Öğrencilik yıllarımda İstanbulda Sahaflar çarşısından aldığım Hat Sanatı malzemeleriyle bir yıl müddetle ünlü bir hattattan aldığım Hüsnü Hat kursunu hiç unutamam.
Halen hobi olarak Hüsn-ü Hat sanatına uygun şekilde çalışmalar yapmaktayım.
Birbirinden güzel onlarca çalışmam kütüphanemin bir köşesini süslemektedir.
Yaklaşık 15 yıla yakın Milli Eğitim müdürlüğüm dönemlerinde her yıl Halk Eğitim müdürlüklerinde Hüsn-ü Hat kursları açtırmıştım.
Türkiye’nin tüm il ve ilçelerinde Eğitim öğretim yılları içinde Halk Eğitim Müdürlükleri tarafından Hüsn-ü Hat kursları açılmış ve pek çok sanatkâr yetişmiştir.
Geleneksel Türk sanatlarının en güzel örneklerinden birisi olan hüsn-ü hat sanatı, günümüze kadar usta-çırak disipliniyle ulaşmıştır.
Hüsn-ü hat, Arap harfleri kullanılarak estetik kurallar çerçevesinde ölçülü ve nispetli bir şekilde yazı yazma sanatıdır.
Kelime anlamı olarak Arapça "güzellik" anlamına gelen hüsn ile "yazı/çizgi" anlamına gelen hat kelimelerinin birleşmesiyle oluşur ve "güzel yazı sanatı" demektir.
İslam medeniyetinde Kur'an-ı Kerim'i en güzel ve saygın şekilde yazıya dökmek amacıyla doğmuş ve zamanla müstakil bir görsel sanat dalına dönüşmüştür.
Kullanılan Malzemeler şunlardır:
Hüsn-ü hat icrasında standart yazı araçları yerine el işçiliğiyle hazırlanan özel malzemeler kullanılır:
• Kamış Kalem: Yazının ana aracı olup ney yapımında da kullanılan özel kamışlardan kesilir.
• İs Mürekkebi: Çıra veya gaz lambası isi ile özel maddelerin karıştırılmasıyla yapılan, hataya izin veren ve kolayca silinebilen doğal mürekkeptir.
• Aharlı Kâğıt: Üzerine yumurta akı ve şap gibi maddeler sürülerek (aharlanarak) pürüzsüzleştirilen, mürekkebin kâğıda hemen emilmesini engelleyen özel kâğıttır.
• Hokka ve Lika: Mürekkebin konulduğu küçük kaba hokka, içindeki mürekkebin dökülmesini önleyen ve kaleme dengeli mürekkep veren ham ipeğe ise lika denir.
• Kalemtıraş ve Makta: Kalemin ucunu açmak için kullanılan özel bıçak (kalemtıraş) ve kalemin ucunun üzerinde kesildiği kemik ya da fildişi altlık (makta).
En Yaygın Yazı Çeşitleri şunlardır:
Hat sanatında yüzyıllar içinde farklı estetik kurallara sahip yazı stilleri (ekoller) gelişmiştir. Bunların en temel altısına Aklâm-ı Sitte (Altı Kalem) adı verilir:
1. Kûfî: İslam yazı sanatının en eski, sert ve köşeli hatlara sahip tarzıdır; daha çok mimari yapılarda ve taşlarda görülür.
2. Sülüs: Genellikle cami levhalarında, kuşak yazılarında ve anıtsal mimaride tercih edilen gösterişli ve yuvarlak hatlı yazı çeşididir.
3. Nesih: Kur'an-ı Kerim, hadis kitapları ve uzun metinlerin yazımında okunaklılığı sebebiyle en çok kullanılan stildir.
4. Rika: Günlük hayatta hızlı ve kolay yazabilmek için geliştirilen, işlevsel ve sade bir yazı türüdür.
5. Ta'lîk: İran coğrafyasında doğan, harfleri adeta asılıymış gibi duran, kavisli ve son derece zarif bir yazı türüdür.
6. Divânî: Osmanlı Devleti'nde resmi belgelerde, fermanlarda ve beratların yazımında kullanılan, taklidi zor ve karmaşık bir yazı stilidir.
