Yazan: Fevzi MORAY
Kıymetli dostlarım,
Günümüzde ne yazık ki uzun yazılar çoğu zaman yalnızca başlığına ve son birkaç satırına göz atılarak geçiliyor. Oysa bazı yolculuklar vardır ki; yalnızca gezilen yerleri değil, yaşanan duyguları, hatıraları ve tarihî gerçekleri de içinde taşır. İşte bu nedenle, 22–26 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz GAP Kültür Gezisi’ne ilişkin değerlendirmelerimizi iki ayrı bölüm hâlinde paylaşmayı daha uygun bulduk.
Birinci bölümde kendi gözlem ve değerlendirmelerime yer verirken, ikinci bölümde ise Ege Bölge Başkanımız Sayın Emekli Jandarma Kıdemli Albay Ahmet Avcı’nın özellikle yarım asır sonra yeniden gördüğü Güneydoğu Anadolu’ya dair dikkat çekici tespitlerini paylaşacağız.
Çünkü bazı hatıralar kısa geçilemeyecek kadar derin, bazı gözlemler ise unutulamayacak kadar değerlidir.
Merhaba kıymetli dostlarım,
Meslek hayatım boyunca ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi hariç hemen her köşesinde görev yapmış bir muharip subay olarak, 1999 yılında Albay rütbesiyle yaş haddinden emekli oldum.
Ancak içimde hep bir eksiklik vardı: Bu aziz vatanın kadim Güneydoğu topraklarını görmeden göçüp gitmek istemiyordum.
İşte bu düşüncelerle, 22–26 Nisan 2026 tarihleri arasında, yaş almış ama ruhunu genç tutmayı başarmış dostlarla birlikte dört gece beş gün süren unutulmaz bir “GAP Kültür Gezisi” gerçekleştirdik.
Bu yolculuk yalnızca şehirleri görmekten ibaret değildi. Aynı zamanda geçmişle bugünü karşılaştırdığımız; tarihin, kültürün, dostluğun ve vefa duygusunun iç içe geçtiği anlamlı bir buluşmaydı.
Yolculuğumuz İzmir’den Van’a yapılan uçuşla başladı. Ardından beş şehir, çok sayıda ilçe ve sayısız tarihî mirası kapsayan yoğun ama son derece kıymetli bir kültür yolculuğu başladı.
Uzun yollar, yorucu intikaller ve yoğun program zaman zaman hepimizi zorlasa da gördüğümüz her antik eser, dinlediğimiz her hikâye ve tanıklık ettiğimiz her medeniyet izi bütün yorgunluğumuza değdi.
Bu geziyi daha anlamlı kılan ise yalnızca Ege Bölgesi’nden değil, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen silah arkadaşlarımız ve kıymetli eşlerinin aynı yolculukta buluşmasıydı.
Aynı otobüste yol almak, aynı sofrayı paylaşmak ve aynı duygularda birleşmek; kardeşlik bağlarımızı daha da güçlendirdi.
Özellikle yaklaşık 12 bin yıllık geçmişiyle insanlık tarihine ışık tutan Göbeklitepe’yi görmek hepimiz için büyük bir gurur kaynağı oldu. Mısır Piramitleri’nden binlerce yıl önce inşa edilen bu eşsiz yapı, Anadolu’nun insanlık tarihindeki yerini bir kez daha gözler önüne seriyordu.
Konu Göbeklitepe olunca, zaman zaman ortaya çıkan fikir karmaşasını gidermek adına bazı hususları doğru değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.
Göbeklitepe’deki yaklaşık 12 bin yıllık kalıntılar, modern dönemde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde çalışan arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Ancak burada iki ayrı konuyu birbirine karıştırmamak gerekir.
Bu yapıları inşa eden topluluklar, günümüz anlamında “Türk” değildi. Çünkü Göbeklitepe, Türklerin Anadolu’ya gelişinden yaklaşık 10 bin yıl daha eski bir döneme aittir. O dönemde bölgede Neolitik Çağ ( Cilalı Taş Devri) insan toplulukları yaşamaktaydı. Yeni Taş Devri ise Mezopotamya- Asya-Avrupa- ve Afrika’yı temsil ediyordu.
