☰
✕

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASINDA GİZEMLİ ANTİMON

Bazı ölümler vardır, üzerinden yıllar geçse de geride bıraktığı sorular ortadan kalkmaz. Dosyalar kapanır, tutanaklar arşivlere kaldırılır, kamuoyu başka gündemlere yönelir. Ancak bir gün yeni bir delil çıkar ve yıllardır cevap bekleyen sorular yeniden karşımıza gelir.
Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü de Türkiye'nin hafızasında yeniden açılan dosyalardan biri.
12 Kasım 2011'de Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden Kozinoğlu'nun mezarı, aradan yaklaşık 15 yıl geçtikten sonra açıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından gerçekleştirilen incelemelerde ortaya çıkan bulgular ise soruşturmanın seyrini değiştirebilecek nitelikte.
Üstelik bu kez tartışmanın merkezinde yalnızca geçmişte yaşananlar değil, laboratuvar sonuçları da var.
TOPRAKTA YOK, BİYOLOJİK ÖRNEKLERDE VAR!
3 Kasım'da kamuoyuna yansıyan Adli Tıp raporundaki en dikkat çekici bulgu antimon maddesi.
19 Ekim 2026 tarihli laboratuvar raporuna ilişkin basına yansıyan bilgilere göre, Kozinoğlu'nun mezarından alınan yedi ayrı toprak örneğinde antimon tespit edilmedi.
Buna karşılık biyolojik örneklerde dikkat çekici miktarlarda antimon bulundu.
Aktarılan ölçümlere göre yormak örneklerinde 7 bin 2, dokularda 720, saç örneklerinde 548, kemiklerde ise 175 nanogram/gram antimon tespit edildi.
Bu sonuç, soruşturmanın en önemli araştırma başlıklarından birini oluşturuyor.
Antimon, belirli kimyasal bileşikleri yüksek dozlarda toksik etki gösterebilen bir element. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı var: Bir maddenin biyolojik örneklerde tespit edilmesi, tek başına kişinin o madde nedeniyle öldüğünü kanıtlamaz.
Maddenin kimyasal formu, vücuda hangi yolla girdiği, maruziyetin zamanı ve miktarı ile ölüm arasındaki ilişkinin bilimsel olarak ortaya konulması gerekiyor.
Dolayısıyla şimdi gözler Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu'nun vereceği nihai değerlendirmede.
15 YIL ÖNCE NE YAŞANMIŞTI?
Kaşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011'de tutuklu bulunduğu Silivri 1 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi'nde rahatsızlandı.
Silivri Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Kozinoğlu'nun hayatını kaybettiği açıklandı. İlk değerlendirmelerde ölüm nedeni kalp krizi olarak kayıtlara geçti.
Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları, tıbbi belgeler ve tanık ifadeleri incelendi. 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
Ancak yıllar sonra dosya yeniden açıldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 2026 yılında yaptığı açıklamayla, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiği ve Silivri Sulh Ceza Hâkimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararının kaldırıldığı kamuoyuna duyuruldu.
Böylece 2011 yılında gerçekleşen ölüm, yeni deliller ışığında yeniden soruşturulmaya başlandı.
CEZAEVİNDEKİ SON DAKİKALAR MERCEK ALTINDA
Soruşturmanın yalnızca toksikolojik bulgularla sınırlı olmadığını da belirtmek gerekiyor.
Kozinoğlu'nun rahatsızlandığı gün cezaevinde yaşananlar, sağlık ekiplerinin müdahalesi ve olayın ardından düzenlenen tutanaklar da yeniden inceleniyor.
Kamuoyuna yansıyan soruşturma haberlerinde, ilk yardım çağrısı ile sağlık ekibinin müdahalesi arasında geçen süreye ilişkin ciddi soru işaretleri bulunuyor.
Özellikle acil durum butonuna basılmasından 9 dakika 49 saniye sonra yapılan müdahalenin tutanağa bir dakika olarak geçirildiğine ilişkin iddia dikkat çekiyor.
Dönemin cezaevi savcısı Necip Doğan ile başsavcı Ali İşgören'in bu tutanağa ilişkin ifadelerinin farklılık gösterdiği de basına yansıdı.
Burada yanıt bekleyen soru açık:
O gün cezaevinde tam olarak ne yaşandı? Müdahale sürecinde bir ihmal veya kasıt söz konusu muydu?
Bu soruların yanıtı, kamera kayıtları, sağlık belgeleri ve tanık ifadelerinin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkabilir.
9 TUTUKLAMA: SORUŞTURMA GENİŞLİYOR
Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada aralarında dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ve cezaevi savcısı Necip Doğan'ın da bulunduğu dokuz şüphelinin tutuklandığı açıklandı.
Eski MİT mensubu Enver Altaylı hakkında da kasten öldürmeye azmettirme suçlaması kapsamında tutuklama kararı verildiği bildirildi.
Bu noktada hukuki bir ayrımın altını çizmek gerekiyor: Tutuklama, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Hakkında soruşturma yürütülen kişilerin hukuki durumları ancak yargılama sonucunda verilecek kararlarla belirlenebilir.
Ancak soruşturmanın ulaştığı aşama, 2011 yılında kapanan dosyanın artık çok daha geniş bir çerçevede ele alındığını gösteriyor.
ASIL SORU: KAŞİF KOZİNOĞLU'NUN ÖLÜMÜNDE GERÇEK NEDEN NEYDİ?
Bugün kamuoyunun yanıtını beklediği soru yalnızca antimonun nasıl ortaya çıktığı değil.
Kozinoğlu'nun ölümüne giden süreçte neler yaşandığı, sağlık müdahalesinin yeterli olup olmadığı, olay günü tutulan kayıtların doğruluğu ve ilk soruşturmanın hangi delillere dayanarak sonuçlandırıldığı da açıklığa kavuşmalı.
Çünkü bir cezaevinde hayatını kaybeden kişinin ölümüne ilişkin bütün şüphelerin giderilmesi, yalnızca ailesinin değil, toplumun da hakkı.
Aradan 15 yıl geçmiş olması gerçeğin ortaya çıkarılmasının önünde engel olmamalı.
Yeni bilimsel bulgular varsa bunlar sonuna kadar incelenmeli. İddialar delillerle sınanmalı, sorumluluklar hukukun belirlediği çerçevede ortaya konulmalı.
Kaşif Kozinoğlu dosyasında bugün gelinen nokta, geçmişte verilmiş bir kararın yeni bulgular karşısında yeniden değerlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Bir mezar açıldı. Yıllar önce kalp krizi olarak kayıtlara geçen bir ölüm yeniden soruşturulmaya başlandı. Biyolojik örneklerde antimon tespit edildi.
Şimdi Türkiye'nin beklediği, bu bulguların ne anlama geldiğinin bilimsel ve hukuki olarak açıklanması.
Çünkü 15 yıl sonra bile cevaplanmamış bir ölümün karşısında sorulması gereken tek bir soru var: Gerçekten ne oldu?