KEVSER YEŞİLTAŞ
(2. BÖLÜM)
Değerli hocam sizinle röportaj yapmak şansına eriştik, devam ediyoruz çok şükür çok heyecanlanıyorum her seferinde ve derya ilmînizden yeni bilgiler öğreniyorum kendi adıma ve okurlarımız adına teşekkür ederim. Röportajımızın ikinci kısmına devam ediyoruz.
Bazen rüyamızda görüyoruz, oradaki beni şifalandırma ya da tekamülümde gelişmesi için yardımcı olmam söz konusu olabilir mi ?
Uykunun yarı ölüm olduğunu hem bilim hem ilim kabul ediyor. Ve insan ancak ölüm esnasında Rabbine kavuşabiliyor. O halde her uyku Rabbine kavuşma sevinci. Ölmeden kavuşmak, henüz yaşarken kavuşmak ancak derin bir uyku ile mümkün.
Furkan suresi 47. ayet gece bir örtüdür uyku ve yarı ölüm halin için, gündüz diriliş halidir diye tanım yapar.
En önemli ayet ise Zümer suresi 42. ayette apaçık şöyle vahiy edilir. Allah, nefsleri yani canları vefat ettirir mevt yani ölüm esnasında. Ölmeyenleri de uyku esnasında. Allah canları ölüm esnasında alır ölmeyenleri de uyku esnasında canları alır. Burada iki türlü de canlarımız alınıyor. Ya ölüm esnasında ya da uyku esnasında. Her iki halde de alınan canın vakti gelmişse geri salınmıyor, vakti gelmemişse geri salınıyor. Yani biz her uyuduğumuzda canımız alıkonulur vaktimiz gelmişse uyanmayız ölmüş oluruz, vaktimiz gelmemişse uyanırız yaşamaya devam ederiz. Tam anlamıyla gerçek bir ölüm bir uyku hali. Yani her türlü insan uyur, vakti gelmişse canı tutulur vakti gelmemişse canı salıverilir. Vakti gelmemişse salıverilen can yaşamaya devam eder. Vakti gelmişse alıkonur ve vefat etmiş olur.
Şimdi burada önemli olan yarı ölüm denilen derin uyku halinin Rabbine kavuşma olduğunu anlaman ve idrak etmen gerekiyor. Bu nedir? Tam olarak şifalanmak. O halde derin uyku ve rüya hayatı tam olarak bir şifadır. Insan yaşarken şifalanmayı diler, zikir çeker, dua eder, doktora gider, tedavi olur, hasta değilse bile şifa taleb eder. Ancak şifanın sadece yaşarken kendisine geldiğini zanneder. Oysa uyku tam ve gerçek bir şifadır. Derin uykudan bahsediyorum. Zira şu an kimse gerçekte derin uyuyamıyor. Ve şifalanamıyor. Ve Rabbine henüz yaşarken kavuşamıyor. Rabbinin tesirlerini şifasını alamıyor bedenine getiremiyor ve bedeni şifalanamıyor. Sadece dünya hayatındaki şifa ile yetinmeye çalışıyor. Gerçek ve derin bir uyku Rabbine kavuşmak dinlenmek ve şifalanmaktır. Bu yüzden ne yapıp edip gerçek ve derin bir uyku şart. Bu gelişmemiz tekamül etmemiz için de büyük bir etken. Zira beyindeki karmaşık dosyalar, ancak derin bir uykuda düzene girebiliyor ve yerlerine yerleşebiliyor. Derin bir uyku dinlenmiş bir beden yoksa kafa karışıklığı mümkün. Kafa karışıksa agresif olmak, rahatsızlanmak daha olası. Bunu önlemek için derin uykunun olması gerekiyor.
Ruhumuzun som olması ne demektir hocam?
Çünkü ruhumuz Allahın ruhu. Bu yüzden Som ve Samed’dir.
Samed çok zikir edilmeyen bir Esma. Fazla da bilinmiyor. Fazla dillendirilmiyor. Çünkü insana ait bir Esma değil. İnsanda tecelli etmesi de pek mümkün değil. Çünkü insan hareket eden, muhtaç olan, aciz ve fani bir varlık. Oysa Samed Esmasının tam anlamı muhtaç olmayan, mutlak durağan, Sabit, Som, öz, karışmamış, karışımı yok anlamında. Oysa insan Samed anlamının tam zıddıdır. Kur'anı Kerim’de tek bir kere geçen bir kelime. Allah Sameddir der İhlas Suresinde. Başka hiçbir ayette ve hiçbir Surede yer almaz. Bu yüzden özel ve sıradışı bir Esmadır. Ve insanda ya da yaratılmışlarda belirmesi tecelli etmesi imkansız olan bir Esmadır. Ancak Allah'ın bir Esmasıdır o kadar.
