mühim ihtilâf çok iuyi mükemmel bir surette nihâyete ermiuştir. Hazret-i Peygamber’in teçhîz ve tekfini ile meşgûl bulunan Hazret-i Alî ile hâşimî’ler oe bir müddet sonra bî’at etmişlerdir. Bu bî’attan tahallüf eden, (dönen. geri kalan) ( Sa’d İbn-i Ubâde) olmuştur. Hulâsa’da bildirildiğine göre müşârunileyh Medine’den çıkmış ve Şam mülhkâtından Havrâna gitmiş ve Hicret’in 14 veya 16. Senesinde orada vefat etmiştir.
Sa’d İbn-i Ubâde’nin bu çok yanlış hareketiyle beraber İslâm’a geçmiş hizmetleri de çok büyüktür. Meselâ, Akabe bî’atında bulunmuş nakîb( murahhas delegelerdendir) Sâniyen, Bedir’den i’tibaren bütün gazalarda bulunmuş ve Ensâr’ın alemdarlığı( bayraktarlığı) vazifesinde bulunmuştur. Hazrec Kabilesi’nin Seyyidi idi( Efendisiydi). En cömert en yüksek bin muharrir idi. Yüzmek, ok atmak gibi sporculuğu da meşhûr idi.Böyle pekçak beşerî faziletleri kendisinde topladığı için ( Kâmil,” unvanıyla şöhreti-şiâr idi.