CUM’A NAMAZI!...
“ Ey o bütün iman edenler! Cum’a günü namaz için nida olunduğunda hemen Allah’ın zikrine koşun ve alım satımı bırakın, o sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz. Sonra da namaz kılındı mı yeryüzünde dağılın da Allah’ın fazlından nasîb arayın ve Allah’ı çok zikredin ki, felah bulabilesiniz. Böyleyken bir ticaret ve eğlenti gördüklerinde ona fırladılar da seni ayakta bıraktılar. De ki: Allah’ın yanındaki, eğlentiden de ticaretten de hayırlıdır ve Allah rızk verenlerin en hayırlısıdır.” (Cum’a/62/9,10,11)
Cum’a’nın şartları: Yukarıda meâlini verdiğimiz âyetten anlaşılacağı üzere, Cum’a namazı şartlarını haiz olan kimselere farz-ı ayn’dır. Fakat, bütün vakit namazlarında şart olan, İslâm, akıl, büluğ, taharet şartlarından başka Cum’a namazının, fıkıh kitaplarımızda tafsîlen, anlatılmış iki takım şartları vardır ki,” Ey iman edenler,” hitabı evvel emirde bu şartları haiz olanlara müteveccih olduğu için, burada onların hulasa edilmesi muvafık olacaktır. Cum’a’nın iki nev’i şartı vardır: Birincisi vücubunun, ya’nî farziyetinin şartlarıdır. (Cum’a Namazı kimlere farz’dır. İkincisi edasının şartlarıdır. (Cum’a namazı hangi şartlarda ede edilir.
1) Hürriyettir, kölelere, esirlere, mahkumlara Cum’a namazı farz değildir.
2) Erkeklere farz’dır. Kadınlara Cum’a Namazı farz değildir.
3) Mukîm olmak. Üç günlük at ve deve ile gidilen mesafe, ki, günümüz ölçülerinde 90 km,mesafeyi ufade eder. Sefer, (yolculuk) bizâtihî, meşakkat demektir. Sefer, günümüz vasıtalarıyla, uçak, yüksek Hızlı tren husûsî otomobillerle bile olsa, aynı meşyşakkati taşıdığgı için, misafirlere Cum’a Namazı farz değildir.
4) Sıhhat: hasta olanlar, Cum’a’ya gitmekle hastalığının artmasından veya iyileşmenin ağırlaşmasından korkulacak veçhiyle hasta olanlara vacip(farz) olmaz. Zayıf olan pek ihtiyarlar da tıpkı hasta hükmündedirler.
5) Cum’a namazının kılınacağı yere kadar yürümeye kudreti olmaktır. Ayakları olmayan, ya da tutmayan, kütürüm, oturak olanlara, götüreceği bulunsa bile, farz değildir.
6) Selamet: Ama’lara vacib olmaz. Eğer, amayı Cum’a Namazına bir götüreni varsa, İmameyn’e, (İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Ebû Yusuf,), farz olur. Kezalik, zalimden, ta’kibden, şiddetli yağmur, kar, çamur ve emsalinden korkusu bulunan, kimselere de, farz değildir. Cum’a Namazının vücub- farziyet şartları bulunmayıp, kendilerine Cum’a Namazı farz olmayanlar, Cum’a namazını eda ederlerse, vaktiun farzı, ya’nî,öğle namazı sakıt olur. Ya’nî öğle namazını kılmış kabul edilirler. Yanî, Cum’a namazından memnu’ değiller, me’zundurlar. Zira bu şartlar, Cum’a’nın sıhhati’nin şartları değil, vücubunun- farziyetinin şartlarıdır. Onun için kılabildikleri takdirde, sahih olup büyük sevab kazanırlar.
Edası’nın şartlarına gelince, Birincisi ve en önemlisi, Mısrı Cami’i’dir: İbn-i Ebî Şeybe’nin Hazreti Ali’den rivayet ettiği veçhile” Mısrı Cami’i veya Medine-i Azîme’den başkasında( büyükşehir), ne Cum’a ne teşrık, ne fıtır bayramı namazı ne de kurban bayramı namazı yoktur,”Abdürrazk’ın Abdurrahman-i Sülemî hadisiyle yine, Hazreti Ali’den rivayetinde, “ Mısrı Cami’i’den başkasında ne teşrik ne Cum’a yoktur.” Mısrı Cami’i’ : Cemi’yyetli kasaba demektir. Bunun ta’rifinde başlıca iki rivayet vardır. Birincisi, icrayi ahkâm ve ikame-i hudud edecek bir hakim ve emir, ya’nî, mazlumu zalimden kurtaracak, asayiş ve inzibatı muhafaza edecek âmir bulunan kasaba demektir ki, zahiri rivayet budur. Bunun hasılı hukuk ve ceza’ adliyye umurunun gören ve icra eden bir hakim ile asayiş ve inzibatı idare eden bir vali veyamüdir bulunarak bir hükumet cüz’-i tammı teşkil eden bir kasaba demek olur ki, bunun hikmeti emniyet ve asayişi te’min kaziyyesi olduğu, âşikâr’dır. Böyle bir kasabanın gerek cami’i’nde ve gerek izin almak şartıyla namazgah ve meydanlarından birinde, Cum’a namazı ede olunabilir.
İkincisi: Cum’a namazı kendilerine farz olan ahalis’inin hepsi toplahdığı takdirde mevcud cami’i’ye sığmayacak kadar kalabalık olan cem’iyyetli şehir veya köy demektir. Son asırlar fakih’lerinin fetvası ve Memleketimizde amel, bunun üzerinedir. Bu derece kalabalık bulunabilinen bir köyde hakim ve âmir bulunmasa bile, emniyeti muhafaza edecek, bir cemaat, cüz’i tamam, bir cemaat, mevcud demektir. Büyük şehirlerde, Cum’a namazının müteaddid mevki’lerde kılınması, Hanefî Ekolü’nce esahh-i rivayette, sahîh ve mu’teberdir.
İkincisi: Veliyyülemr olan imam veya imam tarafından izin verilmiş bir zatın kıldırmasıdır.İslâm Devletinde, Cum’a namazlarını, makarr-ı hükumette, bizzat, Sultan- İmam kıldırır. Taşrada ise imamın-Sultan’ın izin verdiği, imamlar kıldırırlar. Cum’a namazları büyük cemaatle kılınan namazlar olduğu için, kimin Cum’a namazını kıldırcağı, fitneye sebeb olabilir. Cum’a namazı için izin verecek sultanın adil veya zalim olması fark etmez. Memleketimizde, bu ma’na’da bir sultan-imam bulunmadığına göre, Diyanet işlerini tedvirle vazifieli, Diyanet İşleri Reisliği, bir nevi ma’nevî otorite kabul edilmiş, teselsülen, il müftüleri, ilçe müftüleri, Cum’a namazı kılınacak cami’i’lere ve burada Cum’a namazı kıldıracak imam-hatip’lere izin veriyorlar,
Cum’a namazının edasının sıhhat şartlarından birisi de, vakittir: Filhakîka,farz namazların hepsinde vakit şarttır. Vaktinden evvel kılınırsa caiz olmaz. Ancak, diğer namazlar vakit geçtikten sonra da, kaza edilebildiği halde, Cum’a namazlarının kazası yoktur. Vakti geçerse, o günün öğle namazı kaza edilir. Cum’a’nın vakti de öğle vaktidir. İkindi vakti girdikten sonra da kılınmaz.-
-VEFAT VE TA’ZİYE-
“ İnnâ L’illâhi ve İnnâ İleyhi râciûn.” Sabah ve Ufuk Gazete’lerinde, yıllarca beraber çalıştığımız, mesai arkadaşım, vefakâr Dostum, Mehmed Kocamış Kardeşimin, Muhtereme, Refikası, Zeynep Hanımefendi, 08.08.2025 Mübarek, Cum’a gecesi ebediyyete intikal etmiştir. Cenazesi, 08.08.2025 Cum’a günü, Ankara’da Karşıyaka Mezarlığında defn’edilmiştir. Bu yazıyı okuyanların, Merhume’ye, birer Fatiha, üçer ihlas okumalarını istirham ederim. Merhume’ye Rabbi’min vâsi’ rahmetini niyaz ederim. Mekânı Cennet, makamı âlî olsun. Mehmed Kocamış Kardeşime ve diğer aile ferd’lerine de Sabr-u Cemîl niyaz ederim…