HİMALAYALAR’DA GİZEMLİ FİNAL:

SON GÖRÜNTÜLERİ VARDI, SONRASI YOK!

Bir insanın son görüntüsünü izlemek kadar ağır çok az şey vardır.

Bir otobüse biner.

Bir fotoğraf çektirir.

Yanındakiyle konuşur.

Belki ailesine son kez telefon açar.

Sonra görüntü biter.

Ve bir daha kendisinden haber alınamaz.

Himalayalar’ın eteklerinde yüzlerce insanın hikâyesi tam da böyle yarım kaldı.

26 Ağustos sabahı Nepal ile Tibet arasındaki bölgede başlayan felaket, birkaç saat içinde yolları, köprüleri, evleri ve araçları önüne kattı. Suya karışan kaya, buz ve çamur vadilere doğru ilerlerken insanların kaçması için neredeyse hiç zaman bırakmadı.

Bugün ise felaketin geriye korkunç bir soru kaldı:

Nerede bu insanlar?

Rakamlar her saat değişiyor. Nepal ve Tibet'te ölü sayısı yüzlerce kişiye ulaşmış durumda. Kayıpların sayısı ise 1.400'ü aşmış durumda. Bunların arasında 500'den fazla yabancı bulunuyor.

Ama rakamların anlatamadığı bir şey var.

O insanların aileleri hâlâ telefon bekliyor.

Bir ekranda belirecek tek bir isim...

Bir “iyiyim” mesajı...

Bir fotoğraf...

Bir telefon sesi...

SON GÖRÜNTÜ NEREDE?

Himalayalar'daki bu felaketin en ürpertici taraflarından biri de kayıpların önemli bölümünün bölgeden geçen turistler ve hacılar olması.

İnsanlar dünyanın en kutsal dağlarından biri kabul edilen Kailash'a doğru gidiyordu.

Bazıları hayatlarının en önemli yolculuğuna çıktığını düşünüyordu.

Kimse bunun son yolculuk olabileceğini bilmiyordu.

Reuters'ın aktardığı bilgilere göre Nepal'de kayıp yabancılar arasında Hindistan, ABD, Malezya, Ukrayna, İngiltere, Kanada ve başka ülkelerin vatandaşları bulunuyor. Tibet tarafında da yüzlerce yabancının akıbeti henüz netleşmiş değil.

İşte hikâyenin insanın içine oturan tarafı burada başlıyor.

Çünkü bir kişinin kayıp olduğunu söylemek kolaydır.

Asıl zor olan, onun hangi noktada kaybolduğunu bulmaktır.

Son kez nerede görüldü?

Hangi araca bindi?

Kimin yanındaydı?

Telefonu neredeydi?

Suyun içinde mi kaldı?

Çamurun altında mı?

Yoksa kilometrelerce uzağa mı sürüklendi?

DAĞLARIN İÇİNDE BAŞKA BİR TEHLİKE DAHA VAR

Kurtarma ekipleri yalnızca kayıpları aramıyor.

Şimdi dağların içinde yeni bir felaket ihtimaliyle de yarışıyorlar.

Himalayalar'da heyelanla oluşan bir göl taşmaya başladı. Yetkililer yeni bir su baskını ihtimaline karşı alarmda. Bu nedenle bazı kurtarma çalışmaları geçici olarak durduruldu.

Yani ekipler insanların enkaz altında olup olmadığını ararken, aynı zamanda kendilerini de başka bir selin önünden çekmek zorunda.

Bu, felaketin neden hâlâ bitmediğini anlatıyor.

İlk dalga geçti.

Ama dağlar susmadı.

BİR FELAKETTEN DAHA FAZLASI

Bu olayın ilerleyen günlerde yalnızca bir doğal afet olarak anılacağını düşünmüyorum.

Çünkü burada araştırılması gereken çok daha büyük bir hikâye var.

Himalayalar'da bir buzul ve kaya kütlesinin çökmesiyle başlayan zincirleme olay, vadilerde devasa bir su, kaya ve çamur hareketine dönüştü. Uydu görüntüleri, dağın yüksek kesimlerindeki büyük çöküşü ve sonrasında nehirlerin yönünün değişmesini ortaya koyuyor.

Fakat bilim insanları olayın bütün mekanizmasını hâlâ araştırıyor.

Ve belki de günler sonra enkazın altından yalnızca cesetler değil, bu felaketin nasıl oluştuğuna dair yeni cevaplar da çıkacak.

YA SON TELEFON?

1.400 kişi kayıp” dediğimiz anda insan zihni o sayıyı anlamakta zorlanıyor.

Ama bir annenin telefon ekranını düşünün.

Bir eşin kapıya bakmasını...

Bir kardeşin sosyal medyada aynı fotoğrafı tekrar tekrar paylaşmasını...

Ve her bilinmeyen numarada kalbinin hızla çarpmasını...

İşte gerçek hikâye orada.

Himalayalar bugün yalnızca kayaları, köprüleri ve yolları yutmadı.

İnsanların hayatlarından geriye kalan son izleri de birbirinden kopardı.

Belki bazıları yarın bulunacak.

Belki bazıları günler sonra.

Belki de bazı isimler hiçbir zaman kesin bir cevaba kavuşamayacak.

Ve yıllar sonra bu felaketin fotoğraflarına bakıldığında herkes aynı şeyi soracak:

O gün orada ne oldu?

Fakat benim aklımda başka bir soru kalacak:

Bir insanın son görüntüsüyle hayatının sonu arasındaki o bilinmeyen dakikalarda ne yaşandı?

Himalayalar'ın gerçek gizemi belki de tam burada.

Dağlar susuyor.

Telefonlar susuyor.

Ve yüzlerce aile hâlâ aynı sesi bekliyor:

“Ben hayattayım.”