GÖÇMEN KUŞLAR

Yine sonbaharda gönlüm.

Yine ayrılıklarda gönlüm.

Yine sevdanın göçebe yollarındayım. Bu sonbahar bana hüzün veriyor Yağmur gözlüm. Bu sonbahar bana, ayrılık anlarını, eski günlerimizi yeniden hatırlatıyor. Tekrar tekrar yaşıyorum maziyi düşüncelerimde.

Hep seni anımsıyorum sonbaharlarda.

Bir de bana yazdığın şiirleri.

Bir de hasta olan, devamlı ağlayan kardeşini anımsıyorum.

Annenin kucağında ağlayan kardeşini... Bir de acıların içinde yok olan sevdamızı. Yorgunluğun, çaresizliğin, hastalığın içinde, yoğunlaşan acıma hislerinin içinde, üstü kapalı kalan yakınlığımız…

Sonbahar bana ayrılığı anımsatıyor Sevda. Bir seni, bir kardeşini, bir çaresizliği yaşatıyor.

Bir de göçmen kuşları.

Sararmış yaprakların üzerinde yürüyüşlerimiz ne güzeldi. Hiç bitmemesini dilerdim birlikte yürüdüğümüz o yolların. Gidişlerimiz hızlı hızlı, dönüşlerimiz ağır ağırdı. Daha bir çekilmez oluyordu evinize yaklaştıkça her adım.

Yollar, ne kadar uzun olsa da, bir yerde sona eriyordu.  

Önce seni bırakırdım evine. Sokak başında ayrılırdık. Ardına baka baka yürür, ağır ağır kaybolurdun köşeden.

Bilirdim ki, gitmek istemezdin, ama gitmek zorundaydın.

Aklın kardeşindeydi.

Ağlıyor mu acaba?

“Bu gece çok ağladı”, derdin bazen. “Annem hep salladı kucağında. Babam kardeşimin sesine kızdı. Sustur şunu, diye bağırdı anneme.”

Kirpiklerinin hemen kenarına doluveriyordu gözyaşların.

“İyileşecek, geçecek” sözlerim avutmuyordu seni. 

“İlaçları az kaldı kardeşimin”, demiştin bir gece.

Huzurlu değildi yüreklerimiz.

Mutluluk çok uzaklardaydı.

Ben de ayrılmak istemezdim senden.

Bir süre eve dönemezdim senden ayrıldığımda. Senden ayrıldığımda tek başına kalmaktan korkardım. Ve saatlerce tek başına yürürdüm birlikte yürüdüğümüz yolları.

*

“Bu yollar hiç bitmese”, demiştin bir akşamüstü yürürken, hatırlıyor musun?

“Nerde birleşir,

Yolların sonu var mıdır?

Nerede birleşir bütün ırmaklar

Sular yorulmak bilmez mi?

Gece gündüz akar gider”

Sen yollara takılır,

Bense göçmen kuşları düşünür

Hüzünlenirdim

Dalar giderdim onların ardından

Gözden kaybolana kadar gözlerdim

Her sürünün ardındaki

En son kuşu düşünürdüm

sanki onun yalnızlığını duyardım yüreğimde

Tek başına kaldığını

Bazen de terkedildiğini

İster istemez sürüklendiğini

Düşünür

Hüzünlenirdim

Sonra ikimizi düşünürdüm.

Neleri paylaşabildiğimizi, nerelerde yollarımızın tümüyle ayrılabileceğini…

Neydi bizi bağlayan?

Bulamazdım.

Bir çok ortak yönlerimiz olsa da, ayrıldığımız noktalar da çoktu.

Sevmek, belki de kabullenmekti bir başkasının düşüncelerini.

Sevmek, kendine benzetme değil, iki düşünceyi bir yerde yaşatabilmekti.

*

En mutlu anlarımızda, ağlayan kardeşinin boğuk sesini duymuş gibi neşen kaybolurdu. Annenin, çaresiz gözleriyle yavrusunu kucağında sallarken hali gelirdi gözlerimin önüne. Üzülür, yüzüne bakamazdım. Bakışlarımın uzaklara daldığını söylerdin öylesi anlarda.  “Hemen kalk, gidelim”, derdin. Aceleyle kalkardık oturduğumuz masadan. Bilirdim, acele ederdin. Bıraksam, koşarak giderdin evine. Ve çoğu kez, para üstünün geri gelmesini beklemeden yürürdük. Eve vardığımızda, eğer ağlamıyorsa kardeşin, sevinirdin. Öyle bir sevinirdin ki, ne yapacağını bilemeyen şımarık çocuklar gibi odanın içinde gezinir, uyuyan kardeşini öper, kitaplarını karıştırır, annenin saçlarını düzeltirdin.

Kardeşinin ağlamaması, mutluluğun tek şartıydı.

Sevinçlerinde duygularım aydınlanır, neşeyle dolardı yüreğim. İyileşmesi umudunu taşıyordum içimde. İyi olması, iyileşmesi hepimizin neşesiydi.

Hasta olmasaydı kardeşin, nasıl da neşeli olurduk. Ve bizler, oturduğumuz masadan aceleyle kalkmaz,  içmediğimiz çayların parasını ödemek zorunda kalmazdık. Paranın üstü de kalmazdı garsonda. Ve ben, bozuk para taşımak zorunda kalmazdım.

Sevinçlerinde hüznüm dağılırdı.

Kaç öğle sonrasını, kaç günün akşamını hasta kardeşini düşünerek geçirdik.

Ne zaman hüzün sarmadı ki yüreğimizi.

