Düşün Damlaları (32)

Gerçi:

“İdrak-i meali (akıl erdirmek) bu küçük akla gerekmez.

Zira terazi bu kadar sıkleti (ağırlığı) çekmez.”

Denilmişse de, düşünüyorum, belki düşünülemiyecek bir şeyi düşünüyorum:

Allah, yüce bir varlık. “Yok” kelimesi onun için bir şey ifade etmez.

Maddî - mânevî her şeye sahip.

Yokluk, yok O’nun için.

Yine de soruyorum, niçin?

“Kün feyekûn.” / “ ‘Ol’ deyince, oluverir.” istediği.

Belki değil muhakkak ki, istemekten müstağni.

Her şey elbette o değil. Ama O’ndan.

Ey akıl ve düşünceden mahrum nâdân.

Her türlü ihtiyaçsızlıktan beridir Yüce Allah;

Kelimeler kifayetsiz, bunu dile getirmekten ahh.

İfadeden âciz kaldığım, yaratılmaktan uzak Allah!

Neden insanı yaratmaktan geri kalmadı?

Evet, ihtiyaçsızlıkta yegâne olan Yüce Allah!

Bu çeşit sorular, dizilse de karşımda durmadan,

Yine cevapsız kalır, sadre şifa olmaktan.

Akla gelen cevapsız sorular, dağlar gibi yığılır.

Yüce Allah karşısında, erimeyen karlar gibi durur.

Evet, soruyorum kendi kendime yine,

Yüce Allah, insanı yaratmaya ihtiyaç duydu niye?

İşin püf noktası; işte burda ve bunda.

İhtiyaçsızlıkta tek olan Allah’ın sırrı insanda.

Ne mutlu insana ki, Yaratan’a Yar kılındı Yaratan tarafından.

İnsanı sırf bu yüzden; üstün kıldı Yaratan, âlemlerden.

Yüce Allah, kâinatta etti insanı, kendisine muhatap!

Diğer yarattıklarına etmediği şekilde, etti ona hitap!

Üstelik, yarattığı insanı, kendisi gibi kıldı ebedî!

“İlelebet muhatabım, sadece sensin ey kulum!” dedi.

Ben, Sen, O; tüm kulları etti muhatap Kendine.

Adam yerine koydu herkesi; bakmadan hal ve keyfiyetine

Evet, kâinatın ve tüm içindekilerinin Yaratanı ve Sahibi;

Nokta hükmünde olan insanı, her şey üstünde yaptı nâibi.

Adam yerine koydu; insan denilen şanslı kulu!

Yaptı koca kâinatı, insanın yegâne okulu.

İnsan için, ne büyük bahtiyarlık ve lütuf oldu.

Nasıl kıskanılmasın ki, gayrın gönülleri yas ile doldu!

Fakat:

İnsan için iyi yetişmek; zıtları bilmeye bağlı.

İnsan ol da, ister ovalı ol, ister dağlı.