Buna karşılık, bu eşsiz mirasın keşfi, kazılması, korunması ve dünya kültür mirasına kazandırılması büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki çalışmalar sayesinde mümkün olmuştur.
Göbeklitepe ilk olarak 1960’lı yıllarda fark edilmiş; ancak gerçek önemi 1990’lı yıllarda yapılan sistemli kazılarla anlaşılmıştır.
Alman arkeolog Klaus Schmidt’in önemli katkıları olmakla birlikte, kazılar Türk bilim insanları, Türk işçileri, Türk kurumları ve özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğiyle yürütülmüştür.
Dolayısıyla konu: Göbeklitepe olunca en doğru ifade şudur:
“Göbeklitepe’yi inşa edenler tarih öncesi Anadolu topluluklarıdır; ancak bu eşsiz mirasın ortaya çıkarılması, korunması ve insanlığa tanıtılması Türkiye Cumhuriyeti döneminde gerçekleştirilmiştir.”
Bu anlamlı GAP Kültür Gezisi’nin planlanmasında ve yürütülmesinde büyük emeği bulunan Ege Bölge Başkanımız Sayın Emekli Jandarma Kıdemli Albay Ahmet Avcı’ya ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü Sayın Ahmet Avcı yalnızca başarılı bir organizatör değil; aynı zamanda yıllarca Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görev yapmış, bölgeyi yakından tanıyan değerli bir arkadaşımızdır.
Gezi boyunca yaptığı değerlendirmeler, anlattığı hatıralar ve bölgenin son elli yılda geçirdiği değişimi ortaya koyan gözlemleri hepimiz için son derece öğretici olmuştur.
Özellikle Midyat üzerine yaptığı değerlendirmeler dikkat çekiciydi. 1970–1973 yılları arasında ilk görev yeri olan Midyat’ı 53 yıl sonra yeniden görmek, onda derin izler bırakmıştı.
O yıllarda Midyat ile Estel’in birbirinden ayrı iki yerleşim görünümünde olduğunu; toplumsal yapının Türkler, Araplar, Kürtler ve Süryanilerden oluştuğunu; yaşam şartlarının son derece sınırlı bulunduğunu anlattı.
Elektriğin ve suyun kısıtlı olduğu, birçok temel meslek grubunun dahi bulunmadığı o yıllardaki Midyat ile bugün karşılaştığı manzara arasında büyük fark bulunduğunu ifade etti.
Bir başka hüzünlü gözlem ise Hasankeyf üzerineydi. Yıllar önce hafızalarda yer eden eski Hasankeyf’in büyük ölçüde sular altında kalmış olması hepimizi derinden etkiledi.
Gezi boyunca bizlere rehberlik eden Sayın Tuğba Zengin Akseki Hanım da bilgisi, zarafeti, disiplini ve içten yaklaşımıyla bu yolculuğa ayrı bir değer kattı.
Bölgeye hâkimiyeti, tarihî anlatımları ve sıcak iletişimi sayesinde gezimiz yalnızca bir tur değil; adeta yaşayan bir tarih dersine dönüştü.
Sonuç olarak bu gezi; yalnızca şehirleri değil, gönülleri de birbirine bağlayan, geçmiş ile bugün arasında köprü kuran, dostlukları pekiştiren çok kıymetli bir kültür yolculuğu olarak hafızalarımızda müstesna yerini almıştır.
Bu güzel organizasyonda emeği geçen başta Sayın Ahmet Avcı olmak üzere tüm arkadaşlarımıza ve kıymetli eşlerine gönülden teşekkür ediyor; sağlık, huzur ve dostluk içerisinde nice güzel yolculuklarda yeniden buluşmayı diliyorum.
Fevzi MORAY
Emekli Piyade Kıdemli Albay
İzmir