Ubudiyet / kulluk, verilen nimetin neticesi ve onun fiyatı ve karşılığıdır.
Sonradan verilecek bir nimetin karşılığının başlangıcı; vesilesi, vasıtası ve aracı değildir.
Nitekim, insanın en güzel bir surette yaratılışı, kulluğu gerektiren önceki;
Daha önce verilmiş olan bir nimettir.
Sonra da itikat, iman ve inancın bahşedilmesi ile, Yaratıcı’nın kendisini kullarına tarif etmesi;
Ubudiyeti / kulluğu icap ettiren önceki geçmiş nimetlerin bir sonucudur.
Nasıl ki, midenin verilmesiyle; bütün taam ve yiyecekler verilmiş veya verilecek demektir.
Çünkü tüm yiyecekler, midenin varlığını gerektirir.
Çünkü, yiyecekler olmasa idi, mideye ihtiyaç kalmıyacaktı.
Hayatın verilmiş olması da, kâinat ve içindeki nimetlerin verilmesini gerekli kılar.
İnsana nefsin verilmesi ise, mide için görünen dış âlem ve görünmeyen iç âlemlerin;
İnsanın önüne nimetler sofrası olarak sunulmasından ötürüdür.
Bunlar gibi imanın verilmesiyle, nimet sofralarıyla beraber;
Esma-i Hüsna / Allah’ın güzel isimlerindeki saklı defineler de, önüne serilmiş oluyor.
İnsan, iman gibi ücretleri peşinen aldıktan sonra, kulluğunda dâim olması lâzım gelir.
Çünkü, hizmet ve amelden sonra verilen nimetler;
Sırf Allah’ın fazlından / ihsan ve cömertliğindendir.
x
Envaın / çeşitli türlerin fertlerinde, özellikle haşereler / zararlı küçük böcekler,
Değersiz ve zararlı kimselerde görünen; olağanüstü, çoklukta görülen harikulâde,
Sınırsız bir cömertlik vardır.
Mükemmel, eksiksiz sağlamlık ve düzenlilik ile,
Bütün nev, çeşit ve türlerde bulunan şu fertlerin çokluğu;
İlahî tecellî ve İlahî lütufların zuhuru ve sonsuz olduğuna,
Mahiyeti, aslı ve esası her şeye uymayan, benzemeyen ve zıt olan;
Bütün varlıklar; Allah’ın kudretine nispeten,
O’nun karşısında eşit olduklarına açıkça delâlet eder.
Evet, bu icadın bolluğu ve çokça yaratma;
Her şeyi sanatlı olarak yaratan Allah’ın varlığının olmazsa olmazlığındandır.
Çeşit, tür ve nevilerde Cenab-ı Hak haşmet, büyüklük ve kahrını; kısaca Celâli’ni gösterir.
Fertte ise Cemalî olup, lütuf ve ihsanı ile tecellî eder.
x
İnsanın yaptığı sanatların kolaylık, güçlük ve zorluk dereceleri;
O’nun ilim ve cehliyle ölçülür.
Ne kadar sanatlarda,
Özellikle ince ve lâtif olanlarında;
Bilgi ve mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur.
Bilgisizliği nisbetinde ise, çok zahmetlidir.
Bundan dolayı, varlıkların yaratılışında;
Tam bir sür’atle, mutlak genişlik içinde görünen tam kolaylık;
Her şeyi sanatlı olarak yaratan Sâni’in /
Allah’ın ilmine nihayet ve son olmadığına,
Kesin bir bilgi ile delâlet ve işaret eder.
Çünkü: Allah’ın bir şeyi yapması;
Gözün bir bakışı gibi
Kolay ve sür!atli
Tek bir emirledir.