Sudan’da darbe liderleri eski Genelkurmay Başkanı Burhani ile Hızlı Destek Güçleri (RSF, Cancavidler) komutanı Dagalo arasındaki çatışmadan kaynaklanan katliamlarda ölenler yarım milyonu bulmuştur. “İşimiz öldürmek” sloganıyla sivillere yönelik saldırılarda hayatlarını kaybedenlerin sayısı tahminden ibarettir. 2019’da Ömer el-Beşir’e karşı darbe yapan bu iki lidere bağlı güçler, 2023’de çatışmaya başlamış ve ülke fiilen bölünmüştür. Dünyanın en verimli topraklarına sahip bu ülkede insanlar açlıktan öteye hayatta kalma mücadelesi verirken İsrail’in perde arkasında orkestra şefliğinde başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere komşular, çatışan taraflara silah sevkiyatını sürdürmektedir. Hartum’da devlet başkanlığı uhdesinde bulunan Burhani doğal olarak asker ve silah bakımından üstün olduğu halde doğal zenginlikleriyle bilinen Darfur bölgesi hâkimi Dagalo için BAE’den uçaklar dolusu silah sevkiyatı yapılmakta, dönüşte Siyonist patronlara altın taşınmaktadır.
Raşit halifeler döneminde Mısır’ın fethinden sonra Sudan’da da etkinlik kuruldu. Bölgeye Araplar yerleşti, yerli halkın çoğu Müslüman oldu. Yerlilerin tamamına yakını zenci olduğundan ülkenin adı siyahlar anlamına gelen Sudan olarak kaldı (sevda, esved aynı kökten). Günümüzde halkın %70’i Sudan Arapları olup bunlar zencilerle karışmıştır. Nüfusun %90’ı Müslüman, %5 civarında Hristiyandır. Müslümanlar, Şafi veya Maliki mezhebindendir. Aşiret kimliği önemli olmakla birlikte yaşanan çatışmaların ne etnik kimlik, ne mezhep, ne aşiret boyutu bulunmaktadır. Özellikle Siyonist medya destekli haberlerde yer alan bu iddialar, halkı çatıştırarak kaynaklarını sömürmeyi gizleme stratejisine dayanmaktadır.
Klasik sömürgecilik Yahudilerin sermaye güçlerini kullanarak saraylara nüfuzu ve ülke politikalarına yön vermesinin önemli bir fonksiyonudur. Hedef ülke halkını insan kabul etmeden her türlü katliamın ve işkencenin makbul sayıldığı bu süreçte, daha fazla hammadde ve pazar ile daha fazla altın/sermaye birikimi, batı Avrupa sömürgecilerinin temel politikası haline gelmiştir. Bu alanda Yahudi tüccarlar ve bankerler öncü usta rolünü oynamıştır. 19. Yüzyılda şekillenen Siyonist hareket, sermayeye dayalı siyasi ve ekonomik gücü kullanarak Filistin’de Yahudi devleti kurma stratejisini olgunlaştırmıştır. Başta İngiltere, Fransa, ABD olmak üzere sömürge başkentlerinde zamanla Siyonist hedeflerle ulusal ekonomik stratejiler çatışsa da Müslümanlara karşı katliamlarda sorun yaşanmamıştır. 1956’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Sudan’da yaşananlar, bu genel sömürgeci uygulamaların özel bölümünü oluşturmaktadır.
Sudan’da darbe girişimleri 20’den fazla olup hemen hepsinde eski sömürgecinin, İsrail’in veya taşeron durumundaki komşu ülkelerin desteği bulunmaktadır. Ülke tarihinde en uzun süre iktidarda kalan El-Beşir de darbeyle gelip darbeyle gitmiştir. Günümüzdeki çatışmaların liderleri Burhani ve Dagalo da ortak darbeyle geldikleri halde daha sonra birbirlerine karşı savaş açmışlardır. Hemen her darbeden sonra klasik batı ürünü programlar gündeme alınmıştır. Darbeciler hep iktidarda kalacaklarını zannetmiş, fakat bir sonraki darbeyle kendilerini zindanda bulmuşlardır.
Sudan, İngiliz tarihinde Çanakkale’den sonra en ağır yenilgiyi aldığı, General Charles Gordon ve bağlı birliklerinin esir alınarak öldürüldüğü bir coğrafyadır. Bağımsızlık sonrasında ülkenin refahı ve kalkınması için dikkat çeken politikalarıyla bilinen Hasan Turabi, Sudan tarihinin önemli isimlerindendir. Darbeler zinciriyle devletin başına gelen ve bütün yetkileri elinde toplayan Hasan el-Beşir, Sudan tarihinde en uzun süre iktidarda kalan liderdir (1989-1919). İngiltere ve Fransa’nın Afrika’nın en büyük ülkesi durumundaki Sudan’ı parçalama projesinin iki ayağı Darfur ve Güney Sudan’dır. Verimli arazilere sahip bir bölge olan Darfur’da İngiltere’nin desteği ile Hristiyanların ayaklanması Cancavid milisleri ile bastırıldı, isyan başarısız kaldı. Halen iç savaşın liderlerinden olan Dagalo, bu milislerin komutanlarından olup isyanı bastırırken uyguladığı soykırımdan dolayı El-Beşir için UCM tarafından tutuklama kararı çıkarılmıştır. Belirtmek gerekir ki aynı Dagalo bugün, Müslümanlara karşı soykırım uygulamaktadır. Çatışma alanı Darfur’un ötesine taşınarak İsrail’in stratejik hedefleri doğrultusunda Kızıldeniz’e ulaşmak için katliamı sürdürmektedir.
Halkının önemli bir kısmı Hristiyan olan petrol zengini Güney Sudan ise Fransa’nın kışkırtmasıyla bağımsızlık talebinde bulunmuş, referandum kararı alınmıştır. Özellikle arkasındaki batılı güçleri de dikkate alarak dev coğrafyayı kontrol etmekte zorlanan El-Beşir, basiretli bir kararla referandum sonuçlarına saygı duyacağını ilan etmiş, 2011’de sandıktan bağımsızlık kararı çıkınca Güney Sudan’ı ilk tanıyan devlet olmuştur. Buna karşın Güney Sudan’ın kendi içinde çatışmaların arkası kesilmemiş, bugün halk birbirini öldürürken batılı şirketler ülke petrolünü yağmalamaktadır.
El-Beşir döneminde ekonomik kalkınma, refah ve güvenlik açısından Sudan, Afrika kıtasının umudu haline gelmiştir. 2010’da dünyanın en hızlı büyüyen 17. devleti haline gelmiştir. Güney Sudan’ın bağımsızlığından sonra ekonomik durumu gerilemeye başlamıştır. Darfur meselesinden dolayı yaptırımlara rağmen petrol ve altın gelirleriyle ekonomik kalkınma devam etmiştir. Turabi ile başlayan projeler sayesinde açlık sorunu çözülmüş, ülke çapında belirli bir güvenlik sağlanmış, askeri ve ekonomik bakımdan diğer Afrika ülkelerine örnek haline gelmiştir. 2019 darbesi ve 2023’de iki liderin çatışmaya girmeleriyle bir taraftan yüzbinler hayatını kaybederken diğer taraftan sağ kalanlar açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.
Eski sömürgecilerin yeni sömürü stratejileri yanında yakın bölgede güçlü devletleri parçalama stratejisi güderek İsrail uydusu devletler kurmak isteyen Siyonist lobi, çatışmaların sürüp gitmesi için her türlü kumpasa başvurmaktadır. El-Beşir döneminde İsrail, Sudan’ı birçok kere bombaladığı halde başta BAE olmak üzere komşu devletler aracılığıyla soykırımı çok daha uygun bulmaktadır. “Sudan da bu oyuna gelmesin, halklar birbirlerini öldürmesin”, denebilir. Bu yaklaşımda elbette haklılık payı vardır. Ancak etnik farklılıkları veya kişisel rekabeti başarıyla körükleyerek halkın birbirini öldürmesini devlet politikası haline getirerek her türlü desteği sağlayan İsrail ile eski sömürgeciler ve bunlara payanda olan Arap ülkeleri, bu soykırımın/felaketin/facianın asıl mimarlarıdır.
alaeddinyalcnkaya@gmail.com
twitter.com/alaeddinyalcink