Evlerde başlayan kıyasa dayalı psikolojik baskı: Sessiz bir yarayı görme vakti

Toplumun her köşesinde görünmeyen ama en çok hissedilen bir gerçek var:
Evde başlayan kıyaslama kültürü.
Yıllardır süren bu alışkanlık, kimi zaman fark edilmeden, kimi zaman “terbiye” adı altında kabul görerek çocukların omuzlarına ağır bir yük bırakıyor.

Bir zamanlar özellikle kız çocuklarının kaderi gibi görülen bu baskı, bugün artık erkek çocukları da dahil olmak üzere her çocuğu etkiler hale geldi. “Sen yapamazsın”, “Onun kadar zeki değilsin”, “Bak kardeşin senden iyi”, “Komşunun kızı bile senden başarılı”… Bu cümleler büyüklerin ağzından bir anda çıkıyor ama bir çocuğun iç dünyasında yıllarca yankılanıyor.

Oysa hiçbir çocuk dünyaya özgüven eksikliğiyle gelmez. Özgüveni törpüleyen, potansiyeli gölgeleyen, başarıyı korkuya dönüştüren şey çoğu zaman aile içinde yapılan kıyaslamalardır.

Eskiden kız çocukları bu baskıyı daha fazla hissederdi. Sessiz olmaları, söz dinlemeleri, başarılı olsalar bile “kendi sınırlarını aşmamaları” beklenirdi. Ancak bugün baskı yalnızca cinsiyete değil, toplumsal hızın, beklentilerin ve kusursuzluk takıntısının bir sonucu olarak tüm çocuklara yöneliyor.

Bir çocuğu rencide etmek yalnızca bir sözle değil, bir bakışla bile mümkün.
Ve unutulmamalı:
Kırılan özgüvenin onarımı yıllar sürer.

Artık bu sessiz yarayı görme zamanı.
Toplum olarak çocuklarımızı yarıştırmayı değil, anlamayı; kıyaslamayı değil, desteklemeyi; utandırmayı değil, cesaretlendirmeyi seçmeliyiz. Çünkü her çocuk biriciktir, kendi yoluna, kendi ışığına sahiptir.

Evdeki küçük bir cümle, bazen bir çocuğun tüm geleceğini belirleyebilir.
Öyleyse cümlelerimizi özenle seçelim.
Kıyaslamayı değil, sevgiyi çoğaltalım.
Seslerini kısan değil, onları güçlendiren bir toplum olalım.