Dirlik ve Düzen

Bazen ait hissetmezsiniz bir yere ya da herhangi bir şeye. Bilinç düzeyi yüksek insanlar her şeyin artısını eksisini net gördükleri için de bağlanamazlar zaten.

Bilinçli insanlar her yerin aynı düzeyde iyi olmalarını umdukları bir ütopya bekler.

İnsan elbette ki bir topluluğun ya da zümrenin bir üyesidir. İçinde çok yer almasa da dışında da olamıyor.

Bir yerde de ihtiyaç olsa gerek aidiyet. Benliğin bir kısmı da aitlik duygusu olsa gerek. İnsanlar da kendilerini kendine benzer bir toplulukta güven duyar.

Farklı zümrelerde olmak insanı tedirgin eder. Anlaşılmama duygusu veya farklı olma duygusuyla, dışlanma hissini yaşayacağı hiçbir yerde olmak istemez insanlar.

Bir yere ait olmak insanları rahatlatsa da her şeyini feda edecek kadar mı hissedilir bu duygu bilinmez. Bütün dünyadan ve hayattan vazgeçecek kadar önemli midir bir yere dahil olmak?

Belki de diğer insanlara veya topluluklara karşı üstünlük kurma ihtiyacından dolayı özellikle istenir. En azından kendini bir anlamda güven altına almak sayışabilir. Diğer yandan da diğer kalan çevrenin de kontrol altında olacağını düşünmektir.

İnsanlar elbette ki bağımsız değillerdir ama özgürlüklerinin kısıtlandığı hiçbir yerde de olmak istemezler. Elinizin kolunuzun bağlanacağı ya da belli yaşam standartlarını geçemeyeceğiniz hiçbir yer sizi memnun edemez.

Herkes aitlik konusunda hemfikir olsa da bilinç düzeyi arttıkça hümanist bir yaklaşım daha cazip gelir insana ve birinin diğerinden bir üstünlüğünün olmadığının kabul edilmesini beklerler.

Toplumlar ve zümreler kimlik ve benlik için önemli olsa da dünyanın kalanından kendilerini ayırıyorlarsa bu da insan egosunun bir ürünü olacağından istenmez.

İnsan ve canlılara eşit mesafede olmak ve hepsine eşit haklar verilmesini yeğlemek gerekir ki toplum düzeni ve dirliği korunsun.