Katılımevim soruşturmasında dosya büyüyor

25 şüpheli, 15 gözaltı ve dondurulan malvarlıkları

Borsada Katılımevim paylarına ilişkin soruşturma, 21 Eylül’de düzenlenen operasyonla yeni bir aşamaya geçti. 25 şüpheli hakkında adli işlem başlatılırken 15 kişi gözaltına alındı, 10 şüphelinin yakalanması için çalışma başlatıldı. Dosyanın mali ayağında ise dokuz şirketle bağlantılı yönetici ve yetkililerin para ve malvarlığı hareketlerine tedbir getirildi. Ancak soruşturma aşamasındaki iddialar ile kesinleşmiş bir mahkeme hükmü arasındaki çizgi özellikle korunmalı.
Türkiye sermaye piyasalarında son günlerin en dikkat çekici adli dosyalarından biri artık yalnızca bir hisse senedinin hareketleriyle sınırlı değil.
Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ’nin Borsa İstanbul’da işlem gören KTLEV paylarına ilişkin yürütülen soruşturma, gözaltılar ve mali tedbirlerle birlikte daha geniş bir hukuki dosyaya dönüştü.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 25 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı. Bunlardan 15’i yakalanarak gözaltına alınırken, 10 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü açıklandı.
Fakat dosyanın asıl dikkat çekici tarafı yalnızca gözaltı sayısı değil.
Soruşturmanın para hareketlerine uzanan boyutu.
Dosyanın başlangıç noktası SPK raporu
Soruşturmanın hukuki zemininde Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül tarihli denetleme raporu bulunuyor.
SPK, Katılımevim'in yanı sıra Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring paylarındaki işlemler nedeniyle toplam 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve bu kişiler hakkında iki yıl süreyle işlem yasağı uygulanmasını kararlaştırmıştı.
Burada önemli bir ayrıntı var:
SPK’nın suç duyurusu ile ceza mahkemesinin vereceği hüküm aynı şey değildir.
Bir düzenleyici kurumun yaptığı inceleme sonucunda suç duyurusunda bulunması, savcılığın soruşturma yürütmesi için önemli bir aşamadır. Ancak ceza sorumluluğunun kesinleşmesi için adli sürecin tamamlanması ve mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir.
Bu nedenle dosyadaki kişiler açısından “şüpheli” kavramının korunması hukuken zorunludur.
Şimdi soruşturmanın mali ayağı inceleniyor
21 Eylül’deki operasyonu diğer gelişmelerden ayıran nokta ise soruşturmanın yalnızca hisse işlemleriyle sınırlı kalmaması.
Başsavcılığın açıklamasına göre Pusula Finans Holding, Pusula Yatırım Menkul Değerler, Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Hedef Holding, Hedef Portföy Yönetimi, Bulls Yatırım Menkul Değerler, Bulls Portföy Yönetimi ile Ufuk Yatırım Yönetim ve Gayrimenkul şirketleriyle bağlantılı yönetici ve yetkililerin para ve malvarlığı hareketleri de soruşturma kapsamında mercek altına alındı.
Bankalara, noterliklere, tapu ve kadastro birimlerine, Denizcilik Genel Müdürlüğü'ne, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne ve MASAK'a yazılar gönderilmesinin nedeni de burada önem kazanıyor.
Amaç, soruşturma konusu olduğu belirtilen malvarlıklarının el değiştirmesinin, üçüncü kişilere devredilmesinin veya azaltılmasının önüne geçmek.
Başka bir ifadeyle dosya artık yalnızca “Kim, hangi hisseyi ne zaman aldı veya sattı?” sorusuyla yürümüyor.
Para hareketlerinin nereye gittiği ve şüpheli işlemlerle bağlantısının bulunup bulunmadığı da araştırılıyor.
Gözaltı başka, tutuklama başka
Adliye muhabirliği açısından bu dosyada özellikle dikkat edilmesi gereken ikinci nokta da bu.
Gözaltı, kişinin suçlu bulunduğu anlamına gelmez.
Savcılık soruşturması sırasında şüphelinin ifadesinin alınması, delillerin toplanması ve soruşturmanın ilerletilmesi için uygulanan bir koruma tedbiridir.
Bundan sonraki süreçte savcılık makamının delilleri değerlendirmesi, şüphelilerin ifadelerini alması ve gerekli görürse dosyayı farklı hukuki tedbirlerle birlikte değerlendirmesi söz konusu olacak.
Dolayısıyla 21 Eylül operasyonu, dosyanın son noktası değil.
Tam tersine, bundan sonraki adli sürecin hangi yönde ilerleyeceğini belirleyecek önemli bir aşama.
Asıl soru: Hisse hareketlerinin arkasında ne vardı?
Sermaye piyasası soruşturmalarında en zor bölüm çoğu zaman bir hisse fiyatının yükselmiş veya düşmüş olması değildir.
Hukuken esas mesele, gerçekleştirilen işlemlerin piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin somut delillerle ortaya konulmasıdır.
Hangi hesaplardan işlem yapıldığı…
İşlemler arasında bağlantı bulunup bulunmadığı…
Emirlerin hangi kişiler tarafından verildiği…
Para transferlerinin hangi hesaplara yöneldiği…
Şirketler ve gerçek kişiler arasındaki finansal ilişkinin niteliği…
Ve bütün bu hareketlerin SPK'nın tespit ettiği işlemlerle nasıl örtüştüğü…
Dosyanın hukuki kaderini belirleyecek ayrıntılar bunlar olacak.
Bu nedenle soruşturmanın bundan sonraki aşamasında gözaltı sayısından çok delil zincirinin nasıl kurulacağı önem taşıyor.
10 şüpheli aranıyor
Şu anda kamuoyunun bildiği kesin tablo şu:
25 kişi hakkında adli işlem başlatıldı.
15 kişi gözaltında.
10 şüphelinin yakalanması için çalışmalar devam ediyor.
Ayrıca soruşturmanın mali boyutunda çok sayıda şirketle bağlantılı yönetici ve yetkililerin para ve malvarlığı hareketlerine yönelik tedbirler uygulanmış durumda.
Bundan sonra dosyanın yönünü belirleyecek olan ise yeni gözaltılar değil, soruşturma makamlarının elde ettiği finansal ve dijital verilerin hukuki değerlendirmesi olacak.
Çünkü sermaye piyasası dosyalarında rakamlar kadar ilişki ağı da önemlidir.
Bir işlemin kim tarafından yapıldığı kadar, o işlemin başka hangi hesaplarla, hangi para hareketleriyle ve hangi zamanlamayla bağlantılı olduğu da soruşturmanın merkezine girer.
Dosyanın bundan sonraki aşaması daha önemli
Katılımevim dosyasını yalnızca “borsada operasyon” başlığıyla okumak eksik kalır.
Ortada SPK incelemesiyle başlayan, savcılık soruşturmasıyla adli boyut kazanan ve mali tedbirlerle genişleyen bir süreç bulunuyor.
Şimdi gözler, gözaltındaki şüphelilerin ifadelerinde ve soruşturma dosyasına girecek mali incelemelerde.
Çünkü bu dosyada bundan sonraki haberin ağırlığını gözaltı sayısından çok, deliller belirleyecek.
Ve hukuk açısından en doğru cümle de şimdilik bu:
İddialar araştırılıyor, deliller toplanıyor, sorumluluk ise ancak yargı sürecinin sonunda kesinleşecek.