Allah muhtaç değildir, muhtaçlığı giderendir. Bu ikisi arasında muazzam bir fark var. Bunu kalben inanman gerek. Muhtaçlığı gideren ancak kendisi muhtaç olmayan anlamında Samed Esmasının tecellisi. Ve Kur’anı Kerim kitabımızda tek bir kere geçen Samed Esması sadece bu Surede yer alır. Başka bir Surede ve ayette Samed yoktur. Samed kelimesi çok güçlü bir tesiri olan kelimedir. Samed muhtaç olmama anlamına gelir. Ters bir tesirde muhtaç olma durumuna düşürebilir. Dikkat etmek gerekir. Samed, Esma olarak da muhtaç değildir anlamına gelir. Ve sadece sadece Allaha ait bir Esmadır insanda tecelli etmez. Allah'ın eksiği yoktur ki muhtaç olsun. Eksiksiz, tam, som, kusursuz, sam yani sameddir. Allah'ın yaratımı da eksiksiz, kusursuz mükemmel ve sameddir. Yani atamız Adem meva cennetinde Samed olarak yaratıldı. Muhtaç değildi. Ne vakit yasak çiğnendi. Yeryüzüne indirildi. Işte o vakit Samed Esmasının tecellisinden çıktı. Muhtaç oldu. Yemek içmek barınmak üremek gibi insani ve beşeri kisveye büründü. İnsanın Hakikati yani yaradılışı ana kaynağı, meva cennetinde şu an Samed Esmasının tecellisinde. Yani muhtaç değil ve kusursuz. Ancak insan dünya bedeninde, dünya mekanında, hakikatinin uzantısı olan bir mekanda muhtaç ve kusurlu. Bunun ayrımına varmak gerek.
Çünkü değişim varlıklar için. Çünkü değişim harekettir. Dönmektir ve her insan bir felektir tıpkı dünya gibi ay gibi güneş ve yıldızlar gibi. Insan bir felektir ve sürekli değişim içindedir. Allah som sabit hak. Yani varlığı değişmeyen som olan, Samed olan Mutlak Sabit olan varlığı asla değişmeyen Hak ve Hakikat olan. İnsanın ruhu da Allah’a ait olduğu için Som ve Samed’dir. İnsan beden olarak Samed esmasını zikir edebilir, ancak insan Samed esmasının etkisinde olmaz. Ruhu Samed esmasının etkisinde olabilir.
Canım hocam , Yüce Allah evreni belli bir nizam ve ölçüde yaratmış, tüm yaratılanlar kusursuz bir hesaplama matematiksel geometrik bir denge içinde yüzer, öyle ki bir milim kaysa, bir rakam değişse belki tüm düzen bozulurdu, tüm bunlar sabittir peki, burda sormak isterim hocam; ince yapı sabiti nedir , derinliği nedir ?
İç alemimiz olan atomların alemi muazzam ince yapılarla dolu. Bu yapılar nasıl. Bir kere sabit. Bunu bir kenara not etmek gerek. Atomik düzeydeki ince latif yapılar sabit yani değişmiyor hep düzenli ve istikrarlı. Bu nasıl olmakta. Atomların ve atomları oluşturan çok çok daha latif parçacıkların spinleri var. Yani yörüngeleri. Atomların ve parçacıkların yörüngeleri yani yolları çok düzenli ve düzgün bir yapı içeriyor. Bu yapının şekli nasıl biliyor musunuz. Hani durgun bir suya bir taş atarsınız dalga dalga yayılır. Aynı o dalga hareketi gibi atomların yörüngeleri ince yapılar oluşturuyor. Bu yapılar nasıl fark ediliyor çünkü enerji içerdiği için yapıları görülebiliyor atom mikroskoplarıyla. Atomlar yörüngesel düzgün hareketleriyle, geride enerji bırakıyorlar bu enerji yolları, ince yapılar oluşturuyorlar ve bu yapılar yüksek düzeyde elektromanyetiksel alanlar. Tam olarak tayf çizgileri bu enerji dolu yörüngeler. İşte bu enerji dolu yörüngeler ince yapıları oluşturuyor ve her bir ince yapının arasındaki mesafe hep aynı ölçüde. Bu ölçü değişmiyor. Bu ölçüye İnce Yapı Sabiti ismi veriliyor bilim adamları tarafından. Yani taşı durgun suya attığında halkalar oluşuyor ve bu halkalar arasındaki o boşluklar var ya, işte o boşlukların mesafelerinin sabit bir ölçüsü olduğunu düşün ve bunun atomik düzeyde olduğunu düşün. Bunun gibi. Atomların en latif yörüngesel hareketleriyle bıraktıkları bu ince yapılar neden önemli. Çünkü boşluklar ortaya çıkıyor. Mesela iki bina arasında boşluk var. iki insan arasında mesafe var ve bu bir boşluk. Atomik düzeyde yörüngesel hareketlerin ortaya çıkardığı enerjisel yapılar arasında boşluklar oluşuyor. Ve ışık bu boşluklar arasında dolaşabiliyor. Bu çok çok önemli.
Işık yani enerji ışığı bildiğimiz ışık gün ışığı, bu tayf çizgileri arasından rahatlıkla geçebiliyor. Bir atomun yörüngesinin çizdiği halkalar arasından ışık sızıyor geçiyor. Eğer bu ince yapılar olmasa ışık atomlar arasında dolaşamazdı. Ve kainatımızda ışık yol alamazdı. Kısaca ışık bizim iç dünyamızda atomik düzeyimizde ince yapılar arasında dolaşıyor. Bizim bedenimiz hakikatte ışık ışık. Çünkü tüm atomsal düzeyde ince yapılarımız arasında ışık dolaşıyor. Şu an bile. Elinize bakın, kolunuza bakın. Işık kolunuzdaki atomlar arasındaki ince yapılarda dolaşıyor şu an. Atomun spinleri arasında yani atomun çizdiği yörüngesi arasındaki boşluklarda dolaşıyor. Biz şöyle zannediyorduk ışık geliyor benim bedenime çarpıyor ve yansıyor. Ben görünür oluyorum. Değil. Işık tam olarak bedenimizin içinde şu anda dolaşıyor.
Atomlarımız sürekli yörüngelerinde hızla hareket etmeseler, yörüngelerinden dolayı ince yapılar oluşturmasalar ve bu ince yapılar arasındaki mesafe sabit olmasa ışık bize çarparak zarar verebilirdi. Dünyamız karanlığa gömülebilirdi. Zannettiğimiz gibi ışık bizlerin arasında dolaşmıyor. Bilakis içimizdeki atomların yörüngelerinde ince yapılarında dolaşıyor.
İnce yapı ve ince yapılar arasında dolaşan ışık dünyamızda görebildiğimiz tüm biçimlerin görülebilmesini sağlıyor. Varlık bu şekilde görülüyor. Bir taşı böylece görüyoruz. Bir kediyi, kendimizi, birbirimizi böyle görüyoruz. Şu an biçimlerin yani görünen tüm büyük yapıların yani kaba yapıların temeli ince yapı. İnce yapı olmasa ve ince yapı arasında ışık dolaşmasaydı başka bir hayatımız olacaktı.
Yani bir taşın atomik düzeyde ince yapısı ile, bir insanın atomik düzeyde ince yapısı aynı sabiteye sahip. Aynı oran. Ve bu oran ölçülebilir tüm kainattaki varlıkların atomik düzeyde ince yapılarında aynı sabite. Bu rakam hiç değişmiyor. Bu rakam fizik biliminde 1 bölü 137,03 olarak sabitlenmiş. Fizikçiler diyorlar ki, atomik düzeyde ince yapı sabiti 1 bölü 137,03tür. Bu kainattaki tüm nesnelerde eşyalarda canlılarda her yerde aynı. Değişmiyor. Ve fizikçiler diyorlar ki, bu sayı 1 bölü 137, 03 değil de 1 bölü 137,04 olsaydı bildiğimiz bu haliyle bir evren olmazdı. Başka bir evren olurdu. Başka bir yaşam türü olurdu. Yani hepimiz tüm insanlık ve tüm evren 1 bölü 137,03 oranına bağlı bu da hangi sayı ediyor. 0,0072. Bu sayı sabit. Her atomik yapıda. Atomik yapıda bu oran mesafeleri oluşturuyor. Büyüklükleri, biçimleri, sıfatları, şekilleri belirliyor. Yani bizim üç boyutlu dediğimiz şu anki yapımız hatta üç boyuta zamanı da koyarak 4 boyut yapıyoruz, dört boyutlu olan şu anki yapımız atomik düzeydeki bu değişmeyen sayıyla biçimleniyor. Şu an nasıl bir fiziksel şekildeysek ve ışık içimizden geçebiliyorsa ve bizi çarpmıyorsa, aydınlık düzeyimiz şu anki düzeydeyse bunu ince yapı sabiti olan 1 bölü 137,03 oranına borçluyuz. Bu sayı milyarlarca yıldır değişmiyor ve biçimler de sabit kalıyor. Çünkü atomik düzeyde mesafeler sabit ki yer çekimi, gök itimi, suyun kaldırma kuvveti, ışığın havada ve suyun içindeki kırılma açısı, atomlar arasındaki ince yapıların sabiti enerjilerin arasındaki boşlukların sabit bir mesafede kalması hep ince yapı sabitinin değişmezliği. Hani deniyor ya hepimiz beşinci boyuta yükseleceğiz. Bunun olabilmesi için ince yapı sabitinin oranının da değişmesi gerekiyor. Bizim beşinci boyuta yükselebilmemiz için şu an içinde bulunduğumuz biçimimizden başka bir biçime geçmemiz gerekiyor. Atomik düzeyde ince yapı sabitinin de değişmesi gerekiyor ki beşinci boyuta fiziksel olarak ulaşalım. Bilinç seviyesinde ve mental olarak zihinsel olarak düşünsel olarak beşinci boyuta geçebiliriz aramızda beşinci boyutta mental olarak yaşayanlar var ama fiziksel olarak değil, fizikselde geçebilmemiz için ince yapı sabitinin de değişmesi gerekiyor. Nasıl anlamalıyız bunu.
Sabah kalktığımızda güneşin ışığın olmadığı bir dünyaya uyanmıyoruz değil mi. Aynaya baktığınızda yine yüzünüz aynı. Eşiniz çocuklarınız fiziksel olarak değişmemiş yine aynı biçimde aynı şekilde insan şeklinde boyu kilosu hatta yüzlerinin renkleri hatta sesleri hatta göz renkleri aynı. İnce yapı sabiti değişirse başka biri olursunuz. Çünkü atomik düzeyde yörüngesel hareketlerin açıları değişecek, ışık bu değişen açıların yarattığı boşluklarda daha fazla yer alacak ya da daha düşük seviyede yer alacak. Yani ya karanlığa uyanacağız ya da gözlerimiz kamaşacak göremeyeceğiz hiçbir şeyi. Oranlar değişince biçimlerimiz şekillerimiz de değişecek. Başka bir dünya başka ağaçlar başka kediler, başka canlılar, hatta su bile başka. Hava başka. Her şey değişir. İşte beşinci boyuta fiziksel olarak terfi etmemiz bu ince yapı sabitinin beşinci boyuttaki sabitesine geçmek demek. Biz beşinci boyutun ince yapı sabitini bilmiyoruz. Hatta metafizik varlıklar ile aramızda neden perdeler var. çünkü onların boyutunun ince yapı sabiti farklı. Işık onların boyutunda farklı ilerliyor, hızından bahsetmiyorum, bu yüzden şekilleri farklı. Bize göre belki ucube şeklinde. Bizim boyutumuzun ince yapı sabiti belli. Bu yüzden biçimlerimiz de belli. Melekler aleminin ince yapı sabiti farklı olduğu için onlarla aramız perdeleniyor. İnce yapı sabitleri zamanlarını, mekanlarını, ışıklarını şekillerini ve biçimlerini değiştirdiği için onların boyutlarını bizim görmemiz imkansızlaşıyor.
Hallâc-ı Mansûr, “Enel Hak” ifadesiyle insanın özünde Allah'ın bir yansıması olduğunu vurgulamıştır, kitabını yazmış bir yazar olarak bu olguyu soracağım en doğru isim sizsiniz .. O gün nasıl doğmuştur bu anlayış ,neler olmuştur , bugün yine nasıl algılamalı idrak etmeliyiz can hocam?
O vakitler yani Hallac-ı Mansur’un yaşadığı devirde anlaşılmadığı için şehit edildiğini biliyoruz. Şimdi günümüzde yaşasaydı aynı bizim gibi kendisi de röportaj yapıp, kitabını yazabilir ve çok da okunan bir yazar olabilirdi. Günümüzde artık Kuantum Fiziği’nin keşfiyle Enel Hakk felsefesinin ne olduğunu daha iyi anladık. Halac-ı Mansur kendi zamanında, kendi ömründe Kuantum’un ilk temellerini atan kişiydi. Ve Arkasında Yunus Emre, Hz. Mevlana ve diğer veliler arifler de şiirlerinde Enel Hakk diyebildiler ama onlara zulüm yapılmadı. Çünkü insanlık bu anlayışı daha rahat kavradı ve hakikati kabullendi. Hallac-ı Mansur kendini feda etmiş bir bilge olarak kalbimizde kalıyor. Her şeyde Allah’ın mührü vardır. Zahirde ve Batında. Her zerreye mührünü vurur. Rabb ismiyle tüm kainatta kendini ayan eder. Ancak Rabbimizin kendini beyan etmesi Hakk esmasıyla olur. Bunu da ancak çok az insan görebilir, kalb gözü açık olanlar basireti açık olanlar görebilir. Allah’ın her zerrede varlığını zikrini hisseden ayan oluşunu gören tüm insanlık. Herkes bunu görebilir. Bilebilir. Ancak Beyan oluşunu ancak Hakk esmasıyla fark edebilir ki bu da çok az insana nasip olur.
Hallac-ı Mansur - Enel Hakk Gizli Öğretisi kitabını yazmak fikri nasıl doğdu ve yazarken ve sonrasında neler yaşandı ?
Bu kitabı yazmam tam bir tavsiye üzerine. Tavsiye edildi yazman gerekiyor dendi ve ben de kaleme aldım. Ki hakkında hiçbir şey bilmediğim biriydi Hallac-ı Mansur. Hatta hakkında çok fazla kaynak bilgi de yoktu. İçten gelen ilhamlarım ve Hallac-ı Mansur’un kendi kaynağından akarak bana ilhamını ulaştırmasıyla kitabın yazımı gerçekleşti. Ben sadece yazdım. Kitabın üzerinde de ismimin olması tamamen yasal bir zorunluluk. Kitab tüm okuyanların. Okuyucularına emanettir.
İlhamları alabilmek duyabilmek, yüksek benliğimizle rehberlerimizle irtibat kurabilmek için neler yapmalıyız? Çok teşekkürler
Ben teşekkür ederim. Her şey için.
Tefekkür bilincimizi açan yeni keşifler yaptıran muazzam bir haldir. Önce kısaca tefekkür nedir arz edeyim. Tefekkür iki kelimeden oluşuyor. Ta fikir. Ta arapça harfinin çok eski bir geçmişi var. Kadim Mısır kullanıyor. Şekli yuvarlak içinde çarpı. Ilk X harfinin ortaya çıkışı Kadim Mısır’ın Ta Harfinde gizlidir. Çarpı işareti. Bizim trafik tabelalarında görürsünüz. Yuvarlak içinde çarpı girilmez demek. Işte bu Ta harfidir. Ta bir harf, bir kelime, vahiy harfi ve mukatta harftir. Uzaklık algısıdır. Ancak uzaklıkları yakınlaştırır. Yani tefekkür demek ta fikir yani uzaktaki fikirler sana gelecek, sendeki fikirler uzaklara gidecek anlamına gelir. Derin düşünme hali kısaca. Tefekkür tam anlamıyla fena ve beka hallerini yaşatır insana. Senin fikrin hem her yerde, hem de tüm fikirler sende anlamında. Hem hem boyutunu bilincinde açar Ta fikir yani tefekkür.
Kur’an-ı Kerim kitabımızda Tefekkür etmek gerektiği üzerine ayetler var. Tefekkür en önemli yaşam kalitesini arttıran ilhamı yükselten kalbi açan bir sistem. Düşünce sistemi. Ama nedense çok yapılmayan uzak durulan bir çalışma. Eski zaman velilerimizin ariflerimizin kitaplarını okuyorsunuz. O kitapların hepsi tamamen bir tefekkür sonucu yazıldı. Derin düşünce sonucu yazıldı. Ta Fikir’ler bu kişilerin zihinlerine aktı ve kitaplaştırıldı.
Cuma suresi 10. ayette. Yeryüzüne dağılın ve Allahın rızkını arayın. Kasas suresi 73. ayette Allah dinlenin diye geceyi, verdiği rızkı aramanız için de gündüzü var etmiştir. Arayıp bulacaksınız, alacaksınız rızkınızı diyor ayetler. Çaba gerekli, koşturmak lazım, çalışmak gerek. Bizi ancak çalışmak kurtarır. Rızık deyince ekmek su yiyecek aklınıza gelmesin. İlim de bilgi de ilham da en büyük rızıktır. O halde insan gayret içinde olursa ancak rızkına kavuşabilir. Tefekkür halinde kalmanızı önemle öneririm. Selamlar sevgiler olsun tüm insanlığa.