DÜŞÜNCE ÇUKURU

Kimi geceler yastığa başınızı koyduğunuz andan itibaren zihniniz o günden başlayarak olanı biteni gözlerinizin önünden geçirir. Sağa dönersiniz olmaz; sola dönersiniz, olmaz. Kimi sabahlar da sizi uyutmayan o zihin kahveyi elinize alır almaz başlar hayatınızı sorgulamaya: “Ne yaşıyorum?", “Ne istiyorum.”, “Hayatın anlamı ne, ne olmalı?” ve benzeri sorular tepinir durur zihninizde. Peki, siz ne yaparsınız?

Siz ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama yapmanız gereken şey, sakin olmanız gerektiğini fark etmek. Çünkü yaşamı düşünmek çoğu zaman insanı yaşamaktan alıkoyar. Sakin olamadığınızda zihniniz, sürekli durum analizi yapması gerekiyormuş gibi çalışır. Hele ki iş temposunun ve stres kaynaklarının yüksek olduğu günümüzde; zihnimizi yönetebilmek oldukça önem taşıyor.

Psikolojide “analiz felci” denen bir kavram vardır. Karar verme sürecinde çok fazla düşünmekten veya seçenekleri aşırı analiz etmekten, eyleme geçememeyi ifade eder. Zihninizdeki düşüncelerin çokluğu, sizi dondurur ve farkında olmadan mükemmeliyetçilik ve kontrolcülük girdabında kıvranırsınız. Bu da zihinsel yorgunluğu ve huzursuzluğu beraberinde getirir.

Evren hareketi sever

Zihinsel döngülere saplanmak, çok düşünmenin en büyük yan etkisidir. Elbette hayat üzerine düşünmek değerli ancak hayat her an plânlanmak ya da anlamlandırılmak için değil yaşamak için var. Yürüyüş yaparken adımları hissedebilmek, denizi izlerken huzuru koklamak gerekir. Bunun yerine “Ben şu an ne yapıyorum?” derseniz, ayakkabılarınızı ve denizi dahi sorgulamaya başlarsınız.

Hayat her zaman bir anlam arayışı değildir. Her şeyi anlamaya çalışan zihin karışır, bazen sadece yürümek gerekir. Elbette ki hayatı sorgulayacağız, düşüneceğiz, zihnimizde bir şeyleri alıp vereceğiz ancak zihnimize ve bedenimize zarar vermeden… Bunları yapın ama daha az sorgulayın, daha çok yaşayın. Çünkü evren, düşünceyi değil hareketi sever.