HERKESİN PARLADIĞI YERDE

Film yapımcısı Andy Warhol “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.” dediğinde takvimler 1968’i gösteriyordu. Bu söylem, o tarihlerde belki uzak bir ihtimal gibi görünse de günümüz dünyası için neredeyse aksinin mümkün olmadığı bir hali anlatıyor. Milyonlara ulaşmak artık on beş dakika değil saniyeler sürerken elbette bu sürecin olumsuz etkileri de kaçınılmaz oluyor.

Bir zamanlar arzu edilene ulaşmak için çaba ve emek gerekirken şimdi neredeyse her şeyin bir tık ötede olduğu bir dünyada bireyin yüksek çaba, risk ve başarısızlık korkusuyla yüzleşmek yerine vasat yönelimler içinde olması, bu olumsuz etkilerin başında geliyor. Çünkü bu durum görünmez bir konfor alanı yaratırken duygusal rahatlamayı da sağlıyor. “Artık herkes böyle!” savunmasının arkasına da sığınan bu konfora bağlı gelişen vasatlık, potansiyeli sınırlamanın ve kendini tekrarlayan rutinlerin de ev sahibi haline geliyor.

Kalite standartlarının dahi buna göre yeniden şekillendiği vasatlık konforu, başarısızlık ve yargılanma korkusu yaşayan insan için harika bir güvenli liman sunuyor. Düşük çabayla yakalanan yüksek uyum, iyiye ulaşmak yerine kendi iyisini ölçüt olarak görme, sıradanlaşmanın kabulü ve tüm bunların huzur olarak adlandırılması; modern çağda hep daha iyi olma haline karşı bir tepkiyi, mevcut ile yetinmeyi ve daha fazla zorlamamayı kabul olarak hayatımızın ortasına yerleşiyor.

En iyiden yeterince iyiye

Bireyin kendini rahat hissettiği, azminin ve kişisel becerilerinin sınanmadığı bu durum için haliyle bir şeylerin ‘idare eder’ olması da yetiyor. Çünkü idare edenle yetinmek, kişiyi belirsiz olandan koruyor. Böylece yeni bir şey denemektense mevcut durumu korumak cazip hale geliyor. 2010’larda yapılan kimi davranışsal ekonomi çalışmalarında, bireylerin performanslarını bilinçli olarak sınırladıkları gözlemleniyor. Çünkü daha iyisini yapmak, daha fazla beklenti anlamına geliyor. Daha iyisini ya da daha iyi olduğu kabul edileni yapmanın kolay olduğu günümüzde, çaba harcamadan da hedefine ulaşan bireyin kişisel becerilerle ilgili bir derdi de olmuyor.

Nobel ödüllü Herbert Simon; insanların çoğu zaman en iyiyi değil (kendilerince) yeterince iyiyi seçtiğini söylüyor. Ancak bu durum, kısa vadede huzur verse de uzun vadede memnuniyetsizlik üretiyor. Sorumluluk yükünün azalması vasatlığı çekici kılsa da sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bu konfor, çoğu zaman kısa süreli bir parlamanın ve uzun soluklu bir sönüşün merkezi oluyor. Sonra da gün geliyor, ışıklarını kapatıp gidiyor.