Ne zaman duymadık ki yokluğun acısını yanı başımızda.

İçimize gömdük dile getiremediğimiz öfkemizi.

İlaç paraları, huzursuzluk, bir şey yapamamak kırıyordu belimizi.

Gecenin koynuna ezilerek giriyor, yorgun uyanıyorduk.

Gecenin karanlığı kardeşinin sesiyle bütünleşiyordu.

Kaç sefer dilimin ucuna gelip, seni sevdiğimi, yanında olduğumu söylemek isterdim de, söyleyemezdim.

Ellerinden tutabilmişsem, yüreğimi sana sunmuş kabullenirdim.

Anlaşılan gözyaşlarıyla, gülüşler birbirini doğuruyordu hayatın içinde.

Bazen halka halka olurlardı göçmen kuşlar

Bazen uzun bir kuyruk gibi

Ardı ardına

Bazen de tek sıra

Yan yana bazen

Bozulmazdı sıraları göçmen kuşların

Bulut bulut akarlardı

Dalga dalga göçerlerdi

Boğuk seslerini duyardım

Anlamaya çalışır

Anlayamazdım

Göçmen kuşları çok severdim

Sen de sever miydin?

Sen de gider miydin onlarla uzaklara?

Oysa benim

Göçmen kuşlarla uçardı gönlümün yarısı

Bir yıl süreyle geri dönüşlerini beklerdim

Hiç unutmadan

Sürünün ardından sürüklenen kuşu düşünürdüm..

En geride kalan, yetişmek için çırpınan son kuşu...

Hiç unutmadan onu düşünürdüm.

*

Beklemek, iki sınırın ortasında bulunmak, yalnızlığı kabullenmek gibi bir şeydi.

Beklemek güzeldi kavuşmanın sıcak düşleriyle sarılınca.

Beklemek, sevinçleri, coşkuları yaşamadan, geleceğe ödünç göndermek gibi bir şeydi.

Beklemek, hüznü ve neşeyi aynı anda yaşamak gibi bir şeydi.

*

“Yollar bir yerlerde bitmez mi?”, demiştin. Yorgun, bıkkın sesinle... “Belki o zaman biz geri dönmeyiz ama yolların her biri bir başka yöne giderdi. Bak demiştim bir gün ilerisini gösterip, sanki yolun sonu gibi daralıyor işte, belki de birleşiyor, haydi koşalım.” El ele tutuşup koştuk, koştuk ama yol bitmedi. “Yok”, demiştin. “Ne yollar birleşir, ne sular durur, ne bizler dönmemek için gidebiliriz.”

Suskunluk içinde geriye dönmüştük. Şimdi göçmen kuşları bekliyor, yolları gözlüyorum. Ayrıldığımızda bir boşluk doğuyordu. Neşeden yana, dostluktan yana, aşktan yana. Geri döndüğün an yeniden yükleniyordu yaşam anlamını. Kanat çırpıyordu gökyüzünde sevinç. Bulutlarla yarışıyor, yağmur olup damla damla yağıyor, derelerden denizlere ulaşıyordu.

*

Bir sonbahar sabahı, okuluma döndüğümde,  yine kardeşin ağlıyordu. Yarıyıl tatili için geri döndüğümde, annemin bütün ısrarlarına rağmen hiç beklemeden evinizin yolunu tutmuştum. Koşarak gidiyordum. İçimde bir sıkıntı vardı. Yüreğim daralıyordu.  Cebimde bir sürü bozuk para vardı. Haydi, çıkalım Sevda, bak kardeşin de ağlamıyor, hava da güzel,  diyecektim, diyemedim. Evde bir sessizlik, bir durgunluk vardı. Bakışlarından anlamıştım acı gerçeği. Göğsüme kapanıp, gözyaşları içinde,  “ öldü, kardeşim gitti” diye ağlamaya başlamıştın.

Ben de ağlamıştım.

Çaresizliğin, bir şey yapamamış olmanın verdiği acı, beni de ağlatıyordu.

Oysa mektuplarında, biraz daha iyi olduğunu yazıyordun. “Ağlamıyor eskisi kadar”  diyordun.

Seviniyordum.

Yoksa yalan mıydı?

Ne zaman öldü diye, soramıyordum.

Koşarak hızla geriye dönüp odama kapanmıştım.

Yine sonbahardayım Sevda.

Yine acılardayım.

Yine ayrılıklardayım.

Yine uzaklardayım. 

Yine çaresizliğin içinde ağlamaktayım.

*

Ya sen Sevda, ya sen nerelerdesin?

Sakın bana sonbahardayım deme.

Sakın ha.

Yoksa dayanmak zor olur.

Sakın yine geceleri uyuyamadığını söyleme bana.

Konuş, gülümse, ağlama sakın.

Seviyorum de.

Umutluyum de.

Sevdalıyım de.

Aşk yaşıyor de.

Yeter ki konuş.

Konuşsana Sevda.

Dayanamıyorum.

Sen giderken, bütün çiceklerim solacak, yaşama arzularıma kar yağacak Sevda.

Şarkılar el vermeyecek biliyorum.

Oysa aşk, karşı koymaktı benim için ayrılığa.

Şimdi sen gidiyorsun.

Desene hüznünle solacağım.

Yollar yine bana kalacak.

Kimsesiz, şehrin en tenha, en kuytu yerleri beni bekliyor desene.          

Boğazına düğümlenen, ellerini acıtan, dudaklarını yakan bir şeyler var mı?.

Bu kadar erken saatte gitmelerin ağına düşmeyip gel desene.

Beni böyle tek başına bırakmasana…