Sanatın İcrası ve Felsefesine gelince:
Hüsn-ü hat sadece teknik bir beceri değil, aynı zamanda "sabır sanatı" olarak kabul edilir. Hattat olmak isteyen bir öğrenci, usta-çırak ilişkisi içinde yıllarca "meşk" eder (pratik yapar).
Sanatın kurallarına tamamen hakim olan öğrenciye, hocası tarafından tek başına eser verme yetkisi içeren bir icazetname verilir. Günümüzde cami mimarisinden mezar taşlarına, el yazması kitaplardan modern dekoratif levhalara kadar çok geniş bir alanda estetik değerini korumaktadır.
Hat sanatı Selçuklulardan, Osmanlılardan günümüze kadar ulaşan tarihsel kültürel zenginliğimizi yansıtmaktadır.
Türk hat sanatının en ünlü ve ekol yaratmış üstadları arasında Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım Efendi, Sami Efendi ve modern dönemin en büyük isimlerinden Hamid Aytaç yer almaktadır.
"Kur'an-ı Kerim Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı" sözü, Türk hattatlarının İslam yazı sanatına kazandırdığı eşsiz estetik seviyeyi özetler.
Sözlük manası olarak çizgi, yazı anlamına gelen hat, belirli estetik kurallara bağlı kalarak yazı ve şekiller oluşturmayı amaçlayan geleneksel Türk sanatıdır.
Bizdeki adı hüsn-i hat olan bu sanat, batılı ülkelerde "kaligrafi" olarak bilinmektedir.
Geçmişi çok eskilere dayanan bir sanat olan hüsn-i Hat dünyada yaygındır, ancak Müslüman toplumlarda daha fazla ilgi görmektedir.
Ülkemizde büyük beğeni toplayan hüsni hat sanatı herkesin ilgisini çekmektedir.
Hemen hemen her ilimizde mevcut olan hüsn-ü hat kursları ile yeni sanatkârlar yetiştirilmektedir.
Hat sanatına başlamak için çok fazla malzemeye ve büyük bütçelere ihtiyaç yoktur. Kalem, kâğıt, mürekkep, mühre, mürekkep hokkası, mıstar ve yazı altlığı ile hat sanatı için ilk adımdır.
Hüsn-ü hat sanatı kurslarının temel amacı, hüsn-ü hat için mürekkep hazırlayabilen, kamış açabilen, kağıt aharlayabilen, harfleri yazı çeşitlerine göre yazabilen, yazı çeşitlerine göre istif yapabilen kişiler yetiştirmektir.
Kursların başında, katılımcıların ayrı ayrı kişisel özellikleri, yeterlilikleri ve öğrenme ihtiyaçları belirlenir ve ardından kurslar için yıllık planlar ve ders planları hazırlanır. Öğretim materyallerinin seçimine özen gösterilir, bu materyaller eğitmen tarafından bizzat belirlenir.
Hüsn-ü hat sanatı eğitim programında genellikle şu kazanımlara yer verilir;
Kamış kalem açmak hokka hazırlamak
Hat sanatında uygulanan yazı çeşitlerini tanımak
Sülüs hattıyla harfleri yazmak ve sırasıyla harflerin diğer harflerle birleşmelerini yapmak
Metin üzerinde hareke yapmak
Yazı üzerinde tashih yapmak
Yazılan yazıların murakkasını yapmak
Levha düzenlemek
Nesih hattı ve özelliklerini öğrenmek, nesih hattıyla harfleri yazmak, nesih hattıyla satır yazmak, nesih hattıyla sayfa düzeni yapmak
Sülüs-Nesih levha yapmak
Hat sanatında ilerleyen ve zamanla gelişim gösterip kendi hat ürünlerini ortaya koyan kişilere "hattat" denir
Hüsn-ü Hat kursları büyükşehirlerde çok daha yaygındır.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde bu sanat dalına ait çok daha fazla kurs ve ders bulmanız mümkündür. Belediyelerin ve vakıfların verdiği kurslara katılımlar genellikle tamamen ücretsizdir.
Hüsn-ü Hat; Arap harflerini kullanılmasıyla birlikte yazıyı daha ilgi çekici şekilli ve güzel hale getirme yönteminin adıdır.
Hat sanatından yararlanılarak gerçekleştirilen desenli ve güzel yazılar, özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamış olup günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır.
Hat işçiliğinde süreç usta çırak ilişkisi şekliyle ilerlemektedir.
Pek çok cami, han, medrese ve çeşitli kurumlar hat işçiliğinden yararlanılarak süslenmiş ve bulunulan dönemi temsil etmiştir.
Arap harfleri kullanılarak meydana çıkarılan ve görsel olarak güzel yazı yazma sanatına hat sanatı adı denilmektedir.
Daha çok Osmanlı döneminden günümüze uzanan hat sanatı, yapılmış olduğu dönemin niteliklerini kendi içinde barındırmaktadır.
Hat sanatı özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde son derece popüler ve gözde bir sanat olarak öne çıkmıştır.
Hat sanatının hem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde hem de diğer bölgelerde gelişim göstermesi ise Arap harflerinin gelişmesine paralellik taşımaktadır.
Arap harflerinin diğer ülkelerde gelişme gösterdiği dönemlerde hat sanatı da giderek yaygınlaşmış bir hal almıştır.
Osmanlı Devleti’nde yetişen hat sanatkârlarından en başta geleni, Amasyalı Şeyh Hamdullah’tır.
Şeyh Hamdullah’ın ortaya koyduğu Divani, Celi Divani, Siyakat gibi yazı türleri beş yüz yıl süreyle kendinden sonra gelenlere örnek olmuştur.
Şeyh Hamdullah bin kadar En’am ve dua kitabı ile 47 adet el yazması Kuran yazmıştır.
Süleymaniye Camii’nin yazılarını işleyen, ayrıca Hırka-i Saadet için büyük boy Kur’an-ı Kerim yazan Ahmet Karahisari isimli hattat da Şeyh Hamdullah ile aynı dönemde yaşamıştır.
Şeyh Hamdullah’tan 150 yıl sonra yaşayan Hafız Osman’ın açtığı Hat Sanatı ile ilgili okul, tüm Müslüman ülkelerde ün yapmıştır .
Padişah tuğralarını yapan ünlü hattat Mustafa da büyük bir hattattır.
Mahmut Celaleddin, Yesarizade Mustafa İzzet, Sami Bey gibi büyük hattatlar, güzel süslemeler yapmışlardır.
Hattın en küçük örneğine hürde (küçük), gubari (toz kadar küçük yazı) veya hafi (gizli) adı verilir.
Hürde yazı ile yazılan eserler çok azdır.
Fatiha Sûresini pirinç tanesi üzerine yazan hattatlar vardır.
Osmanlılarda hattatlık belli kurallara göre yapılmaktaydı.
Hat öğrenmeye mahalle mektebinde başlanır, çocukların kabiliyetleri rika, sülüs, nesih gibi çeşitli yazılar yazdırılarak geliştirilirdi.
Öğrencileri yetiştiren hattatların izni olmadan yetişen hiçbir öğrenci eserinin altına imza atamazdı.
Bu izne İcazetname denirdi.
Bir öğrencinin icazetname alabilmesi İçin camide icazet merasimi yapılırdı.
Bu merasimde yeni hattatın yazısı, hat üstatlarından meydana gelen bir hat jürisine sunulurdu.
Bu hattatlardan bazıları, asıl hocanın izin yazısının yanında kendilerine ayrılan yerde, ayrı ayrı bu icazeti onaylarlar ve yeni meslektaşlarını tebrik ettiklerini bildirirlerdi.
Bunlara Arapça yazı yazdırırlardı. Buna “icazet tasdiki” denirdi.
31 Mayıs 1914’de hattat yetiştirmek amacıyla Medreset’ül -Hattatin adında bir okul açılmış ve medreselerin kapatılmasıyla Hattat Mektebi adıyla faaliyet gösteren bu kuruluş, 1928 yılında yeni harflerin kabulü ile birlikte öğretimine son vermiştir.
Son yıllarda Üniversitelerimizde, İl ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine bağlı Halk Eğitim Müdürlükleri bünyelerinde açılan Hüsn-ü Hat, Hat Sanatı kursları gelecek kültürümüz için ümit vaat etmektedir.
Sayın Kültür ve Turizm Bakanımızla Milli Eğitim Bakanımızın Kültür Miraslarımızı koruma ve yaygınlaştırma konusunda yapacakları çalışmalardan dolayı şimdiden kendilerine teşekkür ediyoruz.
Hoşça kalınız.