Kalbinin Ritmine Uyanmanın Zamanı

Tüm hayatın karmaşasını, dünyanın en kalabalık şehrinin rutin günlük hayhulasından uzaklaşmak için, bacı bildiğim kuzenimin “haydi” demesiyle onu yalnız bırakmayayım diye peşine takıldım; şehrin bir diğer ucuna, tango kursuna geldim.
Kısa süre öncesine kadar ise, tesettürde, muhafazakâr kesim dedikleri kaldırımda bir kaldırım taşı gibi duruyordum.
Hayatın akışını uzaktan izleyen, ama içinde bir kıpırtı saklayan bir kadındım.

Birkaç haftalık derslerden sonra bir gün derse erken geldim.
Ayaklarım beni, küçük, otantik çiçeklerle çevrili, şirin ve bir o kadar da mistik bir hava yayan bir kafeye getirdi.
Yüzlerce modern, şık kafenin yan yana sıralandığı bir sokakta, bu kafeye girmem tesadüf değildi.
Sanki evren, kalabalığın ortasında bana sessiz bir köşe hazırlamıştı.

Bu akşamın sabahında, aşka tutunmuş yüreğimin hiçe sayıldığını hissettiren; gamzelerinde kaybolduğum bir adamın ruhunun girdabında sıkışmıştım.
Yitik hissettiğim yüreğim, ruhumdan imdat dileniyordu.
Gözlerim doldu, doldu… ve içime boşaldı.
Kendimi bir anda o kafenin masalarından birine oturmuş buldum.

Kafenin enerjisi bende bir duyguyu açığa çıkardı.
Atmosferin dokusu, duvarlardaki eski müzik notaları, taze kahve kokusu… her şey bana o adamı anımsattı.
Bir an durdum, düşündüm:
Nerede hata yapıyorum?

Ben, beni benim onu sevdiğim gibi seven birini istiyordum.
Belki bu sevgi bile değildi her şey çok yeniydi.
Ama içinde heyecan, tutku, kalbimin onu gördüğümde, sesini duyduğumda yerinden oynaması vardı.
Sevgi mi bilmiyorum ama onunla olmaktan bıkmam imkânsızdı.
Ta ki bir bir sabah, beni “işlerim var” deyip, yolu tarif edinceye kadar…

O an içimde bir boşluk açıldı.
Buluşmalara önem vermeyen o kayıtsız hali, bendeki bu kutsal duyguları tüketiyordu.
Tam o sırada, önümde açık duran bir kitapta bir cümleye takıldım:
“Duygularına sahip çık; onlar senin hazinen.”

O anda içimde bir perde aralandı.
Bu duygular bana aitti.
Onunla açığa çıkmış olmaları, bu kutsallığın benden başkasına ait olduğu anlamına gelmiyordu.
Kendimdeki değeri onunla paylaşmaya değer görmüştüm; eğer o kıymet vermiyorsa, bu onun eksikliğiydi.

Anladım ki, insanlara ne kadar gereksiz anlamlar yüklüyormuşum.
Ve onların da bana fazlalıkmışım gibi hissettirmelerine nasıl alan açtığımı fark ettim.
Artık tüm anlamları sinemde kendime yüklemeyi seçtim.
Ve barıştım…
Her davranışla, her yanılgıyla, her sessiz geceyle.

Belki de o küçük, mistik kafenin içinde, kahvenin dumanı göğe yükselirken içimde bir şey dans etmeye başlamıştı.

Belki de ilk defa, o küçük kafenin içinde, müzik başlamadan önce içimdeki tango başlamıştı.
Adımlarımı artık kimsenin ritmine değil, kendi kalp atışıma göre atmaya karar verdim.

Haftaya görüşmek dileğiyle hoşçakalın, sevgiler.