İnsan kitaba can verir, kitap insanı yaşatır

İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ardında bir iz bırakmak ister. Kimisi bunu yaptığı iyiliklerle, kimisi kurduğu medeniyetlerle, kimisi de yazdığı eserlerle başarır. Fakat zaman acımasızdır. İsimleri, yüzleri ve hatıraları birer birer siler. Tarihin sayfalarını çevirdiğimizde, kendi dönemlerinde büyük şöhret kazanmış binlerce insanın bugün unutulduğunu görürüz. Oysa bazı isimler vardır ki, asırlar geçse de yaşamaya devam eder. Bunun en önemli sebebi, geride bıraktıkları kitaplardır.

Bir insanın ömrü sınırlıdır. Yetmiş, seksen ya da yüz yıl… Fakat bir kitabın ömrü, insan ömrüyle kıyaslanamayacak kadar uzundur. Yüzyıllar boyunca elden ele dolaşabilir, farklı dillere çevrilebilir, yeni nesillere ulaşabilir. Yazar toprağa karışsa bile, kaleminden dökülen düşünceler yaşamaya devam eder.

İşte bu yüzden "İnsan kitaba can verir, kitap insanı yaşatır." sözü yalnızca edebî bir ifade değil, aynı zamanda büyük bir hakikattir. Çünkü kitabı meydana getiren insanın emeği, düşüncesi, duygusu ve ruhudur. Kitap ise bütün bunları geleceğe taşıyan en sağlam köprüdür.

Hayatta fiziksel engeller, ekonomik zorluklar ya da toplumsal imkânsızlıklar insanı durdurabilir. Ancak kalemin önünde hiçbir engel uzun süre ayakta kalamaz. Ayakta bile duramayan bir engelli bireyin yazdığı bir kitap, gerektiğinde dağları aşabilir, okyanusları geçebilir ve milyonlarca insanın hayatına dokunabilir. Bir beden sınırlı olabilir, fakat düşüncenin kanatları sınırsızdır.

İyi yazılmış bir eser yalnızca bilgi vermez, insanı değiştirir, düşündürür, vicdanını uyandırır ve yeni ufuklar açar. Nice devletler yıkılmış, nice hükümdarlar tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuştur. Buna karşılık Homeros'un destanları, Mevlânâ'nın hikmeti, Yunus Emre'nin sevgisi, Fuzûlî'nin aşkı ve nice büyük kalemin eserleri asırlardır yaşamaktadır. Çünkü gerçek ölümsüzlük, taşa kazınmış heykellerde değil, gönüllere kazınmış kelimelerdedir.

Bir yazarın en büyük mirası malı mülkü değil, eserleridir. Kitap, yazarın sessizce konuşmaya devam eden sesidir. O ses, yüzyıllar sonra bile yeni okuyucular bulur, yeni hayatlara dokunur. Böylece kitap yalnızca okuyucusunu değil, yazarını da yaşatır.

Türk şairi Elvin Mütaliboğlu bu gerçeği şu dizelerle çok anlamlı bir şekilde ifade etmiştir:

Heç dönməz sözündən kəsilsə başı,
Söz Quran ayəsi, səs haqq səsidir.
Hər qələm yazarın dostu, sirdaşı,
Hər kitab şairin abidəsidir.

Gerçekten de her kitap, yazarının diktiği görünmez bir anıttır. Taştan yapılan anıtlar zamanla yıkılabilir, fakat insanın ruhuna dokunan eserler, nesiller boyunca dimdik ayakta kalır.

Bu yüzden kitap okumak yalnızca bilgi edinmek değildir. Geçmişle konuşmak, geleceğe yatırım yapmak ve insanlığın ortak hafızasını korumaktır. Kitap yazmak ise sadece kelimeleri kâğıda dökmek değil, kendi ömrünü geleceğe emanet etmektir.

İnsan kitaba can verir, kitap ise insana ölümsüzlük kazandırır.