İstanbul

İklim değişikliği güvenlik politikalarını dönüştürüyor

- İstanbul Galata Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Elif Habip: - 'Yeşil savunma yaklaşımı orduların daha verimli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir hale gelmesini hedefliyor. Bu yüzden de yeşil savunma artık sadece çevre politikalarını değil güvenlik stratejilerini de şekillendiriyor' - 'Türkiye'nin güçlü savunma sanayisi, özellikle COP31 paralelinde yaptığı yatırımlar, yenilenebilir enerji kapasitesini bir araya getirmesi yeşil ordu alanında da Türkiye'ye önemli fırsatlar sunuyor. Bu dönüşüm hem Türkiye'nin ulusal güvenliğini güçlendirecek hem de Türkiye'yi bu alanda bölgesel bir teknoloji merkezi haline getirecek'

İSTANBUL (AA) - BİRİZ ÖZBAKIR - İstanbul Galata Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Elif Habip, iklim değişikliğinin güvenlik politikalarını da etkilediğini, 'yeşil savunma' yaklaşımının NATO ve Avrupa Birliği üyeleri başta olmak üzere birçok ülke tarafından giderek daha fazla benimsendiğini kaydetti.

Küresel ölçekte etkisini artıran iklim değişikliği, güvenlik ve savunma politikalarında yeni yaklaşımları da beraberinde getiriyor. 'Yeşil savunma' ve 'yeşil ordu' kavramları, uluslararası güvenlik gündeminde öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Habip, AA muhabirine, iklim değişikliğinin artık sadece çevresel bir sorun değil aynı zamanda ulusal ve uluslararası güvenlik meselesi olarak ele alındığını söyledi.

Yeşil ordu ve yeşil savunma kavramlarının kapsam ve hedef bakımından birbirinden ayrıldığını belirten Habip, 'Yeşil ordu, orduların enerji tüketimini azaltması, karbon emisyonlarını düşürmesi ve çevresel etkilerini minimize eden uygulamaları ifade ederken yeşil savunma ise savunma sanayisi, askeri üsler, lojistik sistemler ve savunma teknolojilerini kapsayan daha geniş ölçekli bir dönüşüm yaklaşımıdır.' dedi.

Habip, bu dönüşümün askeri kapasiteyi azaltmayı değil, daha verimli ve dayanıklı bir sistem oluşturmayı hedeflediğinin altını çizdi.

- 'NATO 2010'da iklim değişikliğini bir güvenlik krizi olarak tanımladı'

İklim değişikliğinin askeri operasyonları zorlaştırması ve enerji bağımlılığını artırması nedeniyle NATO ve Avrupa Birliği'nin yeşil savunma yaklaşımını benimsediğini belirten Habip, 'Yeşil savunma yaklaşımı orduların daha verimli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir hale gelmesini hedefliyor. Bu yüzden de yeşil savunma artık sadece çevre politikalarını değil güvenlik stratejilerini de şekillendiriyor.' diye konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa'nın enerji bağımlılığının daha görünür hale geldiği tespitini paylaşan Habip, bu durumun yeşil savunma yaklaşımını hızlandırdığını ifade etti.

NATO'nun 2010'da iklim değişikliğini bir güvenlik krizi olarak tanımladığını hatırlatan Habip, şu değerlendirmelerde bulundu:

'Bu yıla geldiğimizde, hem NATO zirvesi hem COP31 Türkiye'de gerçekleşecek. Bu durum aslında Türkiye'nin ittifak içindeki stratejik konumunu da göstermesi açısından önemli. Zirvenin ana gündemlerinde savunma kapasitesi, caydırıcılık ve güvenlik olsa bile iklim değişikliği, enerji dayanıklılığı ve kritik altyapıların korunması başlıklarının da NATO'nun gündeminde yer alacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye'nin gelişen savunma sanayisi, COP31 paralelindeki yenilenebilir enerji potansiyeli ve yeşil savunma alanında da öncü ülkelerden biri olarak NATO zirvesinde ön plana çıkacağını gösteriyor.'

- NATO'nun son dönemde iklim alanındaki çabaları

İklim krizinin orduların görev alanını da genişlettiğine işaret eden Habip, bu nedenle askeri yapıların artık yalnızca savaş değil, afet yönetimi ve insani yardım süreçlerinde de aktif rol üstlendiğine değindi.

Orduların ya da NATO merkezlerinin iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları arasında yer alan sel ve taşkınlar nedeniyle sular altında kalması ihtimalini bir tehdit olarak değerlendirdiğini aktaran Habip, şöyle devam etti:

'Bunun yanı sıra orduların enerji bağımlılığını düşürerek daha esnek ve güvenli operasyonlar gerçekleştirilmesini sağlamak istiyorlar. Son dönemde yapılan çalışmalara baktığımızda da özellikle NATO burs programlarıyla yetişecek bireyleri karbon salımını azaltmak ve enerji verimliliğini artırmak üzerine eğitiyor. Örneğin bir askeri jetin yakıtının biyolojik veya atık kaynaklardan sağlanması gibi projelere destek verip burs olanağı sağlıyorlar. Yani NATO, çevresel sürdürülebilirlik ile askeri etkinliği birbirini tamamlayan iki unsur olarak değerlendiriyor.'

Yeşil savunma alanında ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Hollanda ve İskandinav ülkelerinin öne çıktığını bildiren Habip, NATO bünyesinde enerji verimli askeri üsler, taşınabilir güneş enerjisi sistemleri, askeri araçlara entegre güneş panelleri ve hibrit jeneratörler gibi uygulamaların yaygınlaştığını anlattı.

Habip, ABD'nin savunma alanında dışa bağımlılığı azaltmaya ve enerji dayanıklılığına odaklandığını, Avrupa ülkelerinin ise uzun yıllardır benimsedikleri iklim politikaları doğrultusunda karbon emisyonlarını azaltan savunma teknolojilerine ağırlık verdiklerini kaydetti.

- 'Yeşil ordu ve savunma savaşları ortaya çıkaran değil, engelleyen bir unsur'

Türkiye'nin bulunduğu coğrafi ve stratejik konum nedeniyle iklim değişikliği kaynaklı çevresel güvenliği önemsemesi gerektiğini dile getiren Habip, 'Türkiye'nin güçlü savunma sanayisi, özellikle COP31 paralelinde yaptığı yatırımlar, yenilenebilir enerji kapasitesini bir araya getirmesi yeşil ordu alanında da Türkiye'ye önemli fırsatlar sunuyor. Bu dönüşüm hem Türkiye'nin ulusal güvenliğini güçlendirecek hem de Türkiye'yi bu alanda bölgesel bir teknoloji merkezi haline getirecek. Biz şu an İtalya'ya, Polonya'ya, farklı ülkelere BAYKAR ve benzeri savunma şirketleri üzerinden savunma ürünleri ve araçları satmaya başladık. Bu da bunun bir göstergesi.' şeklinde konuştu.

Habip, önümüzdeki 20 yılda güvenlik anlayışının iklim krizi, enerji kesintileri, doğal afetler ve göç hareketlerini de kapsayacak şekilde dönüşeceğini, bu süreçte enerji güvenliği, kritik altyapıların korunması, iklim dayanıklılığı ve yeşil ordu yaklaşımının savunma politikalarının temel unsurları haline geleceğini ifade etti.

İklim değişikliğinin mevcut jeopolitik ve askeri riskleri artıran bir 'tehdit çarpanı' olduğunu, bu nedenle yeşil dönüşümün yeni savaş risklerinin azaltılması açısından önem taşıdığını vurgulayan Habip, sözlerini şöyle tamamladı:

'Yeşile yatırım yapmamız gerekiyor. İkinci nokta ise yeşil ordudan daha çok yeşil savunmaya yönelmek. Kendimizi ve sınırlarımızı koruma odaklı olup savaşmak odaklı olmadığımızda ve yatırımlarımızı bu noktaya evirdiğimizde bu yatırımlar bir süre sonra amortisman açısından da ülkelere maddi katkılar sağlayacak. Bu yüzden de bence yeşil yatırımlar, yeşil ordu ve yeşil savunma, savaşları ortaya çıkaran değil de savaşları engelleyen unsurlardır.'