KAHVENİN TADI, MÜZİĞİN SESİ, HAYATIN RENGİ

Bir sabah uyanıyorsunuz ama hiçbir şey eskisi gibi gelmiyor. Sabah kahvenizi içiyorsunuz ama tadını ve keyfini almıyorsunuz. Sevdiğiniz şarkılar çalıyor ama ruhunuzun okşandığını hissetmiyorsunuz. Heyecanla plânladığınız tatiller, buluşmalar sıradan geliyor; hatta belki “Olmasa da olur!” diyorsunuz. Hayat devam ediyor ama renkler eskisi kadar canlı gelmiyor.

Keyif alınan aktivitelere olan ilginin azalması ve zevk alamama durumuna psikolojide ‘anhedoni’ deniyor. İsmi ahenkli görünse de bu durum, anlık ve sıradan bir can sıkıntısının ötesinde hayata karşı kronik bir duygusuzluk ve motivasyon kaybını ifade ediyor. Yani daha önce size keyif veren, heyecan duymanızı sağlayan şeyler sıradanlaşıyor, duygularınız coşmuyor, hiçbir şeyden haz alamıyorsunuz. Çoğu insanın farkında dahi olmadan yaşadığı bu duygusal yoksunluk, zamanla hissizleşmeye neden oluyor.

Günlük yaşamda üzücü olaylar sonrası birçok insan ‘Depresyondayım.’ diyor; çünkü depresyonu yoğun üzüntü olarak düşünüyor. Oysa depresyon söz konusu olduğunda asıl sorun üzüntü duymaktan çok haz alma kapasitesindeki azalma oluyor. Çünkü anhedoni yaşayan kişi her zaman ağlamıyor. Hatta günlük aktivitelerine devam ediyor. İşe gidiyor, arkadaşlarıyla buluşuyor, sosyal medyada aktif olarak yer alıyor. Ancak içeride farklı şeyler oluyor. Bunların hiçbiri onu gerçekten mutlu etmiyor.

Eksik bir şey mi var?

Neden mutlu olamadığını sorgularken “Eksik bir şey mi var?” diyor ama ne olduğunu bulamıyor. Üzgün olmadığını biliyor ama mutlu da hissetmiyor. Arkadaşlarıyla buluşmaya gitmek istiyor ama gidince keyif almıyor. Sanki haz almasını sağlayan, beyninin ödül sistemi artık çalışmıyor. Anhedoni yaşayan kişiler bir şeylerin kendilerine iyi geleceğini biliyor ama o şeyi yapmak istemiyor. Yürüyüşe çıkma, doğayı dinleme, dost sohbetlerine katılma isteği duymak harekete geçmeye yetmiyor. Sosyal medyada sürekli değişen içerikler ve anlık bildirimler, beynin ödül sistemini yoğun şekilde uyarıyor. Haliyle sürekli yoğun uyaranlara maruz kalmak, sıradan yaşam deneyimlerinin cazibesini ve keyfini gölgeliyor. Çünkü zihin sürekli daha fazlasını bekliyor. Mutluluk eşiği yükseldikçe küçük mutluluklar yetmiyor.

Çok sevdiğim ve daha önce bir köşe yazımda da değindiğim bir söz vardır: “Evren, düşünceyi değil hareketi alkışlar.” Motivasyonun eylemden sonra ortaya çıktığını gösteren çok sayıda çalışma olduğu düşünülürse; ilk anda keyif vermese de kısa bir yürüyüşün, kahveye eşlik eden bir dost sohbetinin, yeni bir şeyler öğrenmenin ya da uzun zamandır ertelenen bir aktiviteyi hayata geçirmenin duyguları da harekete geçirebileceğini söylemek mümkün. Çünkü insanı hayata bağlayan şey büyük mutluluklar değil çoğu o mutluluklara götüren küçük hazlardır. İyi olmak da çoğu zaman hayatın anlam kazanmasını beklemek yerine onu anlamlı kılacak küçük tatları fark etmekle başlayacaktır. İyi olun!