☰
✕

İnsan Olmak

Kitap, ortalama insanın davranışlarının gerisindeki dinamik güçleri meslek dışı okuyucuya tanıtmayı amaçlamakta ve yazarın otuz yıldır süregelen klinik yaşantılarının birikiminden yaptığı çıkarsamaların bir bölümünü içermektedir. Geçtan, eserinde öncelikle insan davranışlarına kendi bakış açısını yansıtmaya çalışmıştır. İnsanın kendi kendisine tutsak olmasına yol açan kısırdöngülerin oluşum nedenlerine ve yaşanış biçimlerine ağırlık vermiştir. Eser, insanın kendisindeki ve çevresindeki bilinmeyenlerinin sayısını azaltmayı amaçlamaktadır.

Kitap bölüm bölüm bireyden topluma giderek, birçok insan psikolojisi ve davranışına değinmektedir. Ancak bu davranışların çözümlemesini tam olarak yapmayarak, olaylardan ders çıkarımları okuyucusuna bırakmaktadır. Eser sadece türlü türlü birçok insan davranışına farkındalık uyandırmaktadır. Farkındalık sahibi bir okur da zaten gereken çözümlemeyi kendisi yapacaktır diye düşünüyorum.

“İnsan Olmak” Türkiye’de psikiyatri ve varoluşçu psikoloji alanında yazılmış en özgün ve zamansız eserlerden biridir. Bireyin hem kendi iç dünyasıyla hem de dış dünyayla kurduğu karmaşık ilişki ağını psikoanalitik teoriler ile varoluşçu felsefenin kesişim noktasından ele almaktadır. Eserin temel gayesi, bireyin kendisini ve çevresini yargılamadan, nevrotik kısıtlamalardan arınarak kendi olma cesaretini gösterebilmesini sağlamaktır.

Geçtan’a göre insanın en temel varoluşsal sancısı, kendi potansiyelini gerçekleştirememesidir. Birey, çocukluktan itibaren ebeveynlerinin ve toplumun beklentilerine göre biçimlenirken gerçek benliğinden uzaklaşır. Bu durum, özgün bir benlik geliştirmek yerine onay alma odaklı yaşanmış bir hayata yol açar.

Geleneksel toplumsal yapının modernleşme sürecinde birey üzerindeki baskısına dikkat çeken Geçtan, aşırı koruyucu veya baskıcı ebeveyn tutumlarının bağımsız bireyler yetişmesini engellediğini vurgular. Sahte yakınlıklar, rol yapma ve beklenti odaklı ilişkiler insanı yalnızlaştırır.

Engin Geçtan, bu eserinde Freud’un psikoanalitik kuramı ile Yalom ve May gibi isimlerin temsil ettiği varoluşçu psikoloji ekollerini başarıyla sentezlemiştir. Kitabın en güçlü yanı sade, berrak ama bir o kadar da derin bir üslup yakalamış olmasıdır. Eser, teknik bir klinik metni olmanın ötesinde, her okurun kendi hayatından kesitler bulabileceği bir farkındalık ve öz farkındalık rehberi niteliğindedir.

Engin Geçtan kitabında insan olmanın ikilemini şöyle anlatıyor: “Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

İnsan Olmak, bireyin kendi içsel çelişkileriyle barışması, savunma mekanizmalarının farkına varması için yazılmış bir başyapıttır. Geçtan’ın mesajı nettir: İnsan olmak nihai bir nokta değil, yaşam boyu süren kesintisiz bir oluş ve farkındalık sürecidir.

Kitapta, değersizlik ve aşağılık duygusu, gerçekçi olmayan yüksek standartlar koyma ve buna bağlı sürekli yetersizlik hissetmeye bağlanmış. Öfke ve düşmanlık, içsel kısıtlanmışlığın ve çaresizliğin dışarıya yansıtılması olarak değerlendirilmiş. Suçluluk duygusu ise kendi istekleri ile toplumun ahlaki kuralları arasındaki çatışmadan doğan öz-cezalandırma gibi tanımlanmış.

Kitapta şu kavramlar da derinlemesine incelenmiş: Onay arayıcı yaşam, ebeveyn kabulünün koşullara bağlanmış olması, başkalarını memnun etmek adına öz benliğin yitirilmesi, çevresindekileri sürekli denetleme arzusu, kaygıyı bastırma ve belirsizlik korkusu, aşırı sorumluluk hissi, yalnızlık ve yabancılaşma, içsel benlik ile sergilenen maske arasındaki uçurum, kalabalıklar içinde soyutlanmış hissetme, derin insani temas kurmakta yetersizlik,

Kitaptan aldığım birkaç güzel alıntı:

“İnsan doğası yalnızca belirli bir zaman kesiti içinde nasıl değerlendirilemezse, toplumlar da geçmişlerini özümseyemedikleri sürece kendilerini gereğince anlayamazlar. Şimdiki zamanın hem geleceği hem de geçmişi içerdiğini görmezden gelen toplumların bireyleri ise evrensel olma niteliğine ulaşamazlar!”

“İnsan haklı olduğunu kolayca kabul eder, ama yanılmış olduğunu kabul etmek benliğe indirilmiş bir darbe olarak yaşanır.”

“İnsan bir zaman tüketicisidir. Zaman insanı sınırlar. Ama çoğu insan şimdi yapamadığını ileride yapacağı sanısındadır, önündeki zamanı sınırsızmışçasına harcar. Aslında, insanın en önemli yanılgısı da budur.”

“İnsan, kendisine karşıt düşen davranışlarını nasıl geliştirdiğini göremedikçe, özgür olabilmek için neyi aşması gerektiğini de bilemez.”

“Değişme, neden öyle davrandığımızı görebilmekten çok, o davranışı nasıl yaptığımızı anında fark edip, aradaki yaşantımızı anlamaya çalışarak gerçekleştirilebilir.”

Eser tam bir başucu kitabı olmakla beraber, kesinlikle tavsiyemdir.

Engin GEÇTAN

1932-2018 yılları arasında yaşamış olan Geçtan’ın uzmanlık alanı psikiyatriydi. Ancak aynı zamanda akademisyenlik, radyo programcılığı ve yazarlık da yapmıştır. Ankara ve İstanbul’daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı. Farklı kuşaklardan çok sayıda insanın eğitiminde ve mesleki yaşamında ilham verici ve yönlendirici rolü oldu.

Engin Geçtan, kendine özgü terapi yöntemleri geliştirdi ve özellikle insan ilişkileri üzerine kitaplar yazdı. Psikiyatri üzerine yazdığı kitaplarda, genel anlamda varoluşçu psikiyatri ve psikoanalitik düşünceyi konu aldı. Bunun yanında özgürlük, depresyon, birey ve toplum ilişkileri, çocukluk, yaşam ve ölüm gibi varlığın temelinde yer edinmiş kavramları inceledi.

1975-1987 yılları arasında meslek dışı okurlar tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından psikiyatri alanının dışına geçerek kurgu tarzında kitaplar da yazdı.