CUM’A SOHBETİ ( 8 / 06)
PEYGAMBER’İMİZİN HERHANGİ BİR VASİYYETİ YOKTU!...
“ Abdullâh İbn-i Ebî Evfâ Radiya’llâhu anhümâ’dan rivâyet olunduğuna göre, bir kere müşârun-ileyh Hazret’lerinden : - Nebî salla’llâhu aleyhi ve selem vasiyyet etti mi? diye sorulmuş. O da:- Hayır, Resûlu’llâh ( bir şey) vasiyyet etmedi, demiştir. Sual soran tarafından: - Öyle ise vasiyyet ne suretle emrolundu. Yâhut insanlar nasıl vasiyyetle emrolundular? Diye sorulmuş da İbn-i Ebî Evfâ : - Resûlu’llâh Kitâbu’llâh’a temessük ederek emir buyurdu, diye cevab vermiştir, ( Tecrid-i Sarih/ C/8/ S/ 207/ Hadis No:1168)
Bu hadisi Buhârî MeğâzÎ, Fazâil-i Kur’ân bahislerinde de tahriç etmiştir. Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbh-i Mâce de Vasiyyetler bahsinde rivâyet etmişlerdir. İbn-i Ebî Evfâ Resûl-i Ekrem sureti umûmiyye’de hiçbir şey vasiyyet etmedi, demek istememiştir. Çünkü Resûl-i Ekrem’in vefatı sırasında Cezîretü’l- Arab’da iki dinin bir arada ibka edilmemesini ve yahûdî’lerin Cezîre’’den çıkarılmalarını vasiyyet buyurduğu, Müslim’in ve diğer ehl-i hadisin sahih rivâyetleriyle sâ.bittir. Binâenaleyh, İbn-i Ebî Evfâ vefat ederken mal vasiyyet etmedi, demek istemiştir. Fi’lhakîka, Resûl-i Ekrem vefâtında vasiyyete değer bir mal bırakmamıştı ki, vasiyyet etsin. Bir miktar arâzî ile silâh, ester bıraktığını bundan evvel tercüme edilen İbn-i Hâris hadisinde görülmüştü. Fakat, aynı zamanda Resûl-i Ekrem: - “ Biz, Peygamber’ler topluluğu miras bırakmayız. Metrûkâtımız sadakadır, Yâ’nî Beytü’l-mâle aid’dir.” Buyurup, bunda bütün müslümanların hakk-ı verâset ve iştirâki bulunduğunu, bildirmiştir.
Şârih Aynî, birinci sualin cevabında İbn-i Ebî Evfâ Şî’a’nın kasdettiği vasiyyet keyfiyyetini kesin olarak nefyetmiştir, diyor. Şöyleki,Şî’a,- Râfizî’ler, Resûl-i Ekrem’in Hazreti Alî’ye ba’zı esrâr ve evâmir-i dniyye ta’lim ettiğini, Peygamber’den sonra kendisinin halife olmasını vasiyyet ettiğini ve buna Ashâb’dan hiç bir kimsenin vâkıf olmadıklarını iddia etmişlerdi. Hazret-i Peygamber bir şey vasiyyet etti mi? diye soran Tâbi’î, ricâlinden Talha İbn-i Musarriftir ki, o deviirde Şî’a’nın bu iddiası şuyu’ bulmuş bulunduğundan, İbn-i Musarrif’in bunu sormuş olması, İbn-i Ebî Evfâ’nın da: Hayır, Resûl-i Ekrem böyle bir şey vasiyyet etmemiştir, diye cevap vermiş bulunması mümkündür. Fakat, İbn-i Hibbân’ın rivâyeti birinci mâ’nâyı te’yid etmektedir. O metne göre, İbn-i Ebî Evfâ birinci suale şöyle cevab vermiştir: - Resûlu’llâh vasiyyete değer bir şey bırakmadı ki, vasiyyet etsin…
İbn-i Ebî Evfâ hadisinden başka Buhârî’nin Hazret-i Âişe radiya’llâhu anhâ’ dan da bir rivâyeti vardır ki, (Kısaltmak için 2 Tecrid’e alınmamıştır.), habuki Resûl-i Ekrem’in maraz-ı Mevtinde( ölüm hastalığında), vasiyyet buyurmadığına dâir, en kuvvetli rivâyet’lerden birisi bulunduğundan, şimdi de o hadisin tercümesini arz’edeceğiz: Tâbi’î’nin büyük’lerinden, Esved Nehâî demiştir ki : - “ Bir kere Âişe radiya’llâhu anhâ’nın yanında Hazret-i Alî’nin Resûl-i Ekrem’in vasiyyetini h^$aiz oldup maraz-ı mevtinde Haz.Alî’nin hilâfetini vasiyyet ettiğine dâir, ba’zı sözler söylendi de Hazret-i Âişe : - “ Tuhaf şey, Resûlu’llâh AlÎ’ye ne zaman vasiyyet etmiş? Resûlu’llâh’ı ben, son dem-i hayâtında göğsüme veya elbiseme dayamıştım. Bu sırada bir tas istedi. Müteâkıben kucağımda bütün a’zâsı sarkıverdi.( meğr vefat etmişti). Halbuki ben vcefatını hiç anlamadım. Şu halde, Resûlu’llâh Alî’ye ne zaman vasiyyet etmiştir? Diye onları reddetti.
Müslim ile Sünen sâhiblerinin de tahriç ettikleri bu hadisi Buhârî, burada, Şî’a’yı tekzib ve red için sevk etmiştir. Kurtubî’nin beyanına göre, Şî’a, Resûl-i Ekrem’in hilâfeti Hazret-i AlÎ’ye vasiyyetine dâir, bir takım hadisler uydurmuşlardır Ashab ve Tâbi’î’nden pek çokları Şî’a’nın bu yalan ve iftiralarını sahih haberlerle karşılamışlardır ki, bunlardan birisi ve en ehemmiyyetlisi Hzret-i âişe’nin bu hadisidir. Şârih Aynî, bu hadis, vasiyyetin Resûl-i Ekrem’in maraz-ı mevtinden evvel vukuu’nu reddetmez suretinde hatırlanması ihtimali bulunan bir sual-i mukadder’i irad ederek şöyle cvap veriyor : Hazreti AlÎ’nin kendi hadisi de bunu reddeder, diyor.Nesâî’nin rivâyetine göre, Hâris İbn-i Süveyd demiştir ki: Bir kere Alî radiya’llâhu anh’e Ashâb tarafından : - “ Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’in herkese bildirmeyip hususî olarak sana tevdî’ ettiği ba’zı şeyler olsa gerek denimişti de Hazret-i Alî: - Hayır! Resûlu’llâh’ın bana husûsî surette tebliğ buyurduğu bir hükmü yoktur. Ahkâm-ı İslâmiye’den benim bildiğim mektup olan şey, yalnız Kitâbu’llâh’tan, bir de şu kılıcımın içinde mahfuz bulunan sahifedir, deyip çıkardığı sahife’de muharrer bulunan, hadis-i Şerif’i okumuştur. Hazret-i AlÎ’nin bu cevabı, Şî’a’nın : - “ Resûlu’llâh’ın Hazret-i AlÎ’ye husûsî surette bildirdiği esrâr-ı ilimden, kavâid-i dinden pek çok şeyler vardır ki, bunlara ehl-e Beyt’ten olmayanlar mutaalî’ ve vâkıf değllerdi, yolundaki iddiasını tamamen reddeder…