Prometheus filmi üzerine kıymetli Hakan Mokan ile yaptığımız röportajın birinci bölümünü geçen hafta okumuştuk. Bu hafta da ikinci bölümü ile film incelemesine devam ediyoruz. Gelecek hafta yayımlanacak üçüncü ve son bölüm ile filme noktayı koyacağız.
— David karakteri kimi temsil ediyor?
Nihilist olarak tanımlanmasına rağmen, aslında bir varoluşçu olan ve bu varoluşun cevaplanması için önce yıkılması gerektiğini söyleyen Friedrich Nietzsche'nin, Übermensch yani üst insan kavramını temsil etmektedir David.
Übermensch kavramı aslında Nietzsche'ye ait değildir. Anadolu'lu, Bodrum'lu Dionysos tarafından geliştirilmiş bir varlıktır ve ona kendi dilinde bir isim vermiştir: Hiperantropos.
Sonrasında, Adıyaman'ın ünlü antik kentlerinden birisi olan ancak şu anda sular altında olan Samsat’ta yaşamış olan Lucian ise bu tanımı bir insan formuna sokup, hicivlerinde kendisine yer vermiştir. Lucian'ın hikâyelerinde Übermensch-Hiperantropos, ölüler diyarında doğal boyutlarına geri döndürülecek olan dünyanın büyük efendileriyle alay edecek ve onların krallığını yıkarak, gücü kendisinde toplayacaktır.
Filmde de David, kendi türünü yaratarak, hem insanların hem de mühendislerin sonunu, onların dünyasında yaşarken hazırlamıştır. Kısaca David, Anadolu'da ortaya çıkan ve sonrasında Alman filozof Nietzsche tarafından ortaya atılan Hiperantropos-Übermensch yani üstinsandır. Kendisi yaşamının ötesine geçmiş, yaşamı aşmış, ölümsüz olan, mevcut değerleri yıkıp, kendi tanrısını (insanlığı, onu yaratan Peter Weyland'ın özünde tüm insanlığı) yıkıp, kendisini bir yaratıcı olarak tanımlayan üstinsandır. Peki bu tür bir insanın neyi yoktur? Filmde de belirtildiği gibi ruhu yoktur, yani duyguları yoktur üstinsanın.
O zaman yine yaradılış ile ilgili soruna geliyoruz David genelinde çünkü o da bir yaratıcı olacaktır, filmin ikinci bölümünde. Ruhu olmayan bir yaratıcı olabilir mi? Yaratım için bir ilahi bir güce ihtiyaç var mıdır?
— Birbirleriyle teması olmayan antik uygarlıkların aynı gezegen sembolünde birleşmesi, aynı sembolleri çıkarması sizce nasıl bir durum? Bu durumu nasıl açıklayabiliriz?
Bu aynılığın sebebi, insanın varoluşu ile ilgili sorulara her kültürde benzer cevaplar vermesidir. Bu benzerlikleri bulan ve gruplayan psikiyatrist Carl Jung'a göre insanlar coğrafyadan bağımsız olarak benzer bir zihinsel yapıya sahiptir. Buna kolektif bilinç adını veren Carl Jung, tüm benzerlikleri “Arketip” olarak tanımlar.
Arketipler, insan zihninin derinliklerinde yatan ve doğuştan gelen, tüm kültürlerde ortak olan temel imgeler ve düşünce kalıplarıdır. Örnek olarak: “Kahraman”, “Bilge Yaşlı Adam”, “Kötü Ana”, “Gölge”, “Yaratıcı Tanrı” gibi arketipler, farklı kültürlerde farklı isimler ve şekiller alsa da (Örneğin Herkül, Gılgamış, Oğuz Kağan, İsa hepsi birer kahraman arketipini temsil eder) temel hikâye iskeletleri aynı kalır. Bunun nedeni, temel varoluşsal sorunlarımızdır. Çünkü tüm insanlar aynı temel sorulara cevap arar: Evren nasıl oluştu (yaratılış mitleri) ve neden acı çekiyoruz? Ölümden sonra ne olacak? İyilik/kötülük düalitesi, öteki dünya inançları, bizi felaketlerden kim koruyacak? Kurtarıcı, feda eden tanrı ya da kahraman.
Bu ortak varoluşsal sorulara kolektif bilinç sayesinde ortak ve benzer cevaplar, hikâyeler, mitler üretilmiştir.
— Yaratıcıyı bulma arzusu ve onun yerine geçebilmek düşüncesi için neler söyleyebilirsiniz?
Rus yazar Dostoyevski'nin Suç ve Ceza (1866) adlı romanının ana karakteri Raskolnikov, Nietzsche'nin her şeyin mutlak hâkimi olan üstün insan fikrinin örneğidir. Raskolnikov, bir üstün insan olarak tanrının işlevini üstlenme, iyiyle kötü arasında karar verme girişiminde kendisini karar verici olarak görmüş ve bir eylemde bulunmuştur ancak sonucu tahmin ettiği gibi olmamıştır.
“Tanrı Öldü! Onu biz öldürdük!” diyen Nietzsche'nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabında ve 1884 tarihli not defterinde, yeni insanın artık sıradan ve eski türde bir insan olamayacağını, geçmişte yaratıcı tarafından yaratılanların yok edilmesi gerektiğini, yeni yaratıcının kendisi olması gerektiğini açıklamıştır. Geleceğin insanının üremesinin, milyonlarca sapkının yok edilmesi yoluyla şekillendirileceğini yazmıştır.
“Ahlakın Soykütüğü” (1887) kitabında da genel anlamda insanlığın bir kitle olarak tek ve daha güçlü bir üst insan türünün refahı için feda edilebileceği fikri ortaya çıkar. Bu kitle temizliğinin, dünyayı yönetmek ve yeni türün hâkim olduğu bir kast yetiştirmek için gerekliliği savunulur.
Son olarak Ecce Homo'da üst insanın gelişiminin önünde bir engel gibi duran yozlaşmış ve asalak her şeyin yok edilmesinden sorumlu olan yaşam partisinden bahseder. Bu rolü filmde David üstlenmiştir.
Nietzsche'nin üstinsan imgesi varoluşsal bir dramı gizler. Üstinsan, daha yüksek bir biyolojik türü temsil eder. Güç kazanmak, erdemlerini geliştirmek ve yerleşik ama kullanışlı olmayan değerleri değiştirmek isteyen, yaratıcı olan ve insan düşüncesinin, hayal gücünün ve fantezisinin tüm yelpazesini nasıl kullanacağını bilendir üstinsan.
Üstinsan, insanî olanakların tüm resmini gerçekleştirir ve bu nedenle Nietzsche'nin üstinsanı aynı zamanda tanrının ölümüne vurulan son kılıç darbesidir ve kendisi yeni yaratıcıdır.
Filmde, David, daha önce de belirttiğim gibi üstinsan figürüdür ve nihayetinde hem insanları hem de mühendis rolünü üstlenen yaratıcıları yok ederek, Nietzsche'nin ve onun öncüllerinin bahsettiği yaratıcı yıkımın başlangıcını yaparak, ikinci filmde de kendi insanını (Xenomorph) yaratan tanrı rolüne kendini kaptırmıştır.
Üstinsan davranışına sahip olan insanın cezalandırılacağını Kur'an-ı Kerim'de Alak Suresi, 6,7 ve 8. ayetlerde görebiliriz: Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
Bu, tüm dinler tarafından yanlış bir davranış olarak görülmektedir. Kollektif bilincin bir diğer örneği diyebiliriz. Yaratıcıyı bul, cevapları al ve onu alt ederek yeni yaratıcı sen ol. Varoluşunu tamamla, yeni bir varoluşun yöneticisi ol. İnsanca, pek insanca…