Futbolun insanoğlunun hayatındaki yönlendirici gücü herkes tarafından bilinmektedir. Bilinmeyen ise bu gücün iyiye mi, yoksa kötüye mi kullanıldığıdır.
Yaşanan son olaylar belki de bu konuda tehlike sinyalleri veriyor.
Henüz daha ligler başlamadan Trabzonspor büyük bir atılım yaparak Muhammed Salah'ı renklerine kattı. Bu olay, Trabzonsporlu olsun olmasın birçok kişiyi memnun etmiştir.
Nihayetinde Muhammed Salah'ı karşılama töreninde bir Galatasaraylı vatandaş, Galatasaray formasını giyerek karşılama alanına geldi.
Aman Yarabbi, o ne ki? Bütün taraftarlar tepki göstererek bu gencin formasını çıkartması için tepki gösterdiler. Tehlikeli bir durum olduğunu sezen genç de formayı çıkardı.
Ama duyarlı taraftarlar, olay günü bu gençten özür diledi. Akabinde üzerine Salah yazan bir forma hediye ettiler ve olay tatlıya bağlandı.
Aslında olaya başka bir pencereden bakacak olursak, bu Galatasaray taraftarı da Muhammed Salah gibi bir yıldızın gelişine sevinmiş, hem onu hem de Trabzonluları tebrik etmek için karşılamaya gelmiş.
Nihayetinde Muhammed Salah oynadığı zaman tüm sporseverler onu izleyecek ve zevk alacaklardır.
Buradaki tahammülsüzlük neyin nesi? Futbol birleştirici olmalı, ayrıştırıcı olmamalı.
Yine ikinci olay ise Fenerbahçe ve Gençlerbirliği futbol kulüpleri arasındaki müsabakada, Gençlerbirliği tribününde bir gencin çocuğuyla birlikte Fenerbahçe formasıyla gelmesi idi. Bu olay Gençlerbirliği taraftarları tarafından protesto edilince devreye güvenlik güçleri girdi.
Polis olaya müdahale etti. Çocuğu güvenli alana aldılar ve babasına teslim ettiler. Gençlerbirliği Kulübü yöneticileri de özür dileyerek çocuğu ve ailesini misafir edeceğini açıkladı.
İyi ki duyarlı futbolseverler var. Her konuda eğitime ihtiyacımız olduğu gibi bu konuda da eğitime ihtiyacımız olduğu aşikârdır.
Geçenlerde bir vesile ile Emniyet Müdürümüz ile birlikte aynı ortamda bulunduk.
Sorduk:
“Müdürüm, nasıl? Trabzon'da asayiş berkemal mi?”
Sayın Müdürümüz, biraz da esprili olarak cevap verdi:
“Trabzonspor yendiğinde hiç sokağa çıkmaya gerek yok. Ama bir de yenilmesin, bizim işlerimiz artıyor.”
Yani gerçekten öyle. Bir maç sonrası ertesi günden başlayarak bir dahaki maça kadar kritik yapılıyor. Atılamayan gollere ahlanıp vahlanılıyor.
Maç bitmiş, gitmiş. Artık kendi hayatına dön be kardeşim. Bunun üzerinde fazla durmana gerek yok. Sonuçta bu bir oyun; bir taraf yenecek, bir taraf yenilecek veya berabere kalınacak. Üç ihtimali benimse ve maça öyle git.
Yine maç sonralarında televizyon programları sabaha kadar devam ediyor. Golü atamayana hakaretler, hakeme hakaretler, teknik direktöre istifa çağrıları... Bütün bunlar yanlış hareketlerdir.
Maç esnasında bir penaltı verildiyse, maç bitmiş, gol atılmış, herkes evine gitmiş. Ne kadar kritik yaparsan yap, maç geri dönmez.
Yani “Fatih Terim'in dediği gibi, hâkimin kararı bozuluyor fakat hakemin kararı asla bozulmuyor.”
Buradan hareketle biraz da futbol camiasındaki transferlerle ilgili bir iki şey yazmak istiyorum. Bilmiyorum hangi tarihti ama bununla ilgili yine yazmıştım. Oldukça da olumlu geri dönüşler aldım.
Evet, nedir bu milyon dolarlık transfer ücretleri? Bu ücretler nasıl karşılanıyor? Futbolculara ödenen bu ücretlere vergi tahakkuk ettiriliyor mu?
Kendi kanımca ettirilmiyordur. Eğer öyleyse Maliye Bakanlığı, gazetelerde manşet olarak yazılan milyon dolarlar üzerinden vergilerini tahsil etmelidir. Bu konuda çok itinalı bir takip yapılmalıdır.
Ayrıca yabancı futbolcu sayısı kademeli olarak aşağı çekilmelidir. Yoksa Türk futbolcusu kendini gösterememekte ve bundan dolayı da başarılı olamamaktadır.
Yabancı futbolcu sayısı beş, yedeklerle birlikte yedi olarak sınırlandırılmalıdır. Aynı anda bir maçta beş yabancının oynamasına müsaade edilmelidir.
Çok önemli bir husus da şudur: Eskiden sadece futbolla ilgili şans oyunu Toto vardı.
Şimdi ise birçok oyun var. Artık bu iş mecrasından çıkmış, kumara dönüşmüştür.
Hatta öyle ki bir sporcunun kazancının helalliyet noktası bile sorgulanmaktadır.
Yazımı yazarken bir haber geldi. Bizim Trabzon'un Hayrat ilçesi Eyüp Hanları mevkisinde yeni yapılan bir camiye “Muhammed Salah Gazze Camisi” adı verilmiş.
Ne diyelim, hayırlı olsun. Ama her şeyi de abartmakta üzerimize yoktur. Maşallah.
Son söz:
Futbol, futbol gibi oynanırsa futboldur.
Futbolda yarış olacaktır, futbolcuda hırs olacaktır, futbolda emek olacaktır, futbolcu emeğinin karşılığını alacaktır. Futbolda edep olacaktır. Futbolcu edepli olacaktır. Futbolda saygı olacaktır. Futbolcu saygılı olacaktır.
Bu kadar ezanlar, bu kadar selalar camileri doldurmaya yetmiyor. Ama bir gol atılması, bin kişilik stadın dolmasına vesile oluyorsa futbol önemlidir ve insanlığın lehinde kullanılmalıdır.
Futbolun gücünü yöneticiler, ilgililer, bilgililer iyi tahlil etmeli ve müspet yolda kullanılmasına açılacak yolları kolaylaştırmalıdırlar.
En iyi futbolcu, yenildiğinde yenen takımı tebrik edendir.
Diyorum.
Allah'a emanet olunuz efendim.