☰
✕

Hayatta Kalmakla Yaşamak Arasında

İnsan bazen yaşadığını sanır, oysa yalnızca günü atlatmaya çalışıyordur.

Sorumluluklarını yerine getirir, insanlarla konuşur, güler. Dışarıdan her şey normal görünür. Oysa zihni geçmişle gelecek arasında gidip gelir; henüz yaşanmamış sorunlara hazırlanır, her ihtimali hesaplar. Bir süre sonra hayat, yaşanacak bir deneyim olmaktan çıkar, yönetilmesi gereken bir mücadeleye dönüşür.

Uzun süren belirsizlikler, bitmeyen sorumluluklar ve kendini güvende hissedemediğin koşullar, seni fark ettirmeden kendinden uzaklaştırır. Eskiden keyif aldığın şeyleri erteler, ilişkilerini daraltır, ne istediğini unutursun. Bütün enerjin günü tamamlamaya gider.

En tehlikelisi, bu hâli normal sanmaktır. Her şeye dayanmayı güçlülük, sürekli düşünmeyi sorumluluk zannedersin. Oysa bazen insanı yaşadıklarından çok, her an kötü bir şey olacakmış gibi yaşamak tüketir.

Bir gün kendine dönüp baktığında, hayatını sürdürdüğünü ama içinde yaşamaya pek yer kalmadığını fark edersin. Çözüm, kendini daha fazla zorlamak değil, yıllardır taşıdığın yükü görmektir.

Hayata dönüş büyük kararlarla başlamayabilir. Bir dostla kahve içmek, yürüyüşe çıkmak, sevdiğin müziği dinlemek, bir kitabın içinde kaybolmak… Kendine, yalnızca var olmak için değil, yaşamak için de zaman ayırmak.

Zamanla herkesi memnun etmek, her şeyi çözmek ve her koşulda güçlü görünmek zorunda olmadığını anlarsın. Olgunlaşmak, her şeye dayanmak değil; neyi artık taşımak istemediğini bilmektir.

Çünkü hayat, bütün sorunlar çözüldüğünde başlayacak bir ödül değildir. Kendine yeniden yer açmak, her şey yoluna girene kadar yaşamayı ertelememektir.

Hayatta kalmak seni bugüne getirmiş olabilir. Ama bundan sonraki hayatını yalnızca hayatta kalmak için yaşamak zorunda değilsin.

Bazen yeni bir başlangıç, dünyanı değiştirmekle değil, kendini daha fazla ihmal etmemeye karar vermekle başlar.

Belki de asıl soru şudur: Hayatta kalmaya çalışırken, yaşamayı ne zaman unuttun?