Evet dostlar, derin dünyanın gizli planlarını konuşalım...
Bizler her fırsatta, "Neden dünya markası bir şirket bile çıkaramıyoruz?" diye niye hayıflanıp duruyoruz? Bizim gözbebeğimiz olan Turkcell’e, Türk Telekom’a ya da dünya pazarında devleşen Vestel gibi markalarımıza gerçekte ne oldu? Perdenin arkasında bu devleri kimler, nasıl hedef aldı?
Mesela soruyorum size: Zorlu Holding’i niye ve nasıl bitirdiler?
Gelin hikayeyi en başına saralım. Kıbrıslı iş insanı Asil Nadir, İngiltere’de Polly Peck imparatorluğunu kurup küresel başarılar kazanırken dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın radarına girmişti. Özal, Türkiye’de kendine bağlı güçlü bir medya yaratmak amacıyla Asil Nadir’e gazeteler kurdurdu. Aynı zamanda, o dönem husumetli gördüğü yerli sermayeye rakip olması için ona Vestel elektronik eşya fabrikasını inşa ettirdi. Ancak Özal iktidardan düşünce, rüzgar tersine döndü; uluslararası bir operasyonla Asil Nadir ve Vestel çökertildi. İngiliz derin devleti, Asil Nadir’den intikamını acı bir şekilde aldı.
İşte o dönem kapanan bu dev fabrikayı, yıllar sonra Denizli’den çıkan, çekirdekten yetişme tekstilci Ahmet Nazif Zorlu satın aldı. Zorlu, Vestel’i küllerinden doğurarak ihracat rekorları kıran küresel bir deve dönüştürdü, Manisa vilayetini bir sanayi üssü yaptı. Fakat milli bir sanayicinin bu kadar büyümesi, yine malum odakların radarına takılmasına yetti.
Geçenlerde istihbaratçı dostumla bu konuyu konuşurken masaya yumruğunu vurdu:
"Dostum," dedi, "Zorlu’yu da bir süre sonra politikacıların ve bürokratların ağına düşürdüler. Adamı aslında hiç istemediği halde İstanbul’da inşaat işine soktular. Ne zaman ki o meşhur Zorlu Center inşaatına girişti, işte o andan itibaren defalarca rüşvet isteyen kirli bürokratların ve piranaların hedefi oldu. Hatta sana bir istihbarat notu vereyim: 17-25 Aralık operasyonlarının perde arkasındaki asıl sebeplerden biri de neydi bilir misin? İstanbul Belediyesi’ndeki FETÖ’cü ekibin, bu rüşvet havuzundan kendilerine az pay ayrılmasına hayıflanmasıydı! Yani anlayacağın, koca bir sanayiciyi rüşvetçi klikler pirana balığı gibi yıllarca parçaladı."
Dostumu sessizce dinlerken içim sızladı, çünkü bu aileyi yakından tanıyordum. Söze girdim:
"Haklısın dostum," dedim. "Ben 1997 yılında Trabzon’daki Zorlu Otel’in açılışında bulunmuş, orada tesadüfi olarak misafir edilmiştim. Ahmet Bey’in kardeşiyle uzun bir sohbetimiz olmuştu; aileyi o vesileyle yakından tanıdım. Çok mütevazi, işinin ehli, vatansever bir Türk ailesiydi. Ama bu milli aileye ne yazık ki sahip çıkılmadı."
İstihbaratçı dostum acı bir tebessümle devam etti:
"Sahip çıkmadıkları gibi el birliğiyle boğdular üstadım," dedi. "Ahmet Bey, maruz kaldığı o siyasi ve bürokratik baskılardan dolayı bir süre sonra Vestel gibi dev bir kuruluşun işlerine bile odaklanamaz hale geldi. Tam o süreçte FETÖ başka bir kumpas başlattı. Örgüt, Çin’den elektrikli ev aletlerini ithal edip montaj atölyelerinde birleştiren iki paravan şirket kurmuştu. Hedefleri Vestel’in milyarlarca dolarlık pazarını ele geçirmekti. Gümrüklerdeki FETÖ’cü görevlilerin de yardımıyla, Çin’den getirilen montaj parçalarını ucuza birleştirip Vestel ürünlerinin çok altında fiyatlarla iç ve dış pazara sürdüler. Yerli üretimi, montaj sanayisiyle böyle yok ettiler."
Dostumun anlattıkları, buz dağının sadece görünen kısmıydı:
"Savaş bununla da bitmedi dostum. Ahmet Nazif Zorlu’nun özel yatındaki mürettebat eliyle yatak odasına kadar gizli kameralar yerleştiren o kirli yapı, bu psikolojik savaşı kazandı. Koca bir sanayi devrimini yapan o büyük insan, yaşadığı bu haksızlıklara kahrederek dert sahibi oldu ve kanserden gözlerini yumdu. En acısı da ne biliyor musun? Bugün medyada arkasından en yakın dostu gibi ağlayan o Abdullah Kiğılızade gibi isimler de aslında o Fetullahçı yapının içindeydi... Atatürkçü, milli bir sanayicinin etrafını sarıp onu el birliğiyle yalnızlığa ittiler."
Evet dostlar... Asil Nadir’i boğdular, Zorlu’yu boğdular; günün sonunda kaybeden her zamanki gibi Türkiye oldu. Çinlilere çalışan montajcı FETÖ firmaları ve arkalarındaki İngiliz aklı kazandı.
Ahmet Nazif Zorlu’ya Allah’tan rahmet, kederli ailesine bir kez daha başsağlığı dilerim. Bu vesileyle devletin ve milletin her bir ferdine tekrar hatırlatmak isterim: Türk sanayicisine ve yerli iş adamlarına sahip çıkmak, bu topraklar için milli bir görevdir!
Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere...