GÜLÜMSE GEÇER

İlk bakışta iyi niyetli görünen “Olumlu düşün!”, “İyi tarafından bak!”, “Senden kötü durumda ne insanlar var.” ve benzeri cümleleri sıkça duyarız. Kimi zaman yaraya merhem değil tuz olan bu cümleler, her ne kadar paylaşılan bir acıya hızla çözüm üretmeye çalışma girişimi olsa da çoğuzaman iyi niyetten ziyade rahatsızlıktan kaçışın göstergesi oluyor. Bu noktada da acıyı anlamak yerine onu düzeltmeye çalışan bir dil ortaya çıkıyor: Toksik pozitiflik.

Toksik pozitiflik; yaşanan acıyı, öfkeyi, endişeyi hatta yası olduğundan hafif gösteren ve “İyi hissetmek zorundasın!” düşüncesini dayatan bir nevi duygu diktatörlüğüdür. Başkasının acısını dinlemek ve paylaşmak bir yana bu acının varlığına dahi tahammülün kalmadığı modern dünyada, insanoğlu acıların ve üzüntülerin de bir sosyal medya görseli gibi hızla geçmesi, bir an önce toparlanması gerektiğine inanmaya meyilli yaşıyor. Oysa insan sadece iyi duygulardan ibaret bir varlık değil. Toksik pozitifliğin yarattığı baskı, kişinin mutsuz ya da üzgün olmaktan dolayı kendini kabahatli hissetmesine ve diğerlerine karşı ayıp ettiğini düşünmesine yol açabiliyor. Çünkü iyi hissetmemek, artık bir duygu değil bir başarısızlık gibi algılanıyor.

Klinik Psikolog Barbara Held; bu durumu ‘zorunlu iyimserlik kültürü’ olarak tanımlıyor ve şöyle diyor: “Sürekli olumlu olmaya zorlanan birey, yaşadığı gerçekliği inkâr etmeye başlar.” Böylece psikolojik dayanıklılığı artmak yerine daha kırılgan olur. Yas yaşayanlar bilir: Ne olursa olsun güçlü olmak zorundasınızdır. Kayıp sonrası güçlü olması dikte edilen ve yas sürecini gerektiği gibi tamamlamasına izin verilmeyen kişi, bir süre sonra yaşadığı kayıpla değil güçlü olamadığı için duyduğu suçlulukla baş etmeye çalışır.

Ya geçmezse?

Oysa olumsuz duygularını yaşayamayan ve ifade edemeyen bireylerde stres hormonları daha uzun süre yüksek kalır, bedensel yakınmalar ve kaygı artar. Çünkü iyi olmak zorunda hissetmek, iyi olmayı sağlamaz; aksine zorlaştırır. Haliyle eşinden ayrılan birine “Boşver, atlatırsın!” ya da işten çıkarılan birine “Dert etme, yeni bir iş bulursun.” demek aslında şu ortak mesajı vermektir: “Böyle hissetmemelisin.” Oysa tam da öyle hissetmelidir insan. Çünkü iyilik hâli, her daim pozitif olmakla değil tüm duygulara hak ettiği yeri vermekle mümkün olabilir. Zifiri karanlık bir sokakta yürümeyi sağlayacak olan aydınlık sokakların varlığını düşünmek midir, sokağın karanlık olduğunu kabullenip ona göre ilerlemek midir?

Her duygu motive edici olmak zorunda değildir. Elbette iyimserlik önemlidir ancak gerçek pozitiflik, her şeyin iyi olacağını söylemekle değil iyi olmayanları inkâr etmemekle, bu da doğru soruyu sormakla başlar: İstediğiniz şey sürekli iyi olmak mı, yoksa gerçek olmak mı? Çünkü “Gülümse, geçer!” dediğiniz biri de sizi şunu söyleyebilir: “Ya geçmezse?”