Türk Tıbbı, Orta Asya'daki köklerinden İslam medeniyetine, Osmanlı dönemindeki şifahanelerden modern Türkiye'nin çağdaş sağlık sistemine uzanan köklü bir tarihe sahiptir. Şamanist kökenli otacı/kam tedavileri, Uygur dönemi yazılı tıp belgeleri, İbn Sina geleneği ve T.C. Sağlık Bakanlığı öncülüğündeki modern hastaneler bu tarihin temel taşlarıdır. Orta Asya ve Uygur dönemi, bitkisel ilaçlar, dağlama ve büyü/dua karışımı pratikler uygulandı. Uygurlara ait tıp metinleri Çin ve Hint tıbbıyla etkileşimi gösterdi. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Darüşşifa adı verilen hastanelerde (Gevher Nesibe gibi) hem akıl hem beden hastalıkları tedavi edildi. Sabuncuoğlu Şerefeddin ve Akşemseddin gibi önemli hekimler yetişti. Binlerce Türk Tıp bilginlerinin önderi ve Türk Tıbbı deyince ilk aklımıza gelenlerden birisi elbette İbni Sina olacaktır. Biz de Avrupa ve Asya dünyasının da hayran olduğu Türk tıbbının sembol ismi İbni Sina’dan bahsedelim ve onu bir daha rahmetle yad edelim dedik.
Dünyanın günümüze kadar etkisini göstermiş en büyük bilim adamlarından biri olan İbni Sina (980-1037), Buhara’lı bir anne ve Belh’li bir babanın oğludur. Buhara’da esaslı bir medrese eğitimi gören İbni Sina, tıp yanında çeşitli bilimler üzerinde de bilgisini arttırdı. Önce Samanoğulları, sonra da çeşitli hükümdarlara bağlanan İbni Sina, devlet hayatının bazı kademelerinde de görev yaptı. Öldüğü zaman İran’da, Hemedan’da gömüldü. İbni Sina denilebilir ki, Orta çağ tıbbına bıraktığı etkiler ile İslam dünyasının bilimsel başarısını en üst düzeyde tutmuş çok büyük bir bilim adamıdır.
Onun tıbba getirdiği yenilikler, yüzyıllar boyu Avrupa’da etkisini göstermiş, kitapları klasik bir ders kitabı olarak okutulmuştur. O kadar ki, bugün de bu etkisi görülmektedir. İbni Sina, birbirinden değerli kitaplar yazdı. Şifa, Necat, Hidaye, Uyun al-Hikme gibi kitaplar yanında, en büyük tıp kitabı olan “Kanun’u” hazırladı. Kanun’da, doğu ve batı bilginlerinin bilgileri verildi ve yazarın da kişisel gözlemleri yer aldı. Bu kitapta, yazar, çeşitli hastalıklara değinmekte ve bunların tedavisinde kullanılan droglardan söz etmektedir. Yıllarca Avrupa’da klasik bir öğretim kitabı olarak kullanılan Kanun beş cilttir. Bunlar çeşitli tıp konularına değinir. Tedavi yöntemleri ve ilaçlardan söz edilir. Bu tedaviler bugünün modern tıp uygulamalarında da vardır.
Fârâbî’nin talebesi olan İbni Sina, 10 yaşında Kur’an-ı Kerim’i ezberledi, 18 yaşına kadar, devrinin tüm ilimlerini öğrendi. Buhara’da karışıklık çıkması üzerine, 20 yaşındayken Harezm’e giderek, Harezmşah Ali bin Me’mun’un yanına yerleşti. Zamanının bir kısmını devlet idaresinde, bir kısmını hapiste geçirdiği halde yine de yüzden fazla eser yazmış, ilim ve felsefenin her dalında çığırlar açmıştır. 1037’de Hemedan’da ölen İbni Sina’nın şiirleri de vardır. Hatta bir tanesi Ömer Hayyam’ın Rubaileri’nin arasına ismi anılmadan alınmıştır.
Hareket, kuvvet, boşluk, ışık, ısı ve yer çekimi hakkında araştırmalar yapmıştır. Astronomi ve jeoloji alanındaki (dağların teşekkülü konusu) gözlemleri bugün için bile geçerlidir. İbni Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Kitab-ül Şifa adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır.
Onun tıp şaheseri, kısaca “Kanun” diye bilinen “El Kanun Fi’t-Tıp” adlı büyük kitabıdır. Eser fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji konularına ayrılmıştır. Kitap dikkatle incelendiğinde, İbn-î Sinâ’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıklara “mikrop’a” benzer yaratıkların yol açtığını sezebildiğini görürüz.
İbni Sina’nın “Kanun’u” 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de Râzî de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain üniversitelerinin temel kitabı Kanun oldu. Durum 17. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbni Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbni Sina’nın Kanun’u yer almıştır.
Çünkü Yunanlıların ilk çağlarından MS. 925 yılına kadar tıp sahasında ne bulunabilmiş ve bilinmişse, kendi seziş ve keşiflerini de katarak kitabın içine almıştı. Bugün hala Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Türk doktorun duvara asılı büyük boy portresi ile karşılaşır. Bu iki portre, İbn-î Sina ve Râzî’ye aitti.
Kısacası: İbni Sina Yunan ve İskenderiye filozoflarının eserleriyle birlikte, İslam dünyasının bu düşünce mirasını ve Müslüman filozofların Yunan felsefesini İslami bilgiyle birleştirme çabalarını da içeren birçok kaynağı incelemiştir. Aristo başta olmak üzere Yunan felsefesindeki önemli başlıkları Farabi’nin sayesinde anladığını itiraf eden İbni Sina her ne kadar da Platon ve Aristoteles düşünce geleneğinden etkilense de tüm düşünce serüveninde Müslüman bir filozof olarak ilk olarak Kur’an-ı Kerim’i düşüncesinin temeli olarak benimsemiştir.