Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), neredeyse her yıl sahnelediği oyunu bir kez daha vizyona soktu. Daha bir yıl önce değiştirilen Ziraat Türkiye Kupası (ZTK) formatı, bu sezon bir kez daha değişime uğradı.
ZTK format ve statüsünü biz spor yazarları bile takip edip çözmekte zorlanırken, futbolseverlerin işin içinden çıkabilmesini beklemek herhalde tam bir hayalcilik olur. Açıkçası, sürekli yinelenen bu değişiklikler artık kabak tadı verdi.
Yeni düzenlemeye göre kupa, 2025-2026 sezonunda tam 155 takımla başlayacak. Turnuvanın tümü için, 11 haftalık bir maraton öngörülüyor. Grup aşaması ise sekiz takımlı üç grup üzerinden oynanacak. Bu 24 takım, altılı dört torbaya bölünecek ve her grupta farklı torbalardan gelen ekiplerle eşleşmeler yapılacak. Takımlar ikisi iç sahada, ikisi deplasmanda olmak üzere, toplam dört maç oynayacak. Gruplardan ilk iki sırayı alan altı takım ve en iyi iki üçüncü, yani toplam sekiz ekip çeyrek finale yükselecek. Burada grup birincileriyle en iyi ikinciler seri başı olacak ve ev sahipliği avantajını kullanacak. Sonrası bildik hikâye: kura çekimiyle yarı final eşleşmeleri ve ev sahipleri belirlenecek.
Kağıt üzerinde kulağa “düzen” gibi gelse de, aslında ortada çözmesi zaman gerektiren karmaşık bir denklem var. Bir anlamda hepimiz okul sıralarımızda matematik derslerinde çözmeye çalıştığımız havuz problemlerine geri dönmüş gibiyiz. Oysa futbolun doğasını bu kadar zorlaştırılmanın ne anlamı var ki…
Çok değil, daha geçtiğimiz sezon turnuvada altışar takımlı dört grup vardı. Ondan önceki yılda ise dörderli gruplar. Ama orada da bazı takımlar içeride iki, dışarıda bir maç oynarken diğerleri tam tersini yaşamış ve bu durum için adaletsizlik eleştirileri yapılmıştı.
Aslında 1962’den bu yana bu kupanın tam on kez format değiştirmesi, meselenin ne denli çığırından çıkmış olduğunu gözler önüne seriyor. Bazen kulüplerin baskısıyla, kimi zaman da siyasetin gölgesiyle alınan kararlar, ZTK’nın değerinin giderek yitmesine neden oluyor.
Avrupa futboluna baktığımızda benzer örneklere çok az rastlıyoruz. Onlar sistemi kökten sarsmak yerine, gerektiğinde ufak dokunuşlarla yoluna devam ediyor. Bizde ise “her sezon farklı bir bulmaca üretmek” adeta alışkanlık haline geldi.
Üstelik yalnızca kupa değil; yabancı oyuncu kuralı gibi en çok tartışılan konularda da aynı istikrarsızlık sürüyor. Her yıl değişen kararlarla futbolun ruhu zedeleniyor, milyonların bu sihirli oyuna olan inancı sarsılıyor. Sonuç ortada: değeri yavaş yavaş eriyen bir turnuva ve anlamını kaybeden kurallar…
Hoşçakalın…