Türkiye’de eğitim sistemi yıllardır tartışmaların odağında. Son dönemde ise lise eğitiminin yeniden yapılandırılması, “2+2” modeli, üniversite süresinin üç yıla düşürülmesi gibi başlıklar, toplumun her kesiminde yeni beklentiler ve soru işaretleri oluşturuyor. Henüz netleşmeyen bu çalışmalar, özellikle gençler ve aileler açısından zaman kavramını daha da kıymetli hâle getiriyor.
Bugün gelinen noktada gençler, “oku, oku” denilerek uzayan bir eğitim maratonunun içinde kendilerini buluyor. Eğitim süresi uzadıkça, hayata atılma yaşı da gecikiyor. Bir yanda geçim kaygısı, diğer yanda sosyal hayata dair beklentiler… Gençler, diplomayla birlikte yaşın da ilerlediğini fark ediyor. Evlenme, çalışma ve kendi ayakları üzerinde durma hayalleri, eğitim takvimine takılıyor.
Bu tabloya bir de okullarda yaşanan akran zorbalığı eklendiğinde, örgün eğitim her öğrenci için güvenli bir alan olmaktan çıkabiliyor. Zorbalık, dışlanma ve psikolojik baskı yaşayan pek çok öğrenci, okulla bağını koparma noktasına geliyor. Bu noktada aileler için alternatif yollar kaçınılmaz hâle geliyor.
Açık öğretim sistemi ise tam da bu ihtiyaçtan doğmuş bir seçenek olarak öne çıkıyor. Çalışmak zorunda olan, ailesine destek veren ya da farklı sebeplerle örgün eğitime devam edemeyen binlerce kişi için açık öğretim bir umut kapısı. Ancak son yıllarda açık öğretimin de neredeyse örgün eğitimle aynı zorluklara sürüklenmesi, bu kapının giderek daraldığı hissini doğuruyor.
Oysa açık öğretimin ruhu; daha esnek, daha hızlı ve daha erişilebilir bir eğitim imkânı sunmaktı. Online sınavlarla, makul sürelerde tamamlanabilen bir sistem; hem çalışan bireyleri hem de hayata geç kalmak istemeyen gençleri destekleyebilirdi. Bugün ise açık öğretimde de uzayan süreçler, artan ders yükleri ve zorlaşan sınavlar, “neden?” sorusunu beraberinde getiriyor.
Toplumun büyük bir bölümü çalışıyor, üretmeye çalışıyor. Eğitim, hayatın önünde bir engel değil; hayatı güçlendiren bir araç olmalı. Gençlerin yıllarını sadece sıralarda değil, hayatın içinde de değerlendirebileceği modeller üzerine düşünmek gerekiyor.
Bu yazı bir itirazdan çok bir çağrıdır. Eğitimde kalite ile erişilebilirlik arasında güçlü bir denge kurulması, hem bireyin hem toplumun yararınadır. Gençliğin zamanını koruyan, hayata hazırlayan ve kimseyi geride bırakmayan bir eğitim anlayışı, hepimizin ortak beklentisidir.
Şengül Karaman Gazeteci – Yazar Yeni Çağrı Gazetesi