“Kuyumcuya girdi, kuyumcuyu ve yanında çalışanını silahla yaraladı, bir miktar altın alarak sırra kadem bastı”, “Trafikte yol vermedi diye, öndeki aracın sürücüsünü 3 yerinden bıçakladı”, “Ayrılmak isteyen eşini sokak ortasında dövdü, ağır yaralı kadın hastaneye kaldırıldı”, “Eski eşinin yeniden evleneceğini öğrenince, bir köşede sıkıştırıp yüzüne kezzap attı”, “Öğretmeni uyarınca, öğrenci akşam velisine söyledi, veli de ertesi gün öğretmeni okulda darbetti”, “Yolda yürüyen bir kişi, gözleri görmeyen köpeğe sopa ile defalarca vurdu”, “Sırasına uymayan hasta, kendisini öne almayan doktoru bıçakladı”, “Yolda yürüyen kadının kolunu kesti ve bileziklerini çaldı”, “Bankadan emekli maaşını çeken yaşlı adamı takip edip, önce dövdü ardından parasını çaldı”
İçiniz sıkıldı değil mi? Hatta bazılarınız belki de ikinci ya da üçüncü vakada okumayı bıraktı. Haberleri açtığımızda ilk dört-beş haberin bu üstte yazdıklarımdan çıkması ve bunun her gün tekrar etmesi, toplum olarak nereye gittiğimizin açık bir habercisi. Şiddete yatkın, belinde bıçağı ya da silahı bulunan ve en ufak bir olay karşısında bile bunları kullanmaktan hiç çekinmeyen, cahil bir kitle şu an toplumumuzun içinde yer alıyor.
Açıkçası ben de her akşam evime geldiğimde, yemek yerken haberleri açarak “Belki bu akşam güzel bir haberde yeni bir şey öğrenirim ya da toplumun yüzünü güldürecek bir olayı izlerim.” umuduyla televizyon karşısına geçiyorum, üç ya da dördüncü haberden sonra ya bir belgesel kanalına ya da bir tarih programına geçiş yapıyorum. Haberleri açmaya korkar olduk. İzlerken içimiz sıkılıyor ve üzülüyoruz.
Ne insana saygı kaldı ne çevreye ne doğaya ne de hayvana. Günden güne cahilleşen, cahilliği giderek artan bir popülasyon ile birlikte yaşıyoruz artık. Kimisi çocuğunu sokağa salamıyor, kimisi dışarı çıkarken çantasına biber gazı koyuyor, kimisi ise daha önce yaptıklarını artık yapamaz hâle geldi. Haklı olsa dahi hakkını aramaya korkan insanlar olduk.
Yasaların yeterli olmaması, silahla ya da bıçakla yaralayanların cezaevine bile girmemesi, girenlerin bir şekilde salınması, birilerini darbedenlerin gayet normal karşılanır hâle gelmesi toplumumuzun son yıllardaki en büyük sorunlarından biri haline geldi.
Uyuşturucu ve hap kullanımı son yıllarda katlanarak artıyor. Gençliğimiz günden güne gözlerimizin önünde eriyip giderken; işte bu gençler de uyuşturucunun etkisiyle kendisini bile bilmiyorken en ufak bir olay karşısında cebindeki silaha ya da bıçağa dayanabiliyor.
Tahammülsüz, anlayışsız, saygısız, cahilce korkusuz, kendinden başkasını düşünmeyen bir kitle var artık hayatımızda. İçimizde şiddet meraklısı var!
Uyanmamız lazım, acil toparlanmamız lazım. “Bana bir şey olmaz.” deme. Bu haksızlıklara bugün sen sesini çıkarmazsan, bu toplumsal bozulmayı engellemek için sen elini taşın altına koymazsan, yarın aynı şeyler senin başına geldiğinde, senin sesin olacak kimseyi bulamayabilirsin.
Sosyal eşitsizlikler, madde ve alkol bağımlılığı, holiganlık seviyesinde takım taraftarı olma, aile içi geçimsizlikler ve boşanmalar, okullarda sınıf içinde geçimsizlikler, bireysel olarak psikolojik sorunlar, kültürel farklılıklar, akrabalar arası miras kavgaları, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak şekilde ekonomik açıdan kötüye gitmesi, artan banka kredi ve kredi kartı borçları gibi en temel sorunlar toplumda şiddeti tabii ki tetikleyen unsurlar. Ancak uygulanan hiçbir şiddete bu yazdığım maddeler bahane konusu olmamalıdır. Şiddete başvuran kesim cahildir ve egoisttir. Ve günümüzde artarak devam eden bu şiddet problemi ancak devlet, toplum, sivil toplum örgütleri ve gerekirse bireysel olarak yapılacak olumlu müdahalelerle, el birliğiyle sorunun kök nedenine inilerek önlenebilir, en azından yapılacak olumlu katkılar bugün hemen tesir etmese de zamanla durumun iyiye gittiği görülecektir.
Geleceği kurtarmak adına, en azından 15-20 sene sonra toplumda şiddetin azalmış olduğunu görebilmek adına, daha anlayışlı ve daha uyumlu bir toplum olabilmek adına, bugün startı versek, bunun sonuçlarını gelecekte gerçekten göreceğiz ama herkes elini taşın altına koymak zorundadır. Burada en önemli unsur eğitim sisteminde yapılacak değişikliklerdir. Çocuklara erken yaşlarda verilecek doğru rehberlik dersleri, psikolojik danışmanlık dersleri, müfredatlara “Toplumda Şiddet” ile ilgili eklenebilecek ilave dersler ve tüm bunların sürdürülebilir bir şekilde uygulanması ve de en önemlisi bu uygulamaların öğrenciler üzerinde belirli periyotlarda kontrolünün yapılması, 15-20 sene sonra bizleri daha aydınlık ve şiddetten uzaklaşmış bir duruma getirecektir.
Ve her akşam şu televizyonlarda yer alan, saatler süren meşhur diziler; silahın gözler önüne bu kadar sokulduğu, aile içi dram ve travmaların konu edildiği ve sonunda genelde kadının şiddet gördüğü, zengin çocuklu fakir kızlı olaylarla tecavüzün yer aldığı, mafyacılığın bir büyüklükmüş gibi yansıtıldığı diziler. Genç kuşaklar bunları izlediğinde nasıl etkilenmesin? Umarım yararlı ve öğretici dizilerin ve filmlerin olduğu bir döneme artık geçiş yapılır. Sporun, kültür ve sanatın, tarihimizin, vatan sevgisinin, edebiyatın, ahlakın, dürüstlüğün, namusun, aile sevgisinin, eğitimli bir birey olmanın öneminin, önemli sanatçılarımızın yaptıklarının gözler önüne serildiği dizi ve film dönemine geçişin yapılması dileğimle. İnanın gelecek kuşakların izlemesi gereken doğru yayınlar bunlar.
Sadece devletin el atması, sivil toplum örgütlerinin bu konuya ağırlık vermesi, eğitim sistemi de değil çare hatta bu üstte belirttiğim dizi ve filmler de tek başına çare değil. Toplumsal bir bozulmaya, değişik bir kültür kaymasına ve çok değişik alışkanlıklara yöneliyoruz. O yüzden her aile kendi içinde de çok dikkat etmeli çocuklarına ve bu konuyu çok önemsemeli. Verelim eline tableti ve cep telefonunu aman sussun da kafamızı dinleyelim. Verelim cebine 500 TL de aman çıksın takılsın biz de kafa dinleyelim. Verdin eline tableti de ne izledi, ne oynadı, kimle hangi sanal programda konuştu? Verdin cebine 500 TL de ne aldı, ne içti, nereye gitti? Hiç düşündün mü? Düşünmeyen o kadar çok aile var ki…
Geleceğimizi kurtarmak istiyorsak, şiddetten uzak daha yardımsever ve anlayışlı bir gelecek nesil istiyorsak; eğitimli, merak duygusu olan, öğrenme isteği olan, kitap okuma alışkanlığı kazanmış, aile sevgisi ile büyümüş, anne baba ilgisini hisseden, saygılı, ahlaklı bir gelecek nesil yetiştirmek her birimizin görevidir. Bugün başlarsak, en erken 20 sene sonra göreceğiz bu durumun sonuçlarını. Ama başarırsak da zaten ahlaklı, saygılı, eğitimli ve entelektüel bir kuşak göreceğiz. Böyle bir kuşakta da şiddetin bugün olduğu gibi bir oranda olacağını hiç sanmıyorum.
Bir ülkenin, nereden nereye gelebileceğini görebilmek adına da okumayanlara, Grigory Petrov’dan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabı şiddetle tavsiyemdir. Her anne ve baba önce kendi okumalı, sonra da çocuklarına okutmalıdır.
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın.