GEÇMİŞTEN ALDIĞI GÜÇLE GELECEĞİNİ KURAN ÜLKE

Prof.Dr. Cabbar Ișankul

“Dünyada hiçbir zaman aynı şafak sökmemiştir."

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyayev’in “Yeni Özbekistan Stratejisi” adlı kitabının ön sözü bu cümleyle başlar. Oldukça sade ve basit ama okuyanı düşündüren derin anlamlı bir cümledir bu. Bu ifade yalnızca hayatın sürekliliği, içinde yaşadığımız dünyanın sürekli değiştiğini ve yenilendiğini akla getirir. Bu cümle ayrıca, sadece evrenin kadim yasaları hakkında değildir; bu, aynı zamanda dünyayla birlikte kendisi de değişen, bilinci ve şuuru dönüşen insanların düşünce yapısındaki değişimi de yansıtır. Düşünce değişmeden insan değişmez. Değişime, gelişmeye, yükselişe ihtiyaç duyulmadan insanın kendi içinde dönüşüm gerçekleşmez. Düşünce devrimi ki bu, oldukça uzun sürecek, meşakkatli bir süreçtir. Yeni bir şafağın doğması! İşte bu, zihinsel dönüşümle başlar. Özbek halkı sadeliği sever; doğallık, içtenlik ve samimiyet Özbeklerin ruhuna sindirdikleri özellikleridir. Bu nedenle Özbeklerin millî maneviyatının temeli olan ve onların ruhunun aynası niteliğindeki folklor ürünleri söz konusu olduğunda bunlar “Halkın kendisi gibi sade, halkın kendisi gibi doğal ve halkın kendisi gibi derin.” tavsif edilir.

Bu söz boşuna değildir; halkın dilindeki kelimeler, binlerce yıllık mazisi boyunca yoğrulmuş, olgunlaşmış ve özlü hikmet şeklini almıştır. Özbekistan Cumhurbaşkanı, bu düşünceleri güzel bir edebî dille, kıymetli kıyafet giydirmek suretiyle şöyle ifade eder: “Folklor sanatı, insanlığın çocukluk şarkısıdır.”

Özbeklerin sadeliği ve samimiyeti, yüzüne yansır. Onların soframız gibi gönülleri de açıktır, bağrı da geniştir. Sofra başında, dedelerin ve ninelerin dualarında, onların her öğüdünde Özbeklere mahsus bilgelik kendini gösterir. Onların dualarda vatanın daima huzur içinde olması, ülkenin bayındır olması, bolluk ve bereketin daim olması, evlatların sağlıklı, akıllı ve erdemli olması dilenir.

Sofraya otururken de kalkarken de, misafirliğe gidilirken ya da misafirlikten gelinirken, sohbet meclislerinde, her zaman ama her zaman hep iyi dileklerde bulunulur; hayatın her anına şükredilir. Bunu şu şekilde ifade etmek yerinde olacaktır: Geçmişini unutmayan, bugününü idrak eden ve gelecek için güzel temennilerde bulunan bir milletin ruhudur bu ruh. Günümüzde yaygın kullanılan bir kelimeyle söylenecek olursa buna “mentalite” denir. Bu ruh hâlini, dünyaya medeniyetin kapılarını açan atalarımız “iyi düşünce, iyi söz, iyi amel” diye tarif etmişlerdir.

“Dünyada hiçbir zaman aynı şafak sökmemiştir.”

Bu kitap, Özbekistan için yeni bir dönemin başladığını ilan eden ve bunu dünya kamuoyuna duyuran bir bildiri mahiyetindedir. Kitapta şu ciddi soru ortaya atılmıştır: “Yakın ve orta vadede Yeni Özbekistan kalkınma stratejisi nasıl olacak?” Şüphesiz ki bu mahiyetteki tarihî sorular, öyle durup dururken kendiliğinden gündeme gelmez. Tarihî soruları ortaya koyanlar, tarihî şahsiyetlerdir. Özbekistan’ın basiretli lideri tarafından, büyük değişimlerin eşiğinde, belirleyici bir dönemde işte böyle bir soru gündeme getirildi ve bunun cevabı arandı. “Yeni Özbekistan’ı inşa etmek sadece bir arzu, subjektif bir durum değildir bilakis bu, köklü tarihî temellere dayanan, Özbekistan’daki mevcut siyasi, hukuki, toplumsal, ekonomik, kültürel ve eğitimsel durumun kendisinin gerektirdiği, Özbeklerin asırlık özlemleriyle örtüşen, onların millî menfaatlerine tamamen uygun bir objektif zorunluluktur.” Bu yolda, reformların ana itici gücü olan toplum üyelerinin tüm bilgi ve yeteneklerinin, güç ve imkânlarının, tüm azim, kararlılık ve gayretlerinin harekete geçirilmesi gerekir. Ancak bu şekilde Yeni Özbekistan, dünya sahnesinde güçlü potansiyele, layık olduğu itibara sahip, her yönden kalkınmış ve müreffeh bir ülkeye dönüşebilir.

Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyayev’in altını çizdiği gibi, Yeni Özbekistan’ı inşa etme fikri aniden ya da tesadüfen ortaya çıkmış bir düşünce değildir; bu, tüm halkın asırlardır umutla beklediği bir idealin ifadesi, büyük bir gelecek ve medeniyet projesi, asırlık talep ve kararlılığın ete kemiğe bürünmüş şeklidir. Kadim tarihi ve devlet geleneklerine sahip Özbekistan’da, hür ve bağımsız bir yaşam arzusu, Özbeklerin her bir atasının kanında yaşamıştır. Onlar, özgürlük ve bağımsızlığa ancak ilim ve irfan yoluyla ulaşılabileceğini çok iyi bilirlerdi. Toprağı sürüp yıldızları gözlemleyerek, bitkiler ve hayvanlar hakkında büyük bilgiye sahip oldular. Onlar, takvimler düzenledi, yıllara isimler verdi ve dünya hakkındaki bilgilerini gelecek nesillere miras bıraktı. Bu bilgi ve tecrübeler, bu topraklarda birçok bilim dalının gelişmesine, birinci ve ikinci Rönesans’ın temellerinin atılmasına hizmet etti.

“Değil bu meydanın içinde durmak...”.

Bundan yaklaşık altı asır önce büyük düşünür Alişîr Nevâyî tarafından söylenen bu sözler, 21. yüzyılın gerçekliğiyle yüzleşen Özbekistan’ın her bir vatandaşı için de günceldir. Bu sözün de söylediği gibi artık eskisi gibi yaşanamaz ve birçok şeyin de köklü biçimde değişmesi şarttır. Başka bir deyişle, her alan büyük reformları talep etmektedir. Özbekistan’ın hayatta kalabilmesi, millî kimliğini koruyabilmesi, ataların hayalini kurduğu gibi tüketici değil üretici ve yaratıcı bir millete dönüşebilmesi ve dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer alması için önce kim olduğunu, hangi “meydanda” durduğunu belirlemesi gerekir. Durumunu, gücünü tespit edip geleceğini buna göre planlaması; kısacası tüm alanlarda reformlara başlaması elzemdir. Sayın Cumhurbaşkanı, görevdeki ilk günlerinden itibaren açıklığı, samimiyeti, doğruluğu, kararlılığı ve cesaretiyle tüm Özbek halkının güvenini kazandı. Sayın Şevket Mirziyayev’in cumhurbaşkanlığına seçildikten sonraki ilk görüşmesini, akademisyen ve bilim insanlarıyla yaptı. Bu çok büyük bir sembolik anlam taşımaktaydı. Bu, ülkenin gelişim yolunun ilim ve bilimle sıkı sıkıya bağlı olacağına işaretti.

Gerçek şu ki bu görüşmeden önce Özbekistan Bilimler Akademisi sistemindeki bilim adamları, belirsiz bir sürecin içerisinde adeta çaresizdiler. Birçok araştırma enstitüsü dağıtılmış veya yükseköğretim sistemine dâhil edilmiş, geleceği belirsiz yapılar hâline getirilmişti. İşte böyle zor bir dönemde, Devlet Başkanı, hiç kimsenin beklemediği ağır ve meşakkatli ama ülkenin geleceği için büyük önem taşıyan karar ve kararnamelere imza attı. Bu kararlar, Özbekistan Cumhuriyetindeki hayatının tüm alanlarını matuf, eşit derecede önemli tarihî kararlardı.

Her toplum, kendisine en büyük idealleri slogan yapabilir, kendini halkçı ilan edebilir. Ancak halkın içine girmeyen, onun sorunlarını çözmeyen reformlar sadece kâğıt üzerinde kalır. “Başkalarını değiştirmek isteyen kişi, önce kendisini değiştirmelidir. Bunun için de net bir hedef, yorulmak bilmeyen bir irade ve sürekli arayış gerekir.” Özbekistan Cumhurbaşkanı, görevine halkın arasına girerek başladı. Sonuç olarak “Halk Kabulhaneleri” kuruldu; halkın derdi, dinlendi ve Devlet Başkanı’yla halkın “aynı duyguda” olduğu uygulamada kanıtlandı. Zira gerçek lider, zorluklardan korkmaz; kolay yolu değil zor ama doğru ve şerefli yolu seçer. O, her zaman ileriye bakar, geleceği görür. Ağır ve meşakkatli olmasına rağmen, gelecek programlarını hayata geçirmeyi başarır.

Sayın Cumhurbaşkanı Mirziyayev, yürekli ve asil Özbek halkının müreffeh hâlde yaşayacağı bir hayatı sağlamakla ilgili birçok karmaşık ve önemli konunun kendisini uzun süredir düşündürdüğünü belirterek şunları söyledi:

“Kendimize, toplumumuzun yeni bir çehresini yaratma, Yeni Özbekistan’ı inşa etme meselesini stratejik bir görev olarak koyduk.”

İşte bu şekilde “Yeni Özbekistan” kavramı ülke hayatına girdi.

“Dünyada hiçbir zaman aynı şafak sökmemiştir.”

Bağımsız bir devlet olmak, yani özgür ve onurlu yaşamak, sadece devlet kurumları kurmakla sınırlı değildir. Özgürlük, her vatandaşın dünyada bir yeri olduğunu ispat etmesi ve bu sorumluluğa uygun davranabilmesi demektir. Bu nedenle, özgür yaşamanın getirdiği sorumluluk, yalnızca bağımsızlık belgesine sahip olmakla kalmaz; milleti, bağımsız devlet olarak kendisini ortaya koyacak ortak bir amaç etrafında birleştirir. Açık konuşmak gerekirse, biz uzun yıllar boyunca milleti birleştirecek ortak bir hedefe ulaşamadık. Çünkü ortak amaç, her vatandaşın gönlünde karşılık bulmalıydı. Her birey, o hedefte kendisinin ve çocuklarının aydınlık geleceğini görebilmeliydi. Bunun içinse çok şey yapılması gerekiyordu.

Millî birlik kendiliğinden oluşmaz.

Millî birliğe ulaşmak için, herhangi bir fikir, toplumdaki farklı kesimlerin çıkarlarından arındırılmış olmalıdır; millî gurur, millî onur, millî şeref ve millî vicdanı uyandırmalı, milleti kendi gücüne ve kudretine inandırmalıdır. Tarih, tarihî hafıza, atalara saygı, bu milletin birliğini pekiştiren, ona güven veren en güçlü araçlardandır. Çünkü tarih, bize “Kimdik? Ne olduk? Kim olacağız?” sorusunu doğrudan yöneltir. Tarihe saygı, aslında milletin birliğine ve gelecekteki dayanışmasına duyulan saygının bir göstergesidir. Tarih, dünün geçmişidir. Ancak toplumun kuracağı ortak hedef, işte bu tarih üzerine inşa edilir. Tarih özümsenmeden, milletin hedefi ortaklaşmaz.

Edebiyat, bir milletin çarpan vicdanıdır. Toplum kendi vicdanına duyarsızsa veya ona kayıtsızsa, o zaman milleti birleştirecek millî vicdan ortaya çıkmaz. Edebiyata olan tutum, milletin vicdanına olan tutumdur. Edebiyat; tarihi, bugünü ve geleceği içinde taşıyarak milletin kimliğini, varlığını ve enerjisini taşır. Her milletin karakteri ve özellikleri en açık şekilde edebiyatında görünür. Edebiyat, milletin yaşama gücünü oluşturan hücrelerini korur.
Başka bir ifadeyle söylenecek olursa “Edebiyat yaşarsa, millet yaşar.”

Her toplumun bugünü ve yarını, özellikle de ilerlemesi, bilim ve ilmin toplumdaki itibarıyla belirlenir. Bilim ve edebiyat insanlarına verilen değer, aslında milletin geleceğine verilen değer anlamına gelir. Bunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yoktur. Millî onur ve şeref, her şeyden önce dil ve edebiyata olan yaklaşımla başlar.

Özbek dilinin devlet dili olarak toplumun tüm alanlarında tam olarak kullanılması için kaç yıl boyunca uygun zamanın, zeminin ve şartların beklendiği herkese malumdur. Bugün devlet dairelerinde tamamen devlet diline geçilmiş olması dahi bu mahiyetteki süreçlerin nasıl bir kararlılığın, ne kadar meşakkatli bir çabanın, mücadelenin ve çalışmanın gerektirdiğini gösteriyor. Toplumda farklı fikirlere tahammül edilmesinin sıradan bir olgu hâline gelmesi, tüm Özbekler adına beni sevindiriyor. Yakın zamana kadar çoğulculuk (plüralizm) kavramına olumsuz bakılıyordu. Toplumda tek tip düşünce hâkim kılınmaya çalışılıyordu. Bugün ise çoğulculuk, yavaş yavaş da olsa Özbek toplumunda kök salmaya başladı. Çoğulculuk, bir toplumun fikirler sergisidir. Bir sergide ihtiyaca en uygun, en güvenilir, en kaliteli olan, seçilir. Çoğulculuk, çeşitliliği ifade eder. İlk bakışta bu çeşitlilik, ortak görüşleri parçalıyor gibi görünebilir ama gerçek “Toplumun fertleri, düşüncelerinin duyulduğunu ve kabul edildiğini anlarsa, o toplum etrafında birleşmenin, kenetlenmenin başlayacağı”dır.

“Üçüncü Rönesans’ın dört temel halkasını; anaokulu öğretmeni, okul öğretmeni, üniversite hocaları ve bilimsel-sanatkâr aydınlarımızı Yeni Uyanış devrinin dört temel sütununa dönüştürmemiz gerekiyor.”

Son yıllarda Özbekistan’da gerçekleştirilen en büyük reformlardan biri, kesintisiz eğitim sistemindeki köklü değişikliklerdir. İlköğretim ve ortaöğretimde yeni yaklaşımlar ortaya çıktı. Üniversite kontenjanlarının artırılması, yurt dışı ve özel sektörde yerli üniversitelerin açılması, binlerce gence öğrenci olma imkânının kapılarını araladı. Sekiz yıl öncesine kadar, yükseköğretime giriş sürecini parasız hayal edilemezdi. Bugün ise şeffaflık, açıklık ve geniş tercih imkânları sayesinde bu alandaki reformların meyvelerini verdiği görülmektedir. Şüphesiz ki her milletin geleceğini, onun eğitim ve öğretim sistemi belirler. Bugün eğitime verilen önem, geleceğe verilen önemin en parlak ve belirgin örneğidir. Abdullah Avlânî “Eğitim, bizim için ya yaşam ya ölüm meselesidir.” demişti. Cedit atalarımız, eğitimi ve maarifi tek kurtuluş yolu olarak görmüşlerdi.

Aydınlarımız, milleti tüketici olmaktan çıkarıp üretici bir millet hâline getirmeyi, düşünce alanındaysa pasif olmaktan çıkarıp aktif fikir üreten bir halk yapmayı istemişlerdi. Bugün Özbekistan’da öğretmenin toplumdaki yer, tekrar hak ettiği konuma yükselmektedir. En önemlisiyse toplumun geleceğinin okulda temellendirilmesinin devlet politikası seviyesine yükseltilmiş olmasıdır. Geçen yüzyılın başında Cedit atalarımız, tüm güç ve enerjilerini milletin kendi kimliğine dönmesine, kendini tanımasına ve benliğini idrak etmesine harcamışlardı. Çünkü kendini tanımak, maarifle, millet endişesiyle ilgili bir anlayıştır. Eğitimsiz bir insan; kendi yerini, konumunu anlayamaz; onun kendini bilgi ve kültür unsurlarıyla donatıp dönüştürmeden onun yükselmesi de mümkün değildir.

“Kendini tanımak”; kim olduğunu, kimlerden geldiğini, atalarının kim olduğunu, hangi medeniyetten beslendiğini ve hangi değere uygun yaşaması gerektiğini anlamaktır. Cedit atalarımız her şeyde yenilik aramış, “yeni” kelimesini sevmişlerdi. Toplumu, sistemi reforme etmeyi ve bu reformların da bilim ve akılla gerçekleştirilmesini hayal etmişlerdi. Ancak mevcut rejim onlara bu fırsatı vermedi. Kalplerindeki ve hayallerindeki umut çiçekleri açmadan soldurulmuştu. Hürriyetin bilgiyle mümkün olduğuna inanan bu milletin aydınları toplu kıyımlara uğradı. Ülkenin lideri, Yeni Özbekistan’ın inşasının temel esaslarından bahsederken, işte bu tarihî süreci dikkate alarak şunları söyledi:

“Biz, önümüze ülkemizde Üçüncü Rönesans’ın temelini oluşturmak gibi yüce bir hedef koymuşsak, bunun için yeni Harezm’lerin, Birûnî’lerin, İbn Sina’ların, Uluğbek’lerin, Nevâyî ve Babür’lerin yetiştirileceği ortam ve şartları yaratmamız gerekir. Bu hedef doğrultusunda, gençlerimizin büyük hedefler koyup onlara ulaşması için geniş imkânlar sunulması ve her yönüyle destek verilmesi, hepimizin en öncelikli görevi olmalıdır. Ancak o zaman evlatlarımız, halkımızın asırlık umutlarını gerçekleştirecek büyük ve kudretli bir güce dönüşecektir.”

Bugünkü durum, ülkemizin mevcut şartları, Yeni Özbekistan’ın inşası için tüm siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitimsel zeminlerin hazır olduğunu göstermektedir. Bir ülkede gerçekleşecek her türlü değişim, öncelikle millî menfaatlere uygun olmalıdır. Peki, bugün bizim millî menfaatlerimizle ne örtüşür? İşte öncelikli olarak bunun üzerinde düşünmemiz gerekir. En önemlisi, bu reformların temel hareket ettirici gücü olan toplum üyelerinin tüm bilgi ve yeteneklerini, güç ve imkânlarını, tüm azimlerini harekete geçirmeleri gerektiğidir. Başka bir ifadeyle, Alişîr Nevâyî ya da Cedit atalarımız döneminde, bir ülkenin ilerlemesi için ilim ve düşünce ne kadar önemliyse aynı şekilde bugünkü küresel toplumda da buna ihtiyaç çok daha fazladır. Bugün herhangi bir milletin ayakta kalması, ilerlemesi, hedeflerine ulaşabilmesi için mutlaka ama mutlaka bilgi gereklidir.

“En büyük zenginlik; akıl, zekâ ve ilimdir; en büyük miras; iyi terbiyedir; en büyük yoksulluk, cehalettir.”

Bu sadece bugünün sloganı değildir; bu, ataların deneyimlerinden süzülüp gelen, bugün gündemde olan ve geleceğin yol haritası niteliğindeki düsturdur.

“Dünyada hiçbir zaman aynı şafak sökmemiştir.”

Sekiz yıl önce Özbekistan’da yeni bir şafak söktü. Bu şafak, yalnızca Özbekistan için değil, aynı zamanda Türk devletleri ve genel olarak Türkistan ülkeleri için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Son yıllarda Özbekistan, dünyanın birçok ülkesiyle çok yakın ilişkiler kurdu, iş birlikleri yaptı. Özellikle komşu ve kardeş ülkelerle bu iş birlikleri daha da gelişti, bunlar yepyeni bir anlam ve içerikle zenginleşti. Hiç kuşkusuz, bu gelişmeler, Özbekistan’da yürütülen şeffaf ve halkçı politika ile devrim niteliğindeki reformların ürünüdür. Bundan on yıl kadar önce, Özbekistan’ın Türk Devletleri Konseyine üye olması bizim için bir hayaldi. Sayın Şevket Mirziyayev, bu hayalleri gerçeğe dönüştürdü. Özbekistan’ın Türk Devletleri Teşkilatına üye olmasından sonra bu yapı, şüphesiz ki yeni bir anlam kazandı. Konsey, artık Teşkilat hâline geldi. Özbekistan Cumhurbaşkanı, Türk Devletleri Teşkilatı ve Uluslararası TÜRKSOY teşkilatının faaliyetlerine ayrı bir önem ve oldukça yüksek bir değer verdi. Tabi ki bu kesinlikle tesadüf değildir. Çünkü bugün Türk Devletleri coğrafyasında gerçekleşen sosyal, siyasi ve kültürel reformlarda, halklar arasındaki iş birliğinin güçlenmesinde ve elde edilen başarıların arkasında bu teşkilatların özel bir yeri vardır. Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Konseyinin Astana şehrinde yapılan toplantısı çerçevesinde, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyayev’e, Türk halkları ailesinin birliğini pekiştirmeye, Türk devletlerinin çıkarlarını ve görüşlerini uluslararası alanda aktif biçimde savunmaya yaptığı büyük katkılar nedeniyle en yüksek nişan olan “Türk Dünyasının Yüce Nişanı” törenle takdim edildi. Bu, Özbekistan liderinin yürüttüğü politikanın, son yıllarda ülkede gerçekleşen büyük değişimlerin uluslararası ölçekte takdir edilmesidir. Bu ödül, kardeş ülkelerde yaşayan tüm halkların, sanatkâr ve aydınların, devlet başkanlarının oy birliğiyle verdikleri ortak bir karardır. Sadece Türk Devletleri Teşkilatına üye ülkeler değil, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin liderleri de son yıllarda Özbekistan’da uygulanan reformlara son derece yüksek değer biçmekte, ülkeler arası ilişkilerin güçlendiğini özellikle vurgulamaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres bununla ilgili olarak şunları dile getirmişti:

Türkistan’da bir zamanlar, dağınıklık derin kök salmıştı. Günümüzdeyse bölgede bambaşka bir atmosfer oluşturuldu. Bu atmosfer; dostluk, saygı ve sorunları birlikte değerlendirme; mevcut zorlukların hep birlikte aşılmasına dayanan bir ortam oldu.”

Bu sözler, yüksek bir makamdan gelen ve samimiyetle dile getirilen bir itiraftır.

“Dünyada hiçbir zaman aynı şafak sökmemiştir.”

“Bugünkü Özbekistan’ın farkı nedir?” şeklinde bir soru sorulması, doğaldır. Bağımsızlığa kavuşmamız, kuşkusuz büyük bir zaferdir. Bu özgürlük, halkımızın kadim hayaliydi. Biz tam yirmi altı yıl boyunca hep bu kazanılmış hakkımızı konuştuk. Özgürlüğün tarihî bir gereklilik olduğunu, atalarımızın bu bağımsızlığı hayal ettiğini söyledik. Ancak bağımsız yaşamamızla ilgili gerekçelerimizin büyük bölümü geçmişe dayanıyordu. Bugünümüz için tüm toplumu memnun edecek ve milleti birleştirecek somut adımlarımız oldukça sınırlıydı. Fakat son sekiz yılda, biz daha çok gelecek hakkında konuşmaya başladık: Yeni şafak, yeni hedefler…

Artık hedeflerimiz, niyetlerimiz, gayret ve çabalarımız geleceğe yöneltilmiş ve bu yönde seferber edilmiştir. Özbekistan Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu fikirlerin özüne dikkat edildiğinde bunların toplumun tüm güçlerini millî kalkınma yolunda birleştirme düşüncesiyle dolu olduğunu görülür. Toplumun tüm potansiyelini harekete geçirme düşüncesi, en açık şekilde bu gücü hazırlayan eğitimde, terbiyede ve toplumu aydınlatmaya yönelik reformlarda kendisini göstermektedir.

Özbekistan, önüne çok büyük hedefler koyarak büyük bir yola çıktı. Bugün ülkede sistemli şekilde yürütülen reformlar, geleceğe yönelik büyük bir medeniyet programıdır. Bu programda, bu büyük dönüşümde, ülkenin her bir vatandaşı kendine düşen görevi, sorumluluğu düşünmeli ve bu bilinçle hareket etmelidir. Bunun için her vatandaşın iyi düşüncesi, iyi sözü ve iyi eylemi olmalıdır.

Bugün bizden beklenen şey; kendi işimizin, mesleğimizin ustası olmak, hatta en iyisi olmaktır. Kendine hedef koymuş bir insan hangi mesleğin mensubu olursa olsun -ister öğretmen, ister girişimci, ister ayakkabıcı, ister terzi- hepimiz mesleğimizin en iyisi olmaya çalışmalı, ömür defterimizi şanlı satırlarla süslemeye çaba göstermeliyiz.