Dünya sahnesinde dengeler hızla değişiyor. Ukrayna’da barış adına umut ışığı yeniden parlar gibi görünse de, bu umut ne kadar sürdürülebilir?
Trump’ın, NATO’ya benzeyen güvence temennisi bir yandan, sahaya asker gönderilmeyeceğini açıklaması tartışmaları kızıştırdı. Bu yaklaşım, “hava desteğiyle barış” gibi yeni bir diplomasi formülü mü, yoksa yalnızca bir rıza mekanizması mı?
Zira bu görüşmeler, Avrupa’nın ısrarlı “ateşkes öncesi barış istemi” ile çatışıyor.
Zelenski ' nin toprak tavizine karşı çıkması, Ukrayna halkının iradesinin kırılmaması için kritik bir duruş. Ancak Trump “dalgalı”, kararsız bir zeminde duruyor. Diplomasi bu denli kırılganken, barış umutları başlı başına bir değer, ama kırılgan …
Susuzluk Kapıda: Barajlar Alarm Veriyor
Türkiye’nin gündeminde yine “su” var. Aslında mesele yalnızca bir barajın doluluk oranı ya da günlük yağış tablosu değil; mesele, geleceğimizi susuz bırakacak bir ihmaller zinciri.
İstanbul’da barajların doluluk oranı bir ayda yüzde 13’ten fazla düştü. Doluluk oranı yüzde 45 seviyelerine kadar geriledi. Üstelik yaz bitmedi, kuraklık uzadıkça tablo daha da ağırlaşacak. Bu yalnızca İstanbul’un meselesi değil; Ankara, İzmir, Bursa… Türkiye’nin dört bir yanında benzer risklerle karşı karşıyayız.
Peki, bu krizin temelinde ne var?
Plansız kentleşme: Betonlaşma yağmuru toprağa değil, asfalta düşürüyor. Yeraltı suları beslenemiyor.
Tarımda yanlış sulama: Su kaynaklarımızın yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Ancak hâlâ vahşi sulama yöntemleriyle tarlaları boğuyoruz.
İklim krizi: Küresel ısınma, Türkiye’nin coğrafyasını değiştiriyor. Daha kurak yazlar, daha düzensiz yağışlar artık olağan.
Yetkililerin “yeni baraj projeleri” söylemi kulağa çözüm gibi geliyor ama aslında değil. Çünkü sorun suyun depolanamaması değil, akılcı kullanılmaması.
Elimizdeki kaynakları doğru yönetemezsek, dünyanın bütün nehirlerini barajlasak da susuz kalacağız.
Çözüm belli:
Yağmur suyu hasadı şehirlerde zorunlu hale getirilmeli.
Damla sulama ve modern tarım teknikleri devlet eliyle teşvik edilmeli.
Kayıp-kaçak su oranı (bazı şehirlerde %30’lara kadar çıkıyor) hızla düşürülmeli.
Ve en önemlisi: Vatandaş da tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmeli.
Susuzluk artık uzak bir ihtimal değil. Barajlardaki eksilen her bir puan, aslında yarın soframızdaki ekmeğin, musluğumuzdaki damlanın azalması demek. Su krizini “gelecek nesillerin sorunu” diye görürsek, o gelecek sandığımızdan da erken kapımıza dayanacak.
Bugün alınmayan önlemler, yarının susuz şehirleri olacak. Ve o gün geldiğinde, hiçbirimizin dudaklarına değecek tek bir damla mazeret kalmayacak.