İsrail Yumuşak Güçten Anlamıyor, Askerî Müdahale Şart

İbn Haldun Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı açılış törenine davetli olarak katıldım. Rektör Prof. Dr. Atilla Arkan, Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz ve Mütevelli Heyeti Vekili Necmeddin Bilal Erdoğan’ın konuşmaları, akademinin geleceğine ışık tutan nitelikteydi. Hatta Bilal Erdoğan ile kısa bir görüşme yapma imkânı buldum. Akademik camiaya verdiği desteklerden, üniversite bünyesinde yeşil enerjinin uygulanmasındaki başarının öneminden bahsettik. Bu, ülkemizin bilim ve çevre vizyonu açısından umut verici bir tabloydu.

Fakat törene damgasını vuran an, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Kuşakcı’nın sunumuydu. “Sosyal bilimciler yapay zekâ için ne yapabilir?” sorusuyla konuşmasına başlarken, ekrana Filistin-İsrail topraklarının zaman içinde değişimini gösteren dört harita yansıdı. İşte o anda akademik atmosfer, bir anda insanlığın vicdanına dönüşen bir sessizliğe büründü.

Yeşil alanlar Filistinlilerin yaşadığı toprakları, beyaz alanlar ise Yahudi yerleşimlerini ve İsrail’in kontrolünü simgeliyordu. İlk haritada 1940’lı yıllarda neredeyse tamamı yeşil olan coğrafya, sonraki haritalarda hızla beyaza bürünüyordu. Bu sadece toprak kaybının değil, bir halkın geleceğinin ve umutlarının silinmesinin görseliydi.

Ben salonda o haritaya bakarken, içimden geçenleri bir bilseniz… Hz. İbrahim ve onun şemsiyesiyle birlikte Selahaddin Eyyubi, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman aklıma geldi. Adaletin, hoşgörünün ve vicdanın gölgesinde Kudüs’ün yüzyıllar süren barış iklimi zihnimde canlandı. Ve o an, İsrail’in yumuşak güçten, diplomasiden anlamadığını, askerî müdahalenin şart olduğunu düşündüm. Bunu da bir makale kaleme alarak kalemimle haykırmaya karar verdim.

Bir zamanlar Kudüs için ordular süren toprakların bugünkü yöneticileri, çocukların katledilişini sadece seyrediyor.

Kudüs… İnsanlığın ortak vicdanını temsil eden bu şehir, Osmanlı idaresine kadar çoğu kez gözyaşına, kana ve işgale sahne oldu. Haçlı seferlerinden Moğol istilasına kadar pek çok acıya tanıklık eden Kudüs, barışın özlemini hep içinde taşıdı. Osmanlı şehre girdiğinde yalnızca bir fetih gerçekleştirmedi, her inancın kutsal mekânını korudu, ortak yaşamın şemsiyesini açtı.

Selahaddin Eyyubi intikamla değil, İslam’ın merhametiyle Kudüs’ü adaletle buluşturmuştu. Yüzyıllar sonra Yavuz Sultan Selim’in fethiyle Osmanlı’ya taşınan bu anlayış, Kanuni Sultan Süleyman’ın inceliğiyle zirveye çıktı. Kanuni, Kudüs’ün Yafa Kapısı’na “La İlahe İllallah İbrahim Halilullah” yazdırarak Müslümanları, Hristiyanları ve Yahudileri Hz. İbrahim’in şemsiyesi altında buluşturdu.

Bugün ise Kudüs ve Gazze, Osmanlı’nın adalet mirasından çok uzak. İsrail’in saldırıları altında masum çocuklar hayatını kaybediyor. UNICEF ve uluslararası raporlar on binlerce çocuğun öldüğünü ya da yaralandığını gösteriyor. Açlık, susuzluk ve yıkımın ortasında büyüyen çocuklara karşı dünyanın sessizliği, tarihe kara bir leke olarak yazılıyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanları, İsrail’in diplomasiyi ve yumuşak gücü etkili biçimde kullanmadığını defalarca gösterdiğini vurguluyor. Bu nedenle yalnızca kınama mesajlarıyla sonuç alınamayacağı, diplomasi kanalları sonuna dek denenmiş olsa da tarihin bazı zorbalıkların ancak güç diliyle durdurulabildiğini bizlere hatırlattığı belirtiliyor. Uzmanlara göre, elinde güç bulunan devletlerin sadece kınamayla yetinmesi gerçekçi değildir; gerektiğinde askerî müdahale kaçınılmaz bir seçenek olarak gündeme gelebilir. Ancak böyle bir müdahaleyi yürütecek liderlerin adalet ve vicdan ilkelerinden sapmaması şarttır.

Osmanlı dört asır boyunca Kudüs’te yalnızca yöneten değil; koruyan, kollayan, inançlara alan açan bir adalet timsaliydi. Bugün yaşanan dram bize tarihten gelen bir hakikati hatırlatıyor. Adaletin olmadığı yerde gözyaşı, hoşgörünün olmadığı yerde nefret, vicdanın olmadığı yerde yalnızca yıkım olur.

Kudüs, insanlığın ortak sınavıdır. Ve bu sınavın cevabı, Kanuni’nin Yafa Kapısı’na nakşettirdiği o sözde gizlidir:

“Hz. İbrahim’in şemsiyesi altında birleşmek.”