Fakirliği Övmek: Halkı Uyuşturmanın En Eski Yöntemi

Toplumda yaygın bir söylem vardır: “Fakirlik ayıp değildir.” Hatta öyle ki fakirlik bir fazilet, bir erdem, Allah’ın sevgisine mazhar olmanın yolu gibi sunulur. Büyük düşünürlerden, alimlerden alıntılar yapılır; kanaatin tükenmez bir hazine olduğundan, zühdün yani dünyadan elini eteğini çekmenin faziletinden bahsedilir. Sana derler ki: “Fakir ol, kanaat et, yetin. Daha fazlasını isteme.”

Peki, bütün bu söylemlerin kime yaradığına hiç baktın mı?

Fakirliği kutsayan bu anlayış, aslında sistemin en güçlü silahıdır. Fakirliği meşrulaştırmak bir yönetim stratejisidir. Çünkü fakir kaldığında hesap soramazsın. Yoksulluğun nedenini sorgulamazsın. Daha iyisini istemezsin. İşte o zaman yönetilmesi kolay bir kalabalık olursun.

Bir düşün: Eğer toplumun büyük bir kısmı “fakirlik ayıp değildir” diye avutuluyorsa, bu kimin işine yarıyor? Fakirin mi? Yoksa fakirlik üzerinden daha fazla güç devşiren, servet biriktiren zenginlerin mi?

Bu söylem, tıpkı uyuşturucu gibidir. İnsanlara acıyı sevdirmek, yoksulluğu kader gibi kabullendirmek için üretilmiştir.

Sana “veren el, alan elden üstündür” hadisini hatırlatmazlar. Çünkü bu hadis sana güçlü olman gerektiğini, alan değil veren taraf olman gerektiğini söyler. Sana “güçlü mü’min, zayıf müminden Allah katında daha hayırlıdır” hadisini de söylemezler. Çünkü bu da senin ayağa kalkmanı, güçlenmeni teşvik eder.

Onun yerine sürekli sabırdan, kanaatten bahsederler. Oysa sabır, zulme boyun eğmek demek değildir. Kanaat, miskinlik değildir. İslam’ın özünde çalışmak, üretmek, güçlü olmak, hakkını aramak vardır.

Sistem neden fakirliğe rıza gösteren bir toplum istiyor? Çünkü fakir insan soru sormaz.

“Neden bu haldeyiz? Neden bu adaletsizlik var?” diye hesap sormaz. Çünkü ona öğretilen şudur: “Sabret, kanaat et. Dünya üç günlük, fakirlik erdemdir.”

Ama sen daha iyisini istemezsen, adalet arayışına girmezsen, onlar seni yönetmeye devam eder. Sistem, senin sorgulamaman için fakirliği kutsar.

Gerçek şu ki, fakirlik bir kader değildir. Fakirlik, adaletsizliğin, sömürünün ve kötü yönetimlerin sonucudur. Fakirliği kutsallaştıranlar, işte bu adaletsiz düzenin sürmesini isteyenlerdir.

Fakirliği övmek, gerçekte fakirliği üretmeye devam edenleri gizlemekten başka bir işe yaramaz. Bizim görevimiz fakirliği kabul etmek değil, fakirliği ortadan kaldırmaktır. Çünkü hakkını aramayan toplum köleleşir, hakkını arayan toplum özgürleşir.

Bugün asıl ihtiyacımız olan şey, “fakirlik ayıp değildir” cümlesiyle avutulmak değil; “fakirlik kader değildir” diyerek hesap sormaktır.

Çünkü fakirliği ayıp saymayan sistem, aslında seni yoksul bırakmayı tercih eden sistemdir. Ve sen, sorgulamaya başladığında, işte o zaman gerçek değişim başlar.