Öğretmen, kabiliyetli ve çalışkan talebesine daha çok yüklenir. Onun daha çok çalışmasını ister, ödev üstüne ödev verir. Öğrencinin, “Hocam, sınıfta benden başka öğrenci yok mu?” çıkışına sebep olur. Tıpkı, Allah’ın âbid, zâhid ve âlim kulllarına; belâ ve musibetleri, başından yağmur gibi yağdırması misalinde olduğu gibi. Çünkü Allah’ın daha çok lütfuna mazhar olmaları, Hz. Mevlânâ’nın “Hamdım, piştim, yandım!” demesi gibi bir duruma lâyık olmaları, üzerlerine herkesten fazla eğilmek gerektiğinden ileri gelmektedir. Havanın, özellikle ilkbaharda; gök gürültüsü ve şimşeklerin çakması eşliğinde, şiddetli yağışlara sahne oluşu, yazın elde edilecek mahsûlâtın yetişmesi içindir. Allah, hiçbir şeyi karşılıksız vermiyor. Zira, bu takdirde kıymet bilinmez.
x
Bazıları, suç ve günah işleyenleri; Allah hemen cezalandırsa ya diyerek ileri geri konuşuyorlar!
Düşünülmüyor ki, bu durumda dünya da kimse kalmazdı! Çünkü Allah; kul, hatasız olamayacağı için, günah işlememeyi değil, işlediği takdirde hemen pişman olup, tövbeler ederek, yönünü hemen Allah’a çevirmesini istiyor.
x
“O ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık.” (Tâhâ: 53)
Bitkilerin de çiftli, erkekli, dişili olduğunu bildiren bu âyet de Kur’an’ın bilimsel mucizelerinden biridir. (Prof. Dr. Süleyman Ateş)
x
Dikkatle bakarsak; ağaçlar belli bir yükselişten ve uzayıştan sonra topak hâlini alıyor. Oluşumları piramitleri andırıyor. Sayısız yaprakları aynı büyüklükte kalıyor. Büyüme ve gelişmeleri devam etmesi gerekirken artık duruyor! Demek ki, kendi başlarına değiller. Ancak, Yüce Allah’ın tedbir ve gözetimi altında bir varlık gösterebiliyorlar. Herşey gibi kayıt kuyut altındalar.
x
Bakkal dükkanında; iğneden ipliğe herşey olsa da, terazi bulunmasa; bakkal bakkallık yapabilir, herkesi memnun edebilir mi?
x
Elektrik kesilince makineler duruyor, işlemez hâle geliyor. Bir demir yığını oluyor. Ruh da bedenden çıkınca, insan; et ve kemik yığınından başka bir şey ifade etmiyor! Çalıştıranların mevcudiyetlerini kabul ediyor. Fakat mahiyetlerini idrak edemiyoruz. Demek ki, bir şeyin mahiyetinin bilmemek; varlığını kabul etmememizi gerktirmiyor.
x
“Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tespih ederler (anarlar). O’nu övgü ile tespih etmeyen (anmayan) hiçbir şey yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halîmdir, çok bağışlayandır.” (İsra: 44)
Cansız sanılan herşeyde, insanların fark edemedikleri bir canlılık vardır. Bütün eşya atomlardan oluşur. Atomun çekirdeği çevresindeki elektronlar, akla şaşkınlık verecek bir hızla dönmektedir. Meselâ bir hidrojen atomundaki elektron, çekirdeği çevresinde, saniyede 2000 km. hızla döner. Sanki bir zerre, koca bir güneş sistemini temsil etmektedir. İşte maddenin en küçük parçası, bu hareketleriyle Allah’ı tespih etmektedir. Tespih, Yaratıcının şanının yüceliğini söylemektedir. (Zaten) her zerre O’nun şanının yüceliğini söylemiyor mu? Bir atomdaki bu düzen, O’nun kemalini haykırmıyor mu? (Prof. Dr. Süleyman Ateş)
x
Evet, her atom, zerre ve hücre; ayrı bir şahsiyet ve kişilik sahibidir.
Tıpkı insanların görünüşte aynı olmalarına rağmen;
Manen, rûhen ve ilmen birbirlerinden çok farklı olmaları,
Özel birer kişiliğe mâlik olduklarını arzetmeleri gibi.