Türkiye’mizdeki Şî’a severler, Şî’a’nın kesif propagandasıyla, yalnızca Yezîd bin Muaviye ve Haccâc-ı Âlim’e değil, aslında, Sevgili Peygamber’imizin Güzîde Sahâbî’lerinden, aynı zamanda vahiy kâtip’lerinden, kendisine husûsî olarak kendisine, “Rabbim, kendisine ilim ve hikmet ihsan eyle!,” diye du’a buyurduğu, Hazreti Muaviye radiya’llâhu anh Efendimize de hâşâ! La’net etmektedirler. Bu hususu büyük bir i’tina ve titizlikle ta’kip eden, devrin Müceddidi, Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) Efendi Hazret’leri, şöyle buyurmuştu. “Yâ! Ma’şer’el-İslâm! Hel Tezunnûne En Yüfterâ ve Yükzebe Alâ Ashab-i Resûli’llâhi aleyhi ve sellem’e ve Nahy-ü Ahyâün,” (Ey İslâm Toplumu! (Ümmet-i Muhammed,) Biz, (Ben ve evlâd’ım) hayatta olduğumuz müddetçe Resûlu’llâh’ın Ashabı’na iftira atılacağını ve ashabı hakkında yalanlar uydurulacağını mı zannediyorsunuz,” buyurmuştu. Dikkat buyrulursa, Müceddid, Hazreti Üstazımız, “Ve Ene Hayyün,” (Ben hayatta olduğum müddetçe) buyurmayıp, (Biz’ler hayatta olduğumuz müddetçe,) buyurarak, kıyamete kadar gelecek Evlâdı’na, bizlere, Tarîkat-i Nakşibendiyye-i aliyye, ehl-i Sünnet mensuplarına da ehemmiyyetli bir vazife vermiştir. Bizler de şahsen ve şahsen, hayatta olduğumuz müddetçe, Ashab-ı Güzin hakkındaki iftira ve yalanlara asla izin vermeyeceğiz- vermemeliyiz…
YEZÎD BİN MUAVİYE HAKKINDA!...
Ümm-i Harâm( Bint-i Milhan radiya’llâhu anhâ’dan rivayete göre, Ümm-i Harâm Nebî salla’llâhu aleyhi ve sellem’in: - Ümmetimden denizde gaza eden ilk muhâripler(Cennete girmeyi,) hak etmişlerdir, dediğini işitmiştir. Ümm-i Harâm demiştir ki: - Yâ Resûlullâh! Ben bunların içinde miyim? diye sordum. Resûlullâh: - Sen onların arasında (Cennete girecek bir şehîd)sin! diye cevap verdi. (râvî kadın devamla) bundan sonra Resûlullâh: - Ümmetimden Kayser’in, (Şarkî Rum İmparatorluğunun Merkezi olan İstanbul) Şehr’ine gaze eden ilk muhâripler için de yargılanmak (mağfiret) vardır! buyurdu. - Ben bunların içinde miyim? Yâ Resûlu’llâh!? diye sordum. Resûlu’llâh: Hayır! diye cevap verdi.
Bu hadisi, Buhârî burada, Rumlarla harbe dâir açtığı bir babında rivayet etmiştir. Buhârî’nin sahihinde, hususiyle Cihâd bahsinin pek çok babında müteaddid senetlerle Enes İbn-i Malik’ten rivayet ettiği bu hadis’in buradaki metni çok kısadır. En mufassalı cihâd ve şehâdet temennisine dâir, rivayet olunan metindir ki, meâli şöyledir; Enes İbn-i Malik demiştir ki: “Resûlu’llâh, teyzem Ümm-i Harâm’ın evine gelirdi de o, kendisine yemek ikrâm ederdi. O sırada Ümm-i Harâm, Ubâde İbn-i Sâmit’in nikâhında idi. Yine bir gün Resûlu’llâh ziyârete geldi. Teyzem yemek ikrâm etti ve Resûl’ullâh’ın başını tarayıp temizledi. Müteâkıben Resûlu’llâh bir müddet uyudu. Sonra gülümseyerek uyandı. Ümm-i Harâm demiştir ki, ben: Yâ Resûla’llâh! Seni ne güldürüyor? Diye sordum. O: - Rü’yamda bana ümmetimden bir kısmı, şu (gök) deniz üstünde- Padişahların tah’t’larına kuruldukları gibi- gemilere kemâl-i İhtişam ile binerek Allah yolunda deniz harbine gittikleri halde gösterildiler de ona gülüyorum, buyurdu. Ben:- Yâ Resûla’llâh, benim de o deniz gâzî’lerinden olmaklığım için Allah’a du’â buyursanız! Diye ricâ ettim. Resûlu’llâh da du’â buyurdu. Sonra Resûlu’llâh başını yastığa koyarak bir müddet daha uyudu. Sonra yine gülümseyerek uyandı. Yine ben: Yâ Resûla’llâh! Neye gülüyorsunuz? diye sordum. Resûlu’llâh: - Bu def’a da ümmetimden bir kısmının padişahların taht’larına s kuruldukları gibi (kara nakliyeleri üstünde) debdebeli bir mevkib halinde gazâya gittikleri gösterildi, buyurdu. Ben:- Yâ Resûla’llâh, bunlar arasında da bir gâzî olarak bulunmaklığıma du’â buyursanız! Dedim. Resûlu’llâh: - Hayır, sen birincilerden (deniz gâzî’lerinden) sin! Diye karşıladı. Enes İbn-i Malik diyor ki; hakîkaten Ümm-i Harâm, Muâviye İbn-i Ebî Süfyân’ın (Şam Valiliği) zamanında ve onun kumandasında tertip edilen bir deniz gazâsı’na iştirâk etmiş ve denizden çıkarken bindirildiği hayvan’dan düşerek gazâ yolunda şehiden vefat etmiştir.