HASAT ZAMANI

İnsan çoğu zaman emeğinin karşılığını hemen görmek ister. Attığı adımın, verdiği mücadelenin ve döktüğü alın terinin kısa sürede sonuç vermesini bekler. Sonuç geciktiğinde ise umudunu yitirmeye, yaptığı işin değerini sorgulamaya başlar. Oysa tabiat bize başka bir hakikati öğretir. Hasadın da bir vakti vardır.

Bugün toprağa ekilen bir tohumun yarın başak vermesini bekleyemeyiz. Çünkü her tohumun görünmeyen bir yolculuğu vardır. Önce toprağın karanlığında kök salar, sonra yağmuru, güneşi ve mevsimini bekler. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür, fakat en büyük dönüşümler, çoğu zaman gözle görülmeyen zamanlarda gerçekleşir.

Hayat da böyledir. Bir fikir, bir eser, bir kurum, bir dostluk, bir yatırım ya da bir eğitim süreci önce görünmeyen kökler oluşturur. Sabırla beslenmeyen hiçbir emek kalıcı bir meyve vermez.

Bu yüzden bugün yorulduğunu hisseden, verdiği emeğin boşa gittiğini düşünen herkesin doğaya yeniden bakması gerekir. Çünkü doğa acele etmez, ama hiçbir çabayı da karşılıksız bırakmaz.

İnsan, kendi hayatının bahçıvanıdır.

Emek toprağı işler, inanç tohumu eker, gayret can suyunu verir, disiplin gelişimi besler, sabır ise bütün bunları olgunlaştırır. Zaman da bu sürecin en önemli tamamlayıcısı, emeği değere dönüştüren en büyük güçtür. Yakın geçmişte “Zamanın Simyası” üzerine düşünürken ifade etmeye çalıştığımız hakikat tam da buydu. Zaman, çalışan insanın en büyük ortağıdır. Sabırla birleşen emek, zamanın ellerinde kıymete dönüşür.

Ne var ki birçok insan hasat mevsimi gelmeden tarlasını terk ediyor. Tam filiz verecekken vazgeçiyor, tam kapılar açılacakken geri dönüyor. Sonra da kaderin kendisine haksızlık ettiğini düşünüyor. Oysa çoğu zaman eksik olan kader değil, bekleyebilme iradesidir.

Bugün dünyanın hayranlıkla izlediği büyük başarıların ortak noktası, uzun ve görünmeyen emek dönemlerinden geçmiş olmalarıdır. Hiçbir büyük eser birkaç günde birkaç hafta da hatta birkaç yılda ortaya çıkmamıştır. Çünkü hiçbir güçlü çınar bir mevsimde büyümemiştir. İnsan hayatında da durum farklı değildir. Bazen yıllarca süren mücadele sessiz kalır, kimse alkışlamaz, kimse fark etmez. Fakat görünmeyen kökler güçlendikçe, geleceğin fırtınaları sizi kolay kolay yıkamaz.

Bir kaç hafta önce “Şimdi Yeni Şeyler Söylemenin Tam Zamanı” derken kastettiğimiz yalnızca yeni sözler üretmek değildi. Aynı zamanda yeni umutlar yeşertmek, yeni yollar açmak ve hayal kırıkları ile oluşan prangalardan kurtularak, korkuların yerine yeni cesaretler koymaktı. Çünkü geleceği değiştirenler, sadece bekleyenler değil, kararlılıkla çalışmaya, üretmeye devam edenlerdir.

“Meşgul Ol ki Müşkülün Hallolsun.” Başlıklı yazımızda da aynı hakikatin başka bir yönüne ışık tutmaya çalıştık. İnsan üretirken güçlenir, çalışırken umudunu korur. Hareket hâlindeki su nasıl berrak kalıyorsa, hareket hâlindeki zihin ve gönül de karamsarlığın tortusunu üzerinde tutmaz.

Bugün belki emeğinizin karşılığını göremiyorsunuz. Belki aylarca, hatta yıllarca verdiğiniz mücadele sessiz ilerliyor. Belki insanlar sizi anlamıyor, belki alkış yerine eleştiri duyuyorsunuz. Fakat unutmayın: Tohum, toprağın altında kaybolduğu için yok olmuş değildir. Aksine büyük bir hazırlık yapmaktadır.

Her tohumun bir hasat zamanı vardır.

Yeter ki toprağınızı terk etmeyin. Yeter ki emeğinizi sulamaya devam edin. Yeter ki umudunuzun güneşini söndürmeyin. Çünkü her emek kendi mevsimini içinde taşır. Her mücadelenin bir vakti, her çiçeğin bir baharı, her alın terinin bir hasadı vardır.

Önemli olan, hasat mevsimi gelmeden tarlayı terk etmemektir. Bugün ektiğiniz iyilikler yarın güvene, bugün verdiğiniz emekler yarın başarıya, bugün sabırla yürüdüğünüz yollar ise yarın başkalarına ilhama dönüşecektir. Kapılar çoğu zaman ilk adımda değil, yürümeye devam edenlere açılır. Hasat da yalnızca ekenlere değil, büyütmeye ve beklemeye sabır gösterenlere nasip olur.

Belki bugün sadece ekme zamanıdır. Belki bugün kök salma zamanıdır. Ama inanıyorum ki emek vermekten vazgeçmeyenler için mutlaka hasat zamanı gelecektir.