CUM’A SOHBETİ (7/11)

CUM’A NAMAZI VE HUTBESİ!...

Cum’a namazının en önemli farzlarından birisi,hutbe’dir. Hutbe, Cum’a namazının bir cüz’ü olup,hutbe dinlenirken,namazı bozan hareketlerden kaçınılmalı, tahiyye’de olduğu gibi,oturup,sükûnetl hutbeyi dinlemelidir;” Kur’ân okunduğu zaman hemen onu dinleyin, susun, umulur ki, merhamet olunursunuz.” ( A’raf/7/204). Hutbe’nin farzları ve sünnetleri vardır; Cum’a’nın edasının şartlarından birisi, hutbe’nin Cum’a namazının farzından evel okunmasıdır. Ya’nî, vakitlidir, vakti,zevalden sonra, namazdan önce’dir. Zevlden evvel vefarkzdın sonra okunması caiz değildir. Hutbe’nin ikinci farzı,” Zikrullah(dır.” Hamdele, salvele tehlil ve bir tesbih dahî farz’a kifayet eder, ancak,hutbe kasdıyla söylemesi şarttır.Aksırmak ve diğersebelerle,” lâ İlâhe i’lllâh,” veya, “ Süphâne’llâh!,” dese hutbenin farzı yerine gelmiş olmaz.

Hutbe’nin sünnetlerine gelince: Fıkıh kitaplarımızda,hutbe’nin sünnetleri 15 kadar sayılmıştır. 1,taharettir. Hutbe’yi irada edecek hatibin abdesti olması şşarttır. 2, dikilmektir. Buharide, naklolunduğuna göre, Hazreti Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem ayakta hutbe okurdu da, sonra oturur,sonra yine kıyam buyururdu ki, el’anuygulama bu tarz üzeredir.3, yüzünü cemaate dönmektir. 4, hutbeden evvel içinden,” Eûz-ü,” çekmektir. 5, hutbeyi cemaate duyurmuktır. Filhakîka, duyuramazsa da caiz olur. 6,Hutbe’ye Allah’a hamd ilebaşlamaktır.7,Allah’a layık sena’da bulunmalıdır. 8,iki şehadet,Allah’ın birliğine ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Peygamberi olduğuna şehadet etmesi.9,Peygamber’e salavvat, 10, va’az(nasihat) ve zikir’de bulunması. 11, Kur’ân okumasıdır. Üç kısa âyet veyabir uzun âyet.12, ikinci hutbe ile Allahu Te’âlâ’ya hamdü- Senayi ve Peygamber’e salavâtı tekrer etmektir.13, Bunda müslimin ve müslimât’a( müslüman erkek ve kadınlara) du’âyı ilave etmektir. 14, iki hutbe’yi uzun ve mufassaldan bir sûre kadar tahfif etmektir. Hutbe’yi fazla uzatmak mekruhtur. 15, iki hutbe arasında oturmaktır. Bu oturuşun miktarı, zahiri rivayete göre, üç âyet oukuyacak kadardır.İki hutbe arasındaki bu oturuşu terk eden hatip günahkâr olur. Resûlu’llâh Efendimizin sünnetine uyarak, hatip minbere çıkar ve hutbeden evvel oturur, bu da hutbe’nin sünnetleri arasındadır.

Cum’a’ ve bayram hutbelerinde, Hulefâ-i Râşidîn’in, Hazreti Hamza ve Hazreti Abbas gibi, Peygamber’imizin iki amcası’nın ve diğer Ashab-ı Güzîn’in yâd edilmeleri, farz ve vacip olmamasına rağmen, Abbâsî’lerden i’tibaren, Büyük Selçuklu, Anadolu, Selçuklu, Osmanlı ve 2002 Yılına kadar Cumhuriyet dönemlerinde, öyle tevarüs cereyan ede gelmiştir. Şî’a’nın zuhurundan i’tibaren, ehl-i Sünnet ile, şî’a arasındaki en kalın kırmızı çizgilerdenbirisi de, Cum’a ve bayram hutbe’lerinde, Hulefâ-i Râşidîn’in ve diğer Ashab-ı Güzîn’in yâd edilmesidir.Çünkü, Şî’a, ehl-i istismar ederek, diğer Halife’lerimizi, hâşâ! Küfre varıncaya kadar ta’an etmketedirler. İmam-ı Rabbânî, Müceddid-i Elf-i Sânî, Hazret’leri, herhangi bir hatip,Cum’a ve bayram hutbelerinde, Hulefâ-i Râşidî’nin isimlerini yâd etmiyorsa, kalbinde bir hastalık vardır, bu hastalık, olsa olsa, şî’a hastalığıdır. Bütün ikaz ve ihtkarlara rağmen, ma’alesef, Türkiye’mizde, pekçok hatip, Cum’a ve bayram hutbelerinde, ehl-i Sünnet’in, rükn-ü rekîn olan bu üssü’l-esası terk ediyorlar. Bunların hepsinin Şî’a marazına tutulduğunu kabul etmek mümkün değildir, ama, niçin! Neden!... diye de sormadan geçemiyoruz.