KARA FATMA DESTANI

Kara Fatma (Üsteğmen Fatma Seher Erden) Kurtuluş Savaşı’mızın efsane kahramanlarından biridir.

O, vatan savunması söz konusu olduğunda, “içinde bulunduğumuz imkan ve şeriat” ne olursa olsun, kadın-erkek düşmana karşı çıkmanın, üzerinde yaşadığımız toraklara olan vefa borcumuzun bir gereği olduğunu anlatan bir şahlanış destanının unutulmaz kahramanıdır.

Kurtuluş Savaşı’mızın efsane kadın kahramanını, vefatının 71. yılında, Kızılay’ın bir vefa örneği olarak, anıt mezara dönüştürdüğü Kulaksız’daki kabri başında andık. Milli Mücadelenin kahraman Kadınlarını Anma ve Anılarını Yaşatma Derneği’nin düzenlediği törende açılış konuşmasını yapan Çepni Dernekleri Federasyonu Başkanı Muhammed Arif Genç, özetle şöyle dedi:

“…Bugün burada İstiklal Mücadelemizin cesur kahramanlarından Üsteğmen Kara Fatma'nın, yani Fatma Seher Erden'in kabri başında bulunmanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz. Aynı zamanda değerli hocamız Sayın İlknur Bektaş'ın 13 yıldır büyük emek ve özveriyle sürdürdüğü bu anlamlı anma programında yer almaktan mutluluk duyuyoruz. Kendisine Kara Fatma'nın hatırasını yaşatmak adına verdiği emeklerden dolayı teşekkür ediyoruz.

Kurtuluş Savaşı sadece silahların konuştuğu bir savaş değildir. O mücadele; bağımsızlık, onur, hürriyet ve vatan sevgisinin destanıdır. O gün Anadolu insanı kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla tek yürek olmuş, ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyerek işgale karşı dimdik ayakta durmuştur. Kara Fatma da, bu destanın en büyük kahramanlarından biridir. Eşini savaşta şehit verdikten sonra geri çekilmemiş, Mustafa Kemal Atatürk'ün huzuruna çıkarak cephede savaşmak istediğini söylemiş, aldığı görevleri büyük bir cesaretle yerine getirmiştir.

Kurduğu birlikle Batı Cephesi'nde düşmana karşı savaşmış, yaralanmış, esir düşmüş ama teslim olmamış, kaçıp yeniden cepheye düşmüştür. Gösterdiği kahramanlık sayesinde üsteğmen rütbesine ve İstiklal Madalyası'yla onurlandırılmıştır. Ancak Kara Fatma yalnız değildir. Nezahat Onbaşı daha çocuk yaşta cephedeydi. Şerife Bacı cephaneyi korumak için canını verdi. Gördesli Makbule silahını elinden bırakmadan şehit düştü. Çete Emir Ayşe, Tayyar Rahmiye, Halide Edip Adıvar, Nene Hatun ve ismini bugün bile bilmediğimiz binlerce kahraman kadın bu vatanın bağımsızlığı için mücadele etti. Onlar sadece mermi taşımadılar; umut taşıdılar, cesaret taşıdılar ve bağımsızlık inancını gelecek nesillere emanet ettiler.”


KARA FATMA

Kültür Bakanlığı Sanatçısı Sami Sefer Çoşkun’un herkesi duygulandıran bir şiir okumasının ardından, Kara Fatma’nın hayatını kitaplaştıran Dernek Başkanı, araştırmacı yazar İlknur Bektaş da, yaptığı konuşmasında, Kurtuluş Savaşı’mızın bu unutulmaz kahramanını, hayatının yakında filme çekileceğini de müjdeleyerek şöyle anlattı:

“…Ben Kara Fatma'yı anmakla ilgili yalnızca bir kadının savaş yıllarında gösterdiği kahramanlığı anlatmakla uğraşmadım. Aynı zamanda bir milletin küllerinden yeniden doğarken taşıdığı ruhu, inancı, maneviyatı, hassasiyeti de anlatmak istedim. Kara Fatma'nın hikayesi cephede silah taşıyan, silah kuşanan bir kadının hikayesidir. İşgal altındaki bir memleketin, parçalanmak istenen milletin, Anadolu kadının ayağa kalkış hikayesidir.

Kadınların çoğu zaman geri planda bırakıldığı o dönemde cesaretiyle ve kalıplaşmış yargılarla mücadele eden, ‘yapamazsın’ denilen, bağından bahçesinden çıkmayan o kadınları anlatmaya çalıştım. Çünkü o kadınlar, milletin kaderinde söz sahibi olabilmeyi başarmış kadınlardı. Hani bugün ‘köy kadını’, ‘Anadolu kadını’ diye küçümsenen, hor görülen o kadınlar bu milletin tarihini yazdılar aslında. Şalvarlarıyla, basma etekleriyle, yazmalarıyla cephelerde ve cephe gerisinde mühimmat taşıdılar. Göğsünden sütü aka aka evlatlarını sırtına bağladılar mühimmat taşıdılar. Dağlarda, taşlarda, soğuklarda.”

Kurtuluş Savaşı’mızın kahraman kadınlarının hikayelerini Anadolu’yu dolaşarak derlediğini anlatan İlknur Bektaş, sanal medyanın kahramanlarıyla beyinlerimizin daha fazla yıkanmasını durdurabilmek adına, “bir devrin şahlanışını gerçekleştiren anaları anlatmak” adına, İstiklal Madalyası sahibi Kara Fatma’yı kitaplaştırmaya karar verdiğini anlattı:

“…Kara Fatma'yı anmak, aslında milli mücadelenin ruhunu anlamaktı. Çünkü o, ‘milli mücadelede artık kadın erkek yok, artık istiklal var’ diyordu. O, yokluğun içerisinde vatanını parçalamak isteyenlere Anadolu'da milletin yokluğa, fakirliğe, yoksulluğa dayanabileceğini, ama işgal altında olmaya dayanamayacağını haykıran neslin çocuklarıydı bu kadınlar.

İşte o umutsuzluğa karşı direnen kadınlar teslimiyeti reddeden, evlatlarının ölümü bahasına cepheye koşan, çocukları öldüğünde bile, ‘vatanın bayrağı dalgalanacak, ezanlar susmayacak’ diye gözyaşlarını silip yoluna devam eden kadınlardı.”

KARA FATMAYI NEDEN OMUZLADIM?”

Benim için Kara Fatma tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş bir kadındı. Ben o figürü, büyük kayıplar veren, sevdiklerinden vazgeçen, ama vatanından vazgeçmeyen kadınlar anısına Üsteğmen Kara Fatma'yı omuzladım. 20 yılımı verdim. Benim için, Kara Fatma gibi az bilinen bir kadın kahramanı bugün Türkiye'nin her yerinde konuşulur kılmak, dünyanın en güzel kariyeriydi.”

“…Ben bu çalışmamda Kara Fatma'yı bir efsane olmaktan çıkardım. Gerçek hayatın içerisinde bir anne, bir kadın olarak toplumla buluşturmaya çalıştım. Arşiv belgelerinde, tanıklıklarda, unutulmuş fotoğraflarda, hatıralarda izler aradım. Ve onu bir sadece savaşçı değil, bir fedakar anne, vatanına bağlı bir Anadolu kadını, komşularının çok sevdiği saygın bir hala, yenge, teyzeydi. Ama milletin kaderini omuzlarında taşımış, yaşamın her türlü fakru zaruretine rağmen el açıp dilenmemiş, hayatında asla kimseye boyun eğmemiş, göğsündeki madalyasıyla Darülaceze'de son nefesini vermiş, 1.45 boyunda, 100 yılı aşan ömür sürmüş bir devi tanıtıyorum, ben bütün topluma.

İşte bu kitabı da yeniden ele alırken bütün mottom buydu. Daha çok bilgi, daha çok gerçek, daha çok sulandırılmamış hayat hikayesi. Her bir sayfası için günlerimi gecelerimi harcadığım burada tamamen Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı kayıt ve kaynakları var, envanterler var. Akademilerde artık kaynak olarak, ‘ya o bir kahramandı eyvallah, ama sadece cephe gerisindeydi ve abartılan bir kadındı’ diyen akademisyenler, artık Türk kadının hem cephede hem de cephe gerisinde olduğunu kabul ettiler.”

“…Benim nazarımda Kara Fatma, tarihin satırlarında kalmış bir kahraman değil, aksine, Türk milletinin vicdanında yaşayan büyük bir iradenin adıdır. O milli mücadelede korkuya karşı cesareti, yılgınlığa karşı umudu, yokluğa karşı direncin mücadelesidir.”

KARA FATMA’YI EŞSİZ KILAN ŞEY…”

Erkeklerin hakim olduğu bir savaş düzeni içerisinde varlık gösterebilmiş, başlı başına tarihi bir meydan okumaydı kadınlarınki. Ancak Kara Fatma'yı eşsiz kılan şey sadece cephede bulunması değildi. Onun asıl büyüklüğü, savaş sonrasında da insan kalabilmeyi başarmasıydı.

Milli Mücadele yılları, tek başına top seslerinin duyulduğu bir dönem değildi. O yıllar, annelerin evlatlarını toprağa verdiği, kadınların yokluk içinde cepheye mermi taşıdığı, çocukların yetim kaldığı, büyük bir insanlık sınavıydı. İşte O, böylesi karanlık bir dönemde, sadece bir asker değil, bir anneydi, bir eşti, bir Anadolu kadınıydı. Milletin kaderine omuz vermişti.

Onun cesareti kuru bir kahramanlık gösterisi değildi. O cesaret, vatan sevgisi, inanç ve milli bilinçle ete kemiğe bürünmüş bir şekilde 1.45 boyuyla ayağa kalkmıştı. ‘Düşün önüme’ demişti. ‘Bundan başka gün olmaz’ demişti o kadın. Çünkü kaybedilecek bir şey kalmamıştı.

Düşünsenize iki oğlunu, eşini, ailesinden 23 kişiyi kaybetmiş. Düzenli olarak vatanın her yerinden koşmuş. ‘Benimle beraber gelin ölüme gidelim, ama yeter ki düşmanları bu topraklardan kovalım’ demiş. ‘Sizi düğüne çağırmıyorum ha, unutmayın, ölüme çağırıyorum’ demiş, ama herkes ardına düşmüş. Düşünsenize, 300 kişi olmuş, çoğu ölmüş. Bir daha toplamış. 400 kişi olmuş, onlar da yaralanmışlar, şehit olmuşlar.. Kara Fatma yılmamış, tekrar toplamış, bu sefer 700 kişi olmuşlar. Giderek artan bir şekilde insanları arkasına almış. 1.45 boyunda hiçbir şeyi olmayan, hiçbir ulaşım, iletişim aracı yok, hiçbir şey yok. Sadece, ‘düşün arkama’ denildiğinde komşular birbirlerine haber veriyorlar, herkes arkasına düşüyor.”

“…Bu insanlar can taşımıyorlar mıydı? bunların yorgunlukları yok muydu? Bunların bir yeri ağrımıyor muydu? El vicdan. İşte o yüzden çok değerlidir bu insanlar. Yoklukla ve yoksullukla savaşmıştır. “

BİZ TÜRK KADININI HESAP ETMEMİŞTİK”

İlknur Bektaş, konuşmasının sonunda, bir İngiliz gazetecinin bir Yunan komutanı sorgulamasını anlattı:

İngiliz gazeteci Yunan komutana hırsla sorar: ‘İstiklal mücadelesini bu Türkler nasıl kazandı?’ Biz İzmir'i işgal ettiğimizde, gemilerimiz kamyonlarla mühimmat indirirken, Türkler kağnılarla dağları taşları aşmaya çalışıyorlardı. biz konservelerimizde kavurmalar verirken askerlerimize, bu adamların tayınları belli; kayıtlar, kaynaklar var. Bizim adamlarımızın ayaklarında o biçim botlar, çizmeler varken, bu adamların ayaklarında çarık vardı.

Yunan komutan döner der ki, ‘Biz her şeyi hesap ettik. Biz Türkiye'yi, Türkleri 200 yıllık planlarla yakmayı, yıkmayı planlıyorduk, ama biz bir şeyi hesap edememiştik.’

İngiliz gazeteci hırsla neredeyse komutanın yakasına yapışacak gibi sorar: ‘Ne, ne, neden biz bu Türklere yenildik? Neydi bizi onlara karşı mağlup eden?’

Ne der biliyor musunuz, Yunan komutan; ‘Biz Türk kadınını hesap etmemiştik’ der.

İşte o Türk kadınları göğsünden sütü aka aka, ayakları patlarcasına mühimmat taşıdılar; kaç kilo olursa olsun.. Al yazmalı gelinler de gittiler. Çeyizlerini kenara koydular. Patiskalarını askere sargı bezi diye götürdüler. Evdeki son hamurunu, son mayasını, son ekmeğini askerin ekmeğine kattılar. ‘Yeter ki’ dediler ‘vatan sağ olsun.’

İşte hesap etmedikleri, o küçümsedikleri Anadolu kadını var ya, onların hepsi, ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen Mustafa Kemal'in amazonlarıydı.”

BEN PARA İÇİN DEĞİL, VATAN İÇİN ÇALIŞTIM”

Kurtuluş Savaşı’nın bu unutulmaz kahramanı, savaş sonrasında kendisine bağlanmak istenen üsteğmenlik maaşını, “Ben para için değil, vatan için çalıştım” diyerek reddetmiş ve Kızılay’a bağışlamıştı. Bu toprakları bizlere vatan yapan bütün şehitlerimizin yanı sıra, başta Üsteğmen Fatma Seher Erden olmak üzere, Kurtuluş Savaşı’nın bütün kadın kahramanlarını da rahmet ve saygıyla anıyoruz. Mekanları Cennet olsun..