☰
✕

İYİ GİTMEYEN BİRÇOK ŞEY VAR

“Biz ne bilek begim, büyükler bilir!”

Evet değerli canlar…

İşin doğrusu, iyi gitmeyen birçok şeyin olduğunun hepimiz farkındayız.

Siyasette, sanayide, bankacılıkta, ekonomide, sosyal hayatta; eşler arasındaki ilişkilerde, anne-baba ilişkilerinde, komşulukta, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, işveren-işçi ilişkilerinde… Kısacası hayatın hemen her alanında yolunda gitmeyen bir şeyler var.

Neden böyle oluyor?

Öncelikle siyasete bakalım.

Siyasette hiçbir şey eskisi gibi değil. Belediye başkanları, milletvekilleri, meclis üyeleri durmadan parti değiştiriyor. Siyasetle az çok uğraşmış bir kardeşiniz olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Bir sol partinin milletvekili veya belediye başkanının, sağ görüşlü bir partiye geçmesi alışılmış bir durum değildir.

Peki, neden bugün bunları daha sık görmeye başladık?

Demek ki iyi gitmeyen bir şeyler var ki böyle durumlar ortaya çıkıyor.

Özellikle CHP’den AK Parti’ye geçişler dikkat çekiyor. Büyükşehir belediye başkanlıklarında, belediye meclislerinde ve çeşitli nedenlerle yönetimi değişen belediyelerde yaşanan siyasi saflaşmalar, ister istemez insanın aklına bazı sorular getiriyor.

Üstelik farklı partilerden belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve siyasi aktörlerin tutuklanması, gözaltına alınması veya haklarında soruşturmalar yürütülmesi de toplumda ciddi bir güven sorunu oluşturuyor.

Adaleti temsil eden makamların, adalet duygusunu zedeleyen tartışmaların içinde kalması ise hepimizi düşündürmeli.

Çünkü kimse yaptığı yeminden daha büyük değildir.

Peki, mesele nedir?

İktidara karşı olan bir belediye başkanı muhalefetteyken başarısız, beceriksiz, iş bilmez oluyor da…

Aynı kişi saf değiştirdiğinde birdenbire başarılı, becerikli ve değerli bir yönetici mi oluyor?

Bunu anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.

Kendi kendime bir soru daha sordum. Hatta bazı arkadaşlarla bunu uzun uzun tartıştık:

Parti değiştiren bazı belediye başkanları, geçmişte yaptıkları veya yapamadıkları bazı şeylerin üzerini örtmek amacıyla mı saf değiştiriyorlar?

Bir başka soru da şu:

Önümüzdeki seçimlerde bu isimlerin bir kısmı AK Parti'den aday olacak mı?

Varsayalım ki oldular.

Peki, seçildikleri yerde daha önce aldıkları oyun tamamını AK Parti'ye taşıyabilecekler mi?

Bence bu sorunun cevabı onları pek de memnun etmeyecektir.

Çünkü seçmen, sandıkta bazen sağ gösterip sol vurandır.

Bunun örneklerini geçmişte çok gördük.

Merhum Turgut Özal, siyasi hayatının son dönemlerinde gittiği birçok yerde büyük kalabalıklarla karşılandı. Söyledikleri alkışlandı, kendisine büyük ilgi gösterildi.

Ama sandık başka konuştu. Sonuç, beklentilerin çok uzağında kaldı.

Demek ki meydandaki kalabalıkla sandıktaki irade her zaman aynı şey değildir.

Ülkenin gerçekleri var!

Fakat ne yazık ki bazı gerçekleri görmezden geliyoruz.

Bu ülkenin en büyük gerçeklerinden biri de emeklinin yaşadığı mağduriyettir.

Emekli geçinemiyor kardeşim! Bunu daha nasıl anlatalım?

İnsanlar yıllarca çalışıyor, prim ödüyor, vergisini veriyor ve sonunda emekli olduğunda hayatının en huzurlu dönemini yaşaması gerekirken geçim derdine düşüyor.

Bugün 30 bin lira emekli maaşı alan bir insanın 15 bin lira kira ödediğini düşünün.

Daha elektrik var, su var, doğalgaz var, mutfak masrafı var, ulaşım var, ilaç var…

Çocuğunu da hesaba katmayalım.

Gelin, bu insanı siz geçindirin de görelim!

Emekliye yapılacak zam hesabını yapanlar hiç kendilerine şu soruyu soruyor mu:

“Ben bu parayla geçinebilir miyim?”

Ekmek kaç lira, kira ne kadar, pazardaki fiyatlar ne durumda, elektrik ve doğalgaz faturası kaç lira; gerçekten biliyorlar mı?

Emeklinin sosyal hayatı kalmadı. Çalışırken borç… Emeklilikte borç…

İnsan ömrünün son döneminde biraz olsun huzur ararken, hayatını hesap kitap yaparak geçirmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle emekliye verilecek zam konusunda bu dönemde çok daha ciddi, vicdanlı ve gerçekçi bir değerlendirme yapılması gerektiğine inanıyorum.

Para insanı değiştirir mi?

Bir başka büyük problem de para.

Çok para insanı bozabilir. Hiç para görmemek de insanı yoldan çıkarabilir.

Her iki uç da insanı sınar.

Her meslek grubundan insanın borsada, çeşitli finansal oyunlarda ve yanlış yatırımlarda büyük kayıplar yaşadığına şahit oluyoruz.

İnsanların dünyası kararıyor. İntiharlar artıyor. Boşanmalar aldı başını gidiyor.

Her akşam televizyonların başında cinayet haberleri izlemekten milletin psikolojisi bozuldu.

Gençliğin elbette umut veren, pırıl pırıl bir yüzü var.

Ama ne yazık ki büyük bir kesimin geleceği konusunda ciddi kaygılar taşıyoruz.

Edep, haya, saygı ve sorumluluk duygusunun zayıfladığı bir gençlik yetişiyor.

Bunu yalnızca gençlere yüklemek de haksızlık olur. Çünkü gençliği biz yetiştiriyoruz.

Bir tarafta lüks, diğer tarafta yoksulluk

Yolsuzluk iddiaları, israf tartışmaları ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler toplumun vicdanını yaralıyor.

Bir tarafta özel uçaklar, gösterişli sofralar ve sınırsız imkânlar…

Diğer tarafta evine götürecek bir dilim ekmeği düşünen insanlar… Bu uçurum daha ne kadar büyüyecek?

Devletin en önemli görevlerinden biri, vatandaşına adalet duygusunu yaşatmaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın atadığı bürokratların, bakanların, üst düzey yöneticilerin üzerlerine düşen sorumluluğun farkında olmaları gerekir.

Görev makamı, imtiyaz makamı değildir. Devlet görevi, millete hizmet etme görevidir.

Bir makamda bulunan kişi hem kendisine hem devletine hem de milletine karşı sorumludur.

Ne yazık ki bugün birçok yerde iyiler, kötülerin gölgesinde kalıyor.

Oysa devlet yönetiminde liyakat, adalet ve ehliyet hâkim olmalıdır.

Siyasetin de yeniden düşünülmesi gerekiyor

Sayın Cumhurbaşkanım…

Çok para insanı bozabilir.

Milletvekili maaşı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi bir genel müdürün maaşını aşmamalıdır.

Milletvekili seçilen kişi, görev süresi boyunca mal varlığındaki değişimleri şeffaf biçimde açıklamalı; milletvekilliği görevi kişisel zenginleşme aracı hâline gelmemelidir.

Bunun yanında seçim sistemi de mutlaka yeniden ele alınmalıdır.

Milletvekili adayları, belediye başkan adayları, il ve ilçe başkanları, delegeler yalnızca genel merkezlerin takdiriyle belirlenmemelidir.

Siyaset halka inmeli, halkın içinden insanları siyasete taşımalıdır.

Delege sistemi gerçek anlamda işletilmeli, tabanın iradesi dikkate alınmalıdır.

Halkın içinden gelen, halkın derdini bilen, halden anlayan insanlar aday yapılmalıdır.

O zaman siyasetçinin millete söyleyecek çok daha güçlü bir sözü olur:

“Siz seçtiniz. Siz gönderdiniz.”

İşte demokrasi dediğimiz şey biraz da budur.

Sandık her şeyi söyler

Siyasetçilerin, bürokratların ve yöneticilerin unutmaması gereken bir gerçek var:

Millet her şeyi görüyor. Belki susuyor. Belki bekliyor. Belki bugün alkışlıyor.

Ama sandık başına gittiğinde kendi hesabını yapıyor.

Çünkü vatandaşın cebindeki para, evindeki tencere, ödediği kira, çocuğunun geleceği ve emeklinin yaşam mücadelesi; bütün siyasi söylemlerden daha güçlüdür.

Milletin derdi küçümsenmemeli.

Vatandaşın geçim sıkıntısı, rakamlardan ibaret değildir.

O rakamların içinde bir insanın hayatı vardır.

Bir annenin endişesi… Bir babanın çaresizliği… Bir emeklinin yalnızlığı…

Bir gencin geleceğe dair umutsuzluğu vardır.

Bütün bunları görmeden, yalnızca siyasi hesaplarla ülkenin meselelerini çözmek mümkün değildir.

Yaşanan bütün bu olayları merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç'un dizeleri ne güzel özetliyor:

Yalan dolan ile devran sürmeyi,
Biz ne bilek begim, büyükler bilir!
Milletin başına çorap örmeyi,
Biz ne bilek begim, büyükler bilir!

Rüşvet almak, rüşvet vermek nasıl şey?
Hazineden para çalmak nasıl şey?
Terlemeden zengin olmak nasıl şey?
Biz ne bilek begim, büyükler bilir!

Gerçekten de…

Biz ne bilek begim, büyükler bilir!

Kalın sağlıcakla.