☰
✕

FİLM TAVSİYELERİ – BÖLÜM 1

Bazı kötü filmlerin sonunda ister istemez “Ben ne izledim?” duygusuna kapılıyoruz ve geçirdiğimiz iki, üç saatlik zamanı kötü değerlendirdiğimizi düşünüyoruz. Hem asla böyle bir duyguya kapılmayacağınız hem de sadece boş zamanı verimli değerlendirmek için değil, öncelikli olarak ruhumuzu ve bilgi birikimimizi beslemek için iki kaliteli film tavsiyesiyle geldim bu hafta. Tarih, savaş ve dram sever tutkunları için inanılmaz iki film diyebilirim.

Filmlerde kurgulanmış bu muazzam hikâyelerin içerisinde kaybolurken, günün yorgunluğunu ve stresini unutacaksınız. Bundan sonra kültür sanat yazılarımda kitap incelemelerimin ve tavsiyelerimin yanında ara ara bu şekilde çok beğendiğim filmlerle ilgili de değerlendirme ve incelemeler yapmayı planlıyorum.

NARVIK

Film incelemesinden önce biraz tarihin tozlu sayfalarını karıştıralım. II. Dünya Savaşı'nda Almanların, İsveç'ten aldığı demir hammaddesi için en kritik konum Norveç'in Narvik kasabasıydı. Hitler de bunu kendi çıkarları doğrultusunda en iyi şekilde kullanmayı planlamaktaydı.

Narvik halkı ise bir yandan bu demir hammaddesinin Hitler'in eline geçmesini istemiyordu, diğer yandan da kasabalarının özgür kalmasını umut ediyordu.

Başlarda İngilizler ve Fransızlar da Narvik kasabasının yanında durup, birlikte mücadele verirler. Verilen bu mücadelenin bir noktada sonuca ulaşmış gibi görünmesi, Norveç’in bu güzel kasabasının savaşın barut kokan havasını üzerinden attığı fikrini yaratacaktır.

Ancak bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar desteğini çektikten sonra, Narvik kasabası Nazi güçleri karşısında bir başına ve çaresiz kalır. Bundan sonra ise Nazilerin acımasız darbesi Narvik halkına acı bir son getirir.

İkinci Dünya Savaşı’nda gerçekten yaşanmış olan bu olayı konu eden film, tarih severler ve savaş filmlerinden hoşlananlar için kesinlikle tavsiyemdir. Benim açımdan puanı on üzerinden sekiz, dokuz aralığını hak eden bir film. Tarih, dram ve savaş bu filmin merkezi.

Filmde ele alınan kurgu evli bir çiftin üzerinden ilerlemektedir. Norveçli bir onbaşı olan Gunnar Tofte, müttefik kuvvetlerle birlikte Almanlara karşı ön saflarda savaşmaktadır. Gunnar’ın eşi Ingrid Tofte ise kasabada bir otelde çalışmaktadır. Almanca bildiği için hem Almanlar hem de İngilizler arasında tercümanlık yaparak ailesini hayatta tutmaya çalışırken vicdani bir ikilemle karşı karşıya kalır. Tofte’nin bu sivil casusluk görevinin ve ikili oyununun yer aldığı sahneler bence filmin en kaliteli anları olmuş.

Filmde yaşanan savaşın içinde, insanların yaşadığı o korku ve kâbus süresince, başından sonuna bu ailenin yaşadıkları oldukça duygusal. Filme savaş sahnelerinden ziyade puanı kazandıran en önemli detaylar bu ailenin yaşadıklarının beyaz perdeye döküldüğü sahneler diyebilirim.

Peki neden bu ailenin yaşadıkları, filmdeki savaş sahnelerinin önüne geçmiş?

Filmin ilerlemesinin bu ailenin üzerinden olması sebebiyle ailenin yer aldığı sahnelerin ve Tofte’nin sivil casusluk görevi sahnelerinin savaş sahnelerine göre daha çok yer almasından dolayıdır. İkinci sebep de gerçek olaydan esinlenilmiş böyle bir II. Dünya Savaşı filminde güçlü, etkili ve görsel kalitesi yüksek savaş sahnelerinin olmaması.

Bence, 2020 yapımı filmin yönetmen koltuğunda oturan Norveçli Erik Skjoldbjærg, savaşın aksiyon boyutundan daha çok, karakterlerin içsel çatışmalarına ve ahlaki ikilemlerine yer vermiş.

İkinci Dünya Savaşı’nın pek bilinmeyen ama stratejik açıdan hayati önem taşıyan bir dönemini ele alması sebebiyle Narvik kesinlikle izlenmeye değer. Savaş filmlerinin o duygusal perspektifinde hem o kasabada meydana gelen savaşı hem de o savaşta yaşananları öğreneceğiz. Bir annenin, çocuğunun hayatı için oynamak zorunda kaldığı ikili sivil casusluk görevi anları ise muhteşem.

ANTHROPOID

Yine İkinci Dünya Savaşı ve gerçekten yaşanmış bir olaydan esinlenilerek beyaz perdeye yansıtılan bir kurgu. Hem de bu sefer tarihte gerçekten yaşanmış çok önemli bir operasyon, çok kritik bir suikast film severlere sunuluyor. Gerilim seviyesi çok yüksek olan bu filmde dramı da sonuna kadar yaşayacaksınız.

II. Dünya Savaşı’nda Anthropoid operasyonu ile bir grup Çekoslovak direnişçinin, 1942 yılında Nazi Almanyası’nın üçüncü en güçlü adamı ve Holokost’un ana mimarlarından biri olan Reinhard Heydrich suikastını konu eden muhteşem bir film.

Suikast, direniş ajanları Jozef Gabčík ve Jan Kubiš tarafından gerçekleştirilmiştir. Çekoslovak hükümeti tarafından eğitilen sürgündeki bu iki asker işgal altındaki Prag'a paraşütle iner. “Prag Kasabı” olarak bilinen Heydrich'i ortadan kaldırmak için yerel direnişle iş birliği yaparlar.

Reinhard Heydrich ise 1938’den itibaren Yahudilerin Avrupa’dan sürülmeleri ve imhasında büyük rol oynayan, Yahudi sorununa nihai bir çözüm getirmek amacıyla Avrupalı Yahudilerin katliamını planlama arzusunda olan, Hitler’e en yakın ve en üst kademe Alman asker ve siyasetçidir.

Yönetmen koltuğunda Sean Ellis otururken, Cillian Murphy (Jozef Gabčík) ve Jamie Dornan (Jan Kubiš) başrollerde yer alıyor.

Tarihsel gerçekliğe sadık kalması, Nazilerin baskıcı rejimini tam olarak hissettirmesi, çatışma sahnelerinin kalitesi, mekanların ve kostümlerin tasarımı ve seçimiyle bizleri 1942 yılına götürmesi ve yaşanan dramı sonuna kadar hissettirmesi ile 2016 yılında yayına giren bu film on üzerinden on puanı hak ediyor. Kesinlikle tavsiyemdir.