Kadın ve çocuğa şiddet: Sessizliğin ardındaki çığlık

Toplumun en kırılgan iki varlığı: kadın ve çocuk.
Ne yazık ki, hâlâ şiddetin, istismarın, tacizin gölgesinde yaşamaya zorlanıyorlar. Oysa bir toplumun vicdanı, kadınların ve çocukların ne kadar güvende olduğuyla ölçülür.

Bugün ülkemizin dört bir yanında yankılanan sessiz çığlıklar var. Kimi bir kadının fısıltısında, kimi bir çocuğun ürkek bakışında gizli. Onları korumak, sadece kanunların değil, vicdanların da görevi olmalı.

Kadına yönelik şiddet; sadece fiziksel bir yara değil, ruhu da kanatan bir suçtur. Evde, sokakta, işte ya da okulda… nerede yaşanırsa yaşansın, her bir darbe, toplumun geleceğine vurulmuş bir darbedir.

Çocuğa yönelik istismar ise, insanlığın en büyük utançlarından biridir. Bir çocuğun güven duygusunu, yaşam sevincini, geleceğe inancını çalan her el, sadece bir bedene değil, bir nesle zarar verir.

Artık sustukça kaybettiğimizi görmek zorundayız.
Susmayan anneler, duyarlı babalar, bilinçli öğretmenler, kararlı yöneticiler olmalıyız.
Şiddete karşı durmak; cesaret değil, insanlık görevidir.
Bir çocuğun gözyaşını silebiliyorsak, bir kadının korkusunu güvene dönüştürebiliyorsak; işte o zaman gerçekten insanız demektir.

Bu mücadele sadece bir günün değil, her günün meselesi olmalı.
Çünkü her kadın, yaşama hakkıyla onurludur.
Her çocuk, sevgiyle büyümeyi hak eder.
Ve her insan, şiddetsiz bir dünyanın parçası olmayı borç bilir.