Bazen bir duyguya sahipken o duygu hiç geçmeyecekmiş gibi hissederiz. Bu durum mutluluk için de üzüntü için de öfke için de böyledir. Zaten bu nedenle, bu dönemlerde verdiğimiz kararlar da sağlıklı değildir. Hele ki olumsuz duygular içerisindeysek onları yönetmekten ziyade susturmak istiyoruz. Bir sıkıntımız mı var, televizyonu açalım. Canımız mı sıkkın, sosyal medyada birkaç video kaydıralım. Yeter ki o duyguyu yaşamayalım.
Oysa sonsuza dek sürmesini istediğimi olumlu duygular kadar bir an önce son bulmasını dilediğimiz olumsuz duygular da bize ait ve aslında hiçbir duygumuz diğerinden tümüyle bağımsız değil. Psikolog Robert Plutchik, sekiz temel duygumuz olduğundan bahseder ve onları bir çark biçiminde sınıflandırır: Mutluluk, güven, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinti, öfke ve beklenti. Bu sekiz temel duygu tıpkı bir renk paleti gibi ya da gökkuşağı gibi birbirine karışarak bizi oluşturur.
Bu duygu çarkının güzelliği ise, dönmesinde gizlidir. Bu nedenle, hiçbir duygu kalıcı değildir.
Düşünün: Dün belki nefret ettiğiniz kaç insan şu an en iyi dostlarınız? “Asla affetmem!” dediğiniz kaç kişiyi şu an umursamıyorsunuz bile? Hiç bitmeyecek sandığınız kaç sevinciniz yerini hüzünlü gözlerinize bıraktı? Duygularımız sabit değil ve biz onları dondurmaya çalıştıkça duygu çarkımız dönmüyor.
Aynı cephedeyiz
Duygularımızı düşmanımız değil rehberimiz olarak kabul ettiğimizde onları yönetmemiz de kolaylaşıyor. Korkularımız değerlerimizi, öfkemiz sınırlarımızı, hüznümüz yasımızı yaşamamızı anlatır bize. İyi duygulara sarılıp kötü olanlardan kaçmak yerine her birinin varlığını kabul etmek, çarkın dengede dönmesini sağlar. Çünkü biz ve duygularımız farklı cephelerde iki 1düşman değiliz.
Duygularımız sadece hissettiklerimiz değil aynı zamanda sessiz hikâyemizdir ve çark döndükçe, biz de değişir, dönüşürüz. Buna izin verebilmek için de duygularımızla kavga etmek yerine onlarla dans etmeyi öğrenmemiz gerek. Peki, siz dans etmeyi biliyor musunuz?