Kapının Açıldığı An

Geçenlerde bir arkadaşım, sesinin en derin yerinden gelen bir yorgunlukla şunu söyledi:
“Bittim… Artık devam edemem.”

O an fark ettim ki, hepimiz bir yerde, bir şekilde o cümleyi kurmuşuzdur. Farklı dillerde, farklı şehirlerde, farklı hayatlarda… Ama kelimeler değişse de his aynı: İnsan bazen, kendi içine kapanan bir kapının önünde kalakalır.

O kapı taş duvarlarla çevrili değildir. Kimi zaman hayal kırıklıklarıyla, kimi zaman kayıplarla, kimi zaman da kendi zihnimizin gürültüsüyle örülüdür. Ve biz, orada öylece dururuz. Sessiz. Umutsuz.

Ama hayatın ilginç bir tarafı var: Tam “bitti” dediğin anda, görünmez bir el, kapının paslı tokmağını çevirir. Ve bir ses, dilini bilmediğin ama kalbinin anladığı bir dille fısıldar:
“Burası son değil… Başlangıcın burası.”

Ben o an şunu öğrendim: Kapılar bazen dışarıdan değil, içeriden açılır. Anahtarı ise kimse sana vermez; senin içinde zaten vardır. Adı teslimiyet olabilir, cesaret olabilir, belki de sadece “denemek”tir.

İster bir gökdelenin en tepesinde yaşa, ister bir sahil kasabasının rüzgârında; bu kapı hepimizin hayatında vardır. Kimi zaman kayıplarımızda, kimi zaman yalnızlığımızda, kimi zaman da en parlak günlerimizin gölgesinde karşımıza çıkar.

Ve eğer bir gün, o kapının önünde durur, “Açmaya değer mi?” diye sorarsan… Şunu hatırla:
Bütün değişimler, o kapıdan geçtiğinde başlar.
Ve bazen, tek yapman gereken, tokmağı çevirecek cesareti toplamaktır.

Haftaya görüşmek dileğiyle sevgiyle hoşçakalın…