ALİ ÖZ İLE FOTOĞRAF KARELERİ
HABER: SEVGÜL EROĞLU
Merih Akoğul’un girişte verdiği güzel metinin enerjisi ile Taksim Sanat’ın içine daldım. İyi ki dalmışım. Metronun kalabalığı üzerime çökmüşken bu canım fotoğraf kareleri beni sihirli bir dansa davet etti. Ali Öz yıllar içinde titizlikle hayata geçirdiği fotoğraf sergisinde hayranlarıyla sohbet ediyordu. Ben de tanıştım. Kendisiyle ileri bir tarihte daha detaylı bir söyleşi yapabileceğimi belirttim.
Bu enfes fotoğrafları ve Ali Öz’ün başarılı kariyerinin etkisi mütevazı duruşunu hiç bozmamıştı. Bu kuşak gerçekten örnek alınacak sanatçılar yetiştirdi.
“İnsanlar insanlık tarihinin çok öncesinde, dilleri dahi oluşmadan ya ses çıkartarak ya da vücut hareketleriyle dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Zaman içinde dans müzik eşliğinde duygu ve düşüncelerle birleşerek yeni bir ifade aracı olarak kendine haklı bir yer edindi. İnsanlar dünyanın neresinde olursa olsun özgürce dans ederek kendi sınırlarını keşfettiler.
Afrika’dan Uzakdoğu’ya, Güney Amerika’dan Asya’ya coğrafyaların farklı kültürleri yansıtması artık ortak anlaşma zemini hazırlamak için engel değildi. Beden dili , melodi ve ritimlerin bir koreografi aracılığıyla sahne üzerinde sergilendiği bir sanat dalı olarak her şeyi anlatmaya yetiyordu. Dans ederken vücut kendine özel bir alan açıyordu. İnsanın acıları, korkuları sevinçler ve coşkuları tüm netliğiyle izleyicinin karşısındaydı.
Ali Öz, foto muhabiri; Nerede sıcak bir olay varsa !980’lerin başından itibaren kendisini orada görürüz. Bazen çatışmaların ortasında, bazen de daha iyi fotoğraf çekmek için seçtiği stratejik noktalarda yer alır. Onun en büyük özelliği hiç ara vermeden olağanüstü bir tempoyla çalışmasıdır. Çektiği fotoğraflar, gösterdiği özen nedeniyle zaman içinde doğal bir biçimde projelere dönüşür. Bazen İstanbul’da konusu bazen insan haklarıdır bazen de bu serginin omurgasını oluşturan danstır baledir…
Ali Öz sahada görevini yaparken verdiği her kısa arada bale ve dans gözterilerine giderek fotoğraf çeker ve orada huzur bulur. Sokakta anlık karşılaşmalar dahilinde yapılacak kompozisyonlar ve anlık çekilecek fotoğraflar bellidir. Oysa müzik eşliğinde tamamen estetik temellere oturtulan dans ile sanat üzerinden bambaşka dünyalara kapı açmak mümkündür. Ali Öz fotoğraf yaşamının başlangıcında analog dönemin yetersiz teknik şartlara rağmen, kapalı mekanda hareketli görüntü çekmenin tüm zorluklarını aşarak bizleri daima fotoğraflarının güzellikleriyle baş başa bırakır.
Bir sanatı başka bir sanat üzerinden aktarabilmek ciddi bir kültür ve bilgi birikimini gerektirir. Seçilen konu insanın bedenini öne çıkarıp yücelten bir sanat dalı olduğu için onu doğru kareler halinde sabitliyerek kalıcı kılmak hiç de kolay değildir. Çünkü hem dansın figürleriyle olan ilişkisini koruyacak hem de kendi özgün yorumunu yapacaktır.
Dans esnasında hangi figür nasıl bir fotoğrafa dönüşmelidir, işte asıl mesele budur. Ali Öz karşısında olduğu sahneyi kendisine mekan olarak seçip kompozisyonlarını oluşturuyor. Tamamen insan estetiğinin ulaşılabilecek en soylu ve hayranlık duyulacak halini fotoğraflarıyla birleştirerek biricik anları ‘Fotoğrafın Dansı’ sergisi üzerinden bizlerle paylaşıyor.
Ali Öz’ün zengin bir arşivin içinden özenle seçtiği, İstanbul’a 30 yıl boyunca gelen dans ve bale topluluklarının fotoğraflarını bu sergide görmek izleyiciler için büyük şans.”