İslam sanat anlayışının Türk sanatına etkisi...

Türk sanatı, Orta Asya'dan günümüze kadar uzanan tarihi süreçte, Türk topluluklarının ve devletlerinin (Uygur, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti) ürettiği tüm görsel, mimari ve el sanatlarını kapsayan zengin bir kültürel mirastır.

İslam öncesi dönemde göçebe yaşamın getirdiği taşınabilir figüratif ögeler ve hayvan üslubu ile şekillenen bu sanat, Anadolu'ya geçiş ve İslamiyet'in kabulüyle birlikte Orta Doğu, Akdeniz ve Batı kültürleriyle harmanlanarak köklü bir senteze dönüşmüştür.

Geleneksel Türk sanatlarının her biri İslam sanatıyla birleşerek kendine has tekniklere, derin bir felsefeye ve estetiğe sahiptir.

En öne çıkan dallar şu şekilde özetlenebilir:

a-Geleneksel Kitap ve Kağıt Sanatları:

Kitap süsleme ve yazı kültürü, Türk-İslam estetiğinin en incelikli örneklerini barındırır.

• Hüsn-i Hat (Hat Sanatı): Arap harflerini estetik kurallarla, ölçülü ve zarif bir şekilde yazma sanatıdır. Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştır.

• Ebru Sanatı: Kitre ile yoğunlaştırılmış suyun üzerine boyalar serpiştirerek desenler oluşturma ve bu desenleri kâğıda aktarma sanatıdır.

• Tezhip Sanatı: Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere el yazması kitapları, levhaları ve fermanları altın tozu ve boyalarla süsleme, yaldızlama sanatıdır.

• Minyatür Sanatı: İki boyutlu, derinliği ve gölgesi olmayan, ince işlenmiş küçük boyutlu geleneksel resim sanatıdır. Osmanlı'da tarihi olayları, saray yaşamını ve şenlikleri belgeleyen görsel bir hafıza görevi görmüştür.

b-Ateş ve Toprak Sanatları:

Anadolu'nun binlerce yıllık seramik mirası, Türk zevki ve pişirme teknikleri ile birleşmiştir.

Çini Sanatı: Kum ve tebeşir gibi maddelerle üretilen levha ya da kapların sırlanıp fırınlanması ile yapılan geleneksel süsleme sanatıdır. İznik, Kütahya ve Bursa çiniciliğin tarihi merkezleridir.

• Seramik ve Çömlekçilik: Toprağın şekillendirilerek pişirilmesiyle yapılan, hem estetik hem de günlük kullanıma yönelik nesne üretimidir.

c-Dokuma ve El Sanatları

Göçebe kültürün en canlı taşıyıcısı olan dokumalar, motifleriyle birer sessiz iletişim aracı olmuştur.

• Halı ve Kilim Dokumacılığı: Türklerin dünya sanatına en büyük katkılarından biridir. Kendine özgü "Gördes düğümü" (Türk düğümü) ve geometrik/bitkisel motiflerle örülür.

• Ahşap, Taş ve Metal İşçiliği: Camilerde, saraylarda ve kervansaraylarda sıkça görülen kündekari (çivisiz ahşap birleştirme), bakırcılık, telkari (gümüş işleme) ve taş oymacılığı gibi zanaatları kapsar

Türk sanatında İslam sanatının ve İslamiyet'in çok köklü, dönüştürücü bir etkisi vardır.

Türklerin 9. yüzyıldan itibaren İslam dinini benimsemeye başlamasıyla, göçebe yaşam tarzına dayalı erken dönem Türk sanatı (hayvan üslubu, taşınabilir eşyalar, balballar) yerini kalıcı, kurumsallaşmış ve inanç eksenli bir Türk-İslam sanatı sentezine bırakmıştır.

Bu etkileşim tek taraflı kalmamış; Türkler de kendi estetik anlayışlarını İslam sanatına katarak ona yön vermişlerdir.

İslamiyet'in Türk sanatındaki en belirgin etkileri şu alanlarda görülür:

1. Mimari ve Yapı Sanatı:

İslamiyet ile birlikte Türkler kalıcı, büyük dini ve sosyal yapılar inşa etmeye başlamışlardır. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde cami, medrese, türbe, kervansaray ve külliyeler Türk mimarisinin ana odak noktası haline gelmiştir.

Kubbe ve kemer formları geliştirilmiş, mimari yapılar devasa anıtlara dönüşmüştür.

2. Süsleme ve El Sanatları:

İslam inancındaki tasvir anlayışı (canlı figürlerinden kaçınma eğilimi), Türklerin soyut ve geometrik süslemelere yönelmesini sağlamıştır.

• Hat Sanatı: Kur'an-ı Kerim'i en güzel şekilde yazma gayesiyle gelişen bu kaligrafi dalında Türk hat sanatçıları dünya çapında ekoller yaratmıştır.

• Tezhip: El yazması kitapları, özellikle Kur'an sayfalarını altın tozları ve boyalarla süsleme sanatı zirveye taşınmıştır.

• Çini ve Seramik: Camilerin, sarayların ve türbelerin iç ile dış mekanlarını kaplayan çini sanatı, İslam estetiğinin bitkisel (rumi, hatayi) ve geometrik motifleriyle şekillenmiştir.

3. Resim ve Minyatür Sanatı:

İslamiyet öncesi Uygurlar döneminde var olan kitap resmi (minyatür) geleneği, İslamiyet sonrasında boyutsuz, gölgesiz ve perspektifsiz bir anlatım tarzıyla yeniden şekillenmiştir. Türk minyatür sanatı; tarihi olayları, saray yaşamını ve edebi eserleri dini kurallara ve dönemin estetik kalıplarına uygun şekilde tasvir etmiştir.

İslam'la tanışmadan önce Türkler ekonomik yapıları ve yaşam tarzlarından dolayı genellikle taşınabilir sanat eserleri ortaya koymuşlardır.

Türkler kullandıkları gündelik eşyalar, kılıç kabzaları, kemer tokaları ve silahların üzerine hayvan figürleri çizmişlerdir.

Türklerde çadır sanatı, dokuma sanatı (halı kilim) deri sanatı, maden işlemeciliği gelişmiştir. Ayrıca sanatta bitki motifleri, geometrik desenleri kullanmışlardır.

Eski Türklerde başlangıçta ölen insanların mezarlarının çevresine dikilen Balbal adı verilen taşlar zamanla 10 metrelik heykeller haline dönüşmüştür.

Uygurlar yerleşik yaşama geçmelerine bağlı olarak tapınak, saray gibi kalıcı mimari eserler oluşturmuşlardır.

Ortaya koydukları kubbeli yapı ve köşe üçgenlerinin esin kaynağı Türk çadırlarıdır.

Uygurlarda duvar resmi (Fresko) ve minyatür sanatı oldukça gelişmiştir.

Uygur ressamlarına Bedizci denmiştir.

Uygurlar Türk tarihinde orta oyunu yani tiyatronun temelini atmıştır.

Türklerde Türk müziğinin ilk örnekleri kopuz eşliğinde söylenen türkülerdir.

Türklerde Sanat anlayışı İslamiyet'i kabul ettikten sonra apayrı bir hüviyet kazanmıştır.

İslamiyet güzel sanatların koruyucusudur.

Bu güzellik ve estetik duygusudur, ki, İstanbul'u yeni baştan kuran Mimar Sinan'a Süleymaniye'yi…

Sedefkar Mehmet Ağaya Sultanahmed'İ…

Itri Dede Efendi'ye eşsiz bestelerini…

İnce hat ustalarına, eski yazı sanatkarlarına hat sanatının kalıcı muhteşem eserlerini yaptırmıştır.

Okuyuş ve söyleyişi sanatlaştırarak doyurucu beste ve söyleyişleri, yazı ve yazmayı sanatlaştırarak asırlar boyunca solmayan kufi, sülüs, nesih, talik, divani gibi hat çeşitlerini ortaya koyan anlayış, bu intizamlı ve düzenli yaşama prensibinden doğmuştur.

Geçenlerde bir televizyon programında "İznik'te çinicilik" çalışmalarıyla ilgili bir program izlemiştim.

Bu programda eski İslam sanatçılarının ortaya koyduğu çini süslemeciliğinde kullanılan boyalar üzerinde çalışmalar yapılıyordu...

Günümüzün çini ustaları eski dönemde kullanılan ve hiç bozulmayan boyaların nasıl yapıldığını hala anlayamadıklarını anlatıyordu.

İslamiyet'in sanata verdiği önemi kavrayan Türkler, şu anda yapılması güç olan eserler vücuda getirmişti.

İslamiyet daima güzel sanatların koruyucusu olmuştur.

Dinimiz her insanı güzeli bulmak, güzel yaşamak görevi ile yükümlü tutmuştur.

Bu bakımdan Müslümanlık Türklerde olduğu gibi girdiği her ülkenin sadece dinini değil, sosyal ve kültürel durumunu da etkilemiştir.

İslamiyet'in Mekke'de eşi görülmemiş bir edebiyat ve şiir denizi üzerine doğduğunu söylemek yanlış değildir.

İslamiyet'in ana kaynağı Kur'an-ı Kerim, Arap dilinin en güzel eserlerini verdiği böyle bir ortamda ifade sanatının en veciz, en eşsiz örneği olarak indirilmiştir.

Kur'an'ın gelişi; Kâbe duvarına altın mürekkeple yazılarak asılan şairlerin şiirlerini gözden düşürmüş, o dönemde İmrul Kays, Tarafa, Züheyr gibi ünlü şairler yetiştiren Arap şiiri, Kur'an'ın eşsiz ifadesi ve icazı karşısında gölgede kalmıştır.

İslamiyet'ten önce zirveye ulaşan güzel söz söyleme ve şiir geleneği Kur’an-ı Kerim'in gelişinden sonra da devam etmiştir.

Edebiyat ve şiir İslam dünyasında güzel sanatlar alanında hemen daima üzerinde durulan bir sanat dalı olmuştur.

İslamiyet'in güzel sanatlara verdiği önem sadece şiir ve edebiyattan ibaret değildir.

İslam ve Türk sanatkarları güzel sanatların her dalında, resimde, mimaride, plastik sanatlarda, hat ve musikide çok güzel eserler vermişlerdir.

İslamiyet'in sanat anlayışı Türklerde estetik duygusunun ortaya çıkışıdır.

Her sanatkâr bu güzellik duygusunu kendi anlayışına göre geliştirmiş, kendisini emperyalist bir bağla kayıtlı görmemiştir.

Bu sebeple İslâmiyet’i kabul eden milletlerin ömrü, sanat karakterleri, İslamiyet’in sanat anlayışı içerisinde erimemiştir.

Bilakis İslam’ın sanat anlayışıyla birleşerek serpilip gelişmiştir.

Güzel sanatların her bölümünde her sanatkâr kendi ülkesinin ortaya koyduğu sanat temeli üzerinden kendi ayrı üslubunu kazanmış ve devam ettirmiştir.

Bugün bile Çin'deki bir cami ile İran ve Hindistan'daki cami arasında bir Türk mimarisi ile bir Arap ve İran mimarisi arasındaki üslup farkını görmemek imkânsızdır.

İslam sanatı içerisinde serpilip büyüyen Türk Sanatı; Sadelik, ahenk ve mantık kurallarına uygun oluşu ile varlığını tüm dünyaya duyurmuştur.

Türk sanatı; Türklerin Anadolu topraklarına gelişlerinden itibaren, günümüze kadar geçen süre içerisinde bu coğrafi bölgede oluşturdukları tüm görsel sanat eserlerini tanımlamak amacıyla kullanılan bir terimdir.

Anadolu toprakları, Türklerden önce de Hititler, Eski Yunanlar ve Bizanslılar da dahil olmak üzere, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, bu kültürlerinde ürettiği pek çok sanat eserini barındırmıştır.

Türk sanatlarında, özellikle Anadolu coğrafyasında 16 ve 17'nci yüzyıllarda hâkim olan, Osmanlı İmparatorluğu eserleri de Türk sanatları olarak kabul görmektedir.

Bu dönemde sanat eserlerinin pek çoğu Osmanlı İmparatorluğu sarayı ile ilişkilendirilmektedir.

Osmanlı mimarisinin zengin sarayları, camilerdeki ve türbelerdeki mozolelerin iç mekanları genellikle renkli fayanslar ile Avrupa, Asya ve geleneksel islami tarzlar birleştirilerek oluşturulmuştur.

Günümüzde Türk sanatlarına örnek olarak Türk mimarisi, çinicilik, hat sanatı, kilim ve halı dokuma verilebilir

Türk sanatkârları İslamiyetin İman coşkunluklarını mimari zevkleri ile mermere; Yazı ve hat zevkleri ile sayfalara büyük bir incelikle işleyerek imanlarını abideleştirmişlerdir.

Türk İslam medeniyetinde güzel sanatların her dalında görülen eşsiz güzellikler bunun ispatıdır

Türk sanatı İslam sanatı ile tanıştıktan sonra serpilip gelişmiştir.

Hoşça kalınız.