Birinci Dünya Savaşı sonunda Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması ve ilerleyen süreçte Anadolu’daki millî direnişin engellenmek istenmesi nedeniyle gerçekleşmiştir. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın 28 Ocak 1920'de kabul ettiği bağımsızlık bildirgesi olan Misak-ı Millî, İtilaf Devletleri’nin çıkarlarına ters düştü.
13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri’nin 61 parçalık donanması İstanbul’u fiilen işgal etti. Böylece 465 yıllık başkente ilk kez düşman askerin gireceği bir süreç de başlamış oldu. Mondros Mütarekesi'nin ardından Gazi Mustafa Kemal Paşa, Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında düşman gemilerinin zafer bayrakları açmış şekilde toplarını sağa sola çevirerek, İstanbul Limanı'na girdiklerini, azınlıkların da sevinç çığlıklarıyla karşı sahilleri çınlattığını görünce, “Geldikleri gibi giderler!” demişti. İşgalin kısaca sebepleri şöyle özetlenebilir:
Anadolu'da Mustafa Kemal öncülüğünde büyüyen ve işgallere karşı duran Kuvâ-yi Milliye hareketinin kırılmak istenmesi, başkentin ve Boğazların yönetiminin ele geçirme isteği. Aynı zamanda Sevr Antlaşmasını kabul ettirme isteği ve bununla birlikte Misak-ı Milli iddialından vazgeçilmesi isteği Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesinde yer alan “İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaktır” maddesi temel gerekçe gösterilmiştir. İtilaf Devletleri donanmaları İstanbul önlerine gelmiş ve şehri fiilen kontrol altına almıştır. Ancak Osmanlı hükûmeti ve idaresi şeklen varlığını sürdürmüştür. İstanbul ile boğazların denetimini tamamen ele geçirerek Sevr Barış Antlaşması şartlarını Osmanlı hükûmetine ve Türk halkına kabul ettirme isteği. İtilaf Devletleri baskıyı artırmak, millî direnişi kırmak ve meclisi denetim altına almak için 16 Mart 1920 günü İstanbul’u resmen işgal etmiştir. İşgal sabah saat 05,45’te Şehzadebaşı Karakolu İngiliz askerleri tarafından basıldı. Uykuda olan 4 Türk askeri şehit idildi. Resmî binalara el konulmuş, aydınlar ve bazı mebuslar tutuklanmıştır.
Türk Ordusu’nun İzmir’e girmesinden sonra Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu İtilaf Devletleri kontrolündeki tarafsız bölgeye doğru ilerlemeye başladı. Bunun üzerine Müttefik kuvvetlerde bulunan Fransız ve İtalyan birlikleri derhal geri çekildi. Çanakkale'de bulunan İngiliz birlikleri General Harrington’un emriyle savunma pozisyonu aldı. İngiltere, Ankara Hükûmeti ile anlaşma yolları aramaya başladı. Ankara Hükûmeti İstanbul ve Çanakkale boğazlarının denetimini istedi. İngiltere başbakanı Lloyd George bu istekleri reddetti. Birliklere savaş pozisyonu alması emrini verdi. Fakat Harrington ateş açılmaması emrini verdi. Türk birlikleri, İngiliz direnişi ile karşılaşmadan tarafsız bölgeye girerek Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemeye başladı. Türklerle savaşılmasını istemeyen Winston Churchill'in başını çektiği bir grup bakan istifa etti.
Diğer taraftan 9 Eylül’de İzmir’in Kurtuluş’undan sonra Damat Ferit Paşa 21 Eylül 1922'de ülkeden kaçtı. Mudanya Mütarekesi gereği Trakya topraklarının teslimi yapılırken Türkiye’yi temsil edecek kişi olarak Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ile Refet Paşa; İstanbul komutanı olarak da Millî Müdafaa Umumi Kâtibi Selahattin Adil Paşa görevlendirildi. Refet Paşa, 19 Ekim tarihinde TBMM Muhafız Grubu’ndan 100 kişilik bir kuvvetle Gülnihal Vapuru ile Mudanya’dan ayrılıp İstanbul’a geldi. Ardından “İstanbul Komutanı” sıfatıyla Selahattin Adil Paşa, 81. Alay ile İstanbul’a geldi. Refet Paşa ve Selahattin Adil Paşa’nın İstanbul’a gelmesine rağmen işgal sonlanmadı. Çünkü mütarekeye göre işgal kuvvetleri barış antlaşması imzalanmasından hemen sonra İstanbul’u boşaltacaktı.
24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra, İstanbul’daki yönetim ve otorite mücadeleleri de sona erdi. Ağustos ayının sonuna doğru Müttefik İşgal Kuvvetleri İstanbul’u boşaltmak için hazırlıklara başladılar. Müttefikler tarafından el koyulan kamu binaları ve özel mülkler, artakalan savaş malzemeleri ile Türklere geri verildi. 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmaya başladı. General Harrington 29 Ağustos'ta (ki günün anlamı bellidir) Türk subayları onuruna bir Çay partisi verdi. Türkler de buna 19 Eylül’de bir Garden parti ile karşılık verdiler.
Fransız komutan General Charpy diğer müttefik komutanları Gelibolu ve İstanbul mezarlıklarında yatan ölülerine son bir saygı ziyaretinde bulunmaya davet etti. General Harrington, sembolik bir jestle, karargâhındaki İngiliz bayrağını (Union Jack) Galatasaray’daki Kırım Kilisesi’ne armağan etti. Günümüzde bu bayrak, Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında kullanılan İngiliz bayrağının yanında sergilenmektedir. Türk ve Müttefik komutanları 6 Ekim 1923’te düzenlenen bir törenle birbirlerinin bayraklarını selamladılar. Nöbetçi değişimi yapıldı ve işgal kuvvetleri gemilerine binip gittiler. Aynı gün, Hüseyin Hüsnü Paşa (Erkilet) komutasındaki Türk ordusunun Birinci Piyade Tümeni şehre girdi. Mütareke döneminin yüksek Komiserlerinden sadece bir tanesi İstanbul’da 1927’ye kadar kaldı; o da ABD Yüksek komiseri Amiral Mark L. Bristol idi. Fakat artık ne kendisi bu sıfatı kullanıyor ne de Ankara ona bu sıfatla hitap ediyordu. O artık “Mr. Temsili” olarak sadece bir temsilciydi.
Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. 6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü. Mustafa Kemal: “Geldikleri gibi giderler!” dedi. …ve öyle de oldu.
İstanbul’un Kurtuluş’unun 103 yılı kutlu